E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

Adnan Küçük

TÜRKİYE’NİN İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN ÇEKİLMESİNE NİÇİN BU KADAR SERT TEPKİ VERİLİYOR?
24 Mart 2021 Çarşamba

 

 

 

İstanbul Sözleşmesi, küreselci aktörlerin, salt Batılı felsefe ve hayat tarzını yansıtan seküler bir medeniyet projesini, sözleşmeci ülkelere dayatmalarını sağlayan bir uluslararası Sözleşmedir. Gerek Hıristiyanlık, gerek İslamiyet, gerekse sair ilahi dinlerin temel aile yapısını tahrip eden bir felsefe, bu sözleşmeyle üye ülkelerin kabulüne sunulmuştur. 
Bu Sözleşmenin dayatılmasının bir diğer adı, kültürel hegemonyadır. Bu Sözleşme, sadece Türkiye için değil, dini, ahlâkî, manevi, ailevî değerleri önemseyen, Batılı ya da diğer bütün toplumsal kesimler için hegemonik bir anlam ifade ediyor. Sözleşmenin bu hegemonik özelliği, Türk Toplumu açısından çok daha belirgindir. 
Bu Sözleşmeyle, LGBTİ+ gruplarının temel kutsallarının, ustaca manevralarla, kadına yönelik şiddetin önlenmesi şeklinde sunularak meşrulaştırılması amaçlanmıştır. Bu yolla, “toplumsal cinsiyet”, “cinsel yönelim”, “cinsel kimlik” ve “cinsel hürriyet” adı altında, “lezbiyen”, “biseksüel”, “gay” ve “trans birey” ilişkilerine, bu bağlamda resmi nikâhlı aile hayatı yanında nikah harici birlikte yaşamalara, kadın kadına erkek erkeğe eşcinsel evliliklere, uluslararası belge düzeyinde, kanunlardan daha etkin olarak meşruiyet sağlanmaktadır. 
Sözleşmeyle, eğitimin tüm aşamalarında, devlete, cinsel yönelim, cinsel kimlik ve toplumsal cinsel eşitlikle alakalı eğitim programları kapsamında, resmî nikâhlı karı kocadan oluşan aileye ilişkin bilgi ve bilinçlenmeler geriletilerek, eşcinsel evlilikleri de içeren diğer her türlü birlikteliklerin meşruiyetine ilişkin eğitimlerin verilmesi ödevi de yüklenmektedir. Bütün bunlar, tek başına değil, kadına yönelik şiddetin lanetlenmesi perdesi altında yapılıyor.
Bu eğitimler neticesinde, devlete, çocukların, “mevcut toplumsal klişelerden arındırılmış toplumsal cinsiyet rolleri kapsamında”, her türlü çarpık ilişkilerin meşru hak olarak görüldüğü ve gerekli gördükleri zaman da tercihlerini buna göre yapabilecekleri yönünde telkinlerde bulunma ödevi yüklenmektedir. Bu tür eğitim ve yayın faaliyetleriyle, halkın zihnî dönüşümleri sağlanarak, teamülî, İslami, kültürel ve ahlâkî zeminde şekillenen aile içi kadın ve erkek rollerinin fiili pratikler itibariyle de geriletilmesