|
Talat Atilla Akşener ve Dervişoğlu'nun sessiz barışı! Emel Sayın'a VİP mesaj! İsveç Çakısı... |
|
Cengiz Altınsoy Mağdur o |
|
Adnan Küçük NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ’NÜ HİTLER’E VERMEKLE TRUMP’A VERMEK ARASINDA NE FARK VAR? |
|
Melike Topuk Çayla Isınan Yuvalar |
|
Zahide Guliyeva KISKANAMAZSINIZ! |
|
Derya Çöl “Gerçeğin Üstünü Örten Gürültü: Fanatizm, Mahremiyet ve Sorgulamanın Kaybı” |
|
Tuğrul Sarıtaş 50 MİLYON LİRALIK ÇEK! |
|
Seyhan Korkmaz HULUSİ KENTMEN (AMCA) GELMEYECEK |
|
Kıvılcım Kalay Bazen kadın olmak |
|
Canan Sezgin 2026, Küllerinden Doğanların Yılı |
|
Tekin Öget KILICIN GÖLGESİ, SÖZÜN GÜCÜ |
|
Esra Süntar ''YEPYENİ RÜYAM'' |
|
Ersan Yıldız Sedat Peker |
Trump Barış Melaikesi Gösterilmek İsteniyor
Yazımızın başlığı çok tahrik edici, çarpıcı, hatta itici görünebilir.
Ama esasen tam da hakikati arayıp bulmaya katkı sağlayacak bir başlık bu.
Şimdilerde tüm dünya genelinde Trump yalakaları arasında, 2026 Nobel Barış Ödülü’nün Trump’a verilmesi çabalarına yönelik kıyasıya yarış var.
Bir bakmışsın, Müslüman bir ülkenin Devlet Başkanı, Trump’a Nobel Barış Ödülünün verilmesini teklif edeceğini söylüyor.
Daha başka devlet başkanları, kuruluşlar bu yarışta yer kapmak istiyorlar.
Neymiş efendim, Trump tamı tamına sekiz tane savaşı barışla sonuçlandırmış.
Yani Trump bir barış melaikesi, ona ödül verilmeli demeye getiriyorlar.
Kangrenleşen Ukrayna-Rusya savaşı Trump tarafından bitirme noktasına getirilmiş.
En büyük barışın Gazze’de yaşanan katliamları bitiren barış olduğu söyleniyor.
Trump’ın 20 maddelik Barış önerisinde ikinci aşamaya geçildiği söyleniyor.
Donald Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Gazze'nin yeniden imarı ve güvenliğinden sorumlu "Barış Kurulu"na kurucu üyesi olarak davet ettiği açıklandı.
Elbette ki, burada bahsi edilenlerin birçoğu önemli gelişmelerdir.
Ama mesele sadece Barış yapmak, yapılmasını sağlamaktan ibaret değildir.
Bir de yaşanan daha başka vahşetler, dehşetler söz konusu.
Bunları görmeyip, sadece Barışla alakalı söylenenlere odaklanmak, hakikati örter.
Soykırımcı Netenyahu’nun Mutlak Hamisi Trump
Gazze’de 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana insanlık tarihinin en büyük soykırımlarından biri yaşandı, esasen yaşanmaya da devam ediyor.
Gazze’de katledilenlerin sayısı 70.000’den fazla deniyor.
Oysa Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, BM İnsan Hakları Konseyi'nin 60'ncı Oturumu kapsamında Gazze ve işgal altındaki Filistin topraklarındaki duruma ilişkin hazırlanan raporla ilgili düzenlediği basın toplantısında açıkladığı rakam çok daha dehşet vericidir:
Francesca Albanese’e göre, Gazze soykırımında katledilen masum insanların sayısı 600.000’den daha fazla. Bunların 380.000’ni beş yaş altı çocuklardır.
Geri kalanların büyük ekseriyeti savunmasız yaşlılar, hastalar, evsiz barksız insanlar.
Hala Gazze’de milyonlarca insanlar açlık, sefalet, yokluk, soğuk, çamur içinde acılarla, ıstıraplarla yaşamaya devam ediyorlar. Evleri yıkılmış sokaklarda yaşıyorlar.
En lüks konforları çamur deryası içinde kalan çadırlarda yaşamak.
Hala Gazze’ye Türkiye’nin göndermek istediği Konteyner’ler Katil Netenyahu tarafından engelleniyor.
Hala Gazze kasabı, soykırımcı, insanlık katili Netenyahu, mazlumları, çocukları, yaşlıları ölümle baş başa yaşamaya mahkûm ediyor.
Hala, Gazze’de binlerce çocuk, açlıktan, soğuktan, susuzluktan, çamur deryasında yaşamaktan, evsizlikten ölmeye devam ediyorlar.
Tüm bunların faili soykırımcı Netyenyahu’dur.
Şu soru sorulabilir:
“Tüm bu yaşananların faili Netenyahu’dur, Trump’ın bunlarla ne alakası vardır”?
Çok ama, çooook alakası vardır; şöyle ki:
Netenyahu yaptığı tüm bu katliamları, Trump mutlak olarak destekledi, sahiplendi, hatta çok iyi yaptın dedi.
Dünyadaki diğer ülkelerinin yöneticileri Katil Netenyahu’ya sırt çevirmek istediğinde, Trump o ülke yöneticilerini derhal azarladı, ekonomik yaptırımlar uygulamakla tehdit etti.
Hala da Trump Netenyahu’yu mutlak olarak sahiplenmeye devam ediyor.
Trump, Netenyahu’nun yaptığı soykırımı, insanlık cinayetlerini haklı buluyor, sahiplenmeyi sürdürüyor.
Dahası, Trump, katil, soykırımcı Netenyahu ve ülkesinin güvenliğinin sağlanması, ticari ilişkilerinin gelişmesi, bölgeye daha güçlü bir şekilde palazlanması amacıyla Abraham Andlaşmasını hayata geçirmek için yoğun çaba sarf ediyor.
Yani Trump, Netenyahu’nun yaptıkları insanlık harici hiçbir davranışı, en ufak bir tavırla, sözle kınamadığı, eleştirmediği gibi, onu mutlak olarak, kayıtsız şartsız destekliyor.
Hatta şunu söylememiz mümkündür: Trump’un bu mutlak desteği olmasaydı, Netenyahu’nun bu katliamları, soykırım eylemlerini gerçekleştirmesi mümkün değildi.
Bir söz vardır: “essebebü kel fail”. Yani “sebep olan fail gibidir”.
Bu, hayırlı işlerde de, şerli işlerde de böyledir.
Yani bir kişi birisinin hidayetine vesile olmuşsa, o kişinin yaptığı her iyilik, onun hidayetine vesile olanın hanesine de yazılır.
Benzer şekilde, birisinin şerli işlerine vesile olan, ona destek ve cesaret veren, onu mutlak olarak destekleyen, sahiplenen de o şerir insanın bütün kötülüklerine tam olarak ortak olur. Tıpkı o kötülükleri yapan ne kadar şerli ise sebep olan, destekleyen, sahiplenen de o şerli adam gibi kötü ve şerli olur.
Bu vesileyle, Netenyahu’nun yaptığı bütün katliamlardan, soykırımlardan, bebek cinayetlerinden, Netenyahu’yu mutlak olarak destekleyen, koruyan, sahiplenen Trump da sorumludur. Netenyahu ne kadar soykırımcı ise, Trump da o kadar soykırım cinayetlerinin failidir, sorumlusudur.
Trump bütün bu kötülükleri sahiplenmekle yetinmiyormuş gibi, şimdi de uluslararası hukuku yok eden tutumlar sergiliyor.
Sevelim ya da sevmeyelim, ülkesinde halkı tarafından, güvenli seçimlerle seçilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yatak odasından alıp Amerika’ya kaçırıyor.
Bir teröristin, sevmediği bir adamı evinden alıp dağa kaçırmak gibi bir durum bu.
Sebep olarak da Maduro’nun uyuşturucuları himaye ettiğini, onlarla işbirliği yaptığını gösteriyor.
Amerika, tıpkı Saddam’ı nasıl demokrasi, insan hakları, hürriyet bahaneleri ile katletti, bir milyondan fazla insanı katlederek bu ülkenin doğal kaynaklarını sömürdü ise, şimdi de Venezuela’ya göz dikmiş görünüyor. Esasen uyuşturucu ticareti işin bahanesi, asıl maksat, bu ülkeyi kendine mutlak bağımlı kılmak, bir de Dünyanın petrol rezevlerinin %20’sine sahip olan bu ülkenin doğal kaynaklarını sömürmektir.
Artık geçmişteki sömürge eylemleri, şimdilerde çok daha kaba saba yöntemlerle, tehditlerle, şantajlarla, korkutmalarla işleniyor.
Trump denilen adam, aslında dünya barışının en büyük düşmanı. İran’ı tehdit ediyor, rejimi yıkmak istiyor. İran’ın başına Yahudi bir kadınla evlendirilen, son İran Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu olan ve Siyonist İsrail’e mutlak bağlılığını ilan eden Rıza Pehlevi İran’ın başına getirilmek isteniyor.
Dünya düzenini alt üst eden Trump, boş durmuyor.
Maduro’yu kaçırmakla yetinmedi, Brezilya’yı, Kanada’yı, Küba’yı, Kolombiya’yı, Meksika’yı da tehdit ediyor. Asarım kesrim diyor. Sanki dağ başında haydutluk yapan eşkıya gibi bir tutum sergiliyor.
“Gronland benim olacak” diyor. Karşı çakanı yok ederim demeye getiriyor.
Şimdi tüm dünyadaki uluslararası hukuk düzenini yok eden, zayıf görünen tüm devletleri yıkılma tehdidi altında bırakan bir Trump söz konusu.
Zengin doğal kaynakları, nadir toprak elementleri olan ülkeleri işgal etmekle tehdit eden bir Trump var orta yerde.
Gelse Türkiye’nin yarısını işgal edecek olsa, bu işgale direnen kahraman Türk vatandaşlarını, vatanperverlerini teröristlikle suçlayacak olan bir Trump var önümüzde.
Bazı sorular sormak istiyorum:
Hitler’in gerçekleştirdiği Holokostla, yani Yahudi soykırımıyla, Netenyahu’nun Gazze’de gerçekleştirdiği soykırım arasında ne fark var?
Hitler’in soykırımını sahiplenmekle, Netenyahu’nun soykırımını desteklemek, sahiplenmek arasında ne fark var?
Hitler’i tüm Dünya Barışını bozacak şekilde öne sürmekle Netenyahu’ya Gazze’de katliam yapmak için ileri sürmek arasında ne fark var?
Hitler’in, tüm uluslararası hukuku yok edercesine Dünya barışını tehdit etmesi, Avrupa’yı işgal etmesiyle, Trump’ın tüm uluslararası hukuku yok edercesine, dünya barışını tehlikeye düşürecek şekilde meşru devletleri tehdit etmesi, işgale hazırlanması arasında ne fark vardır?
Şimdi başlıkta sorduğum soruyu burada tekrardan sormak isterim:
“Nobel Barış Ödülü’nü Hitler’e vermekle Trump’a vermek arasında ne fark vardır”?
Oldu olacak bu soruyu bir de İngilizce soralım:
“What is the difference between giving the Nobel Peace Prize to Hitler and giving it to Trump”?
Hitler’i de ilgilendiren bu soruyu Almanca sormazsak hiç olmaz.
Worin besteht der Unterschied zwischen der Verleihung des Friedensnobelpreises an Hitler und der Verleihung an Trump?
Bari bu kadar dilden sorduk, bir de Fransızca soralım:
Quelle est la différence entre décerner le prix Nobel de la paix à Hitler et le décerner à Trump?
Ben burada bir yol gösterdim, hakikatleri orta yere serdim, yaşananların mahiyetini ifşa ettim. Tüm bu izahatlardan sonra bu sorunun cevabını çok kıymetli okurlarımın ferasetine, bilgisine, takdirine bırakıyorum.
Söz bizden, soru bizden, takdir, cevap, hakikati bulmak, ifade etmek okurlarımdandır.
E-posta
Facebook
Twitter
Yazdır
Önceki sayfa
Sayfa başına git
|
| Bu yazı 12106 defa okunmuştur. |
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |















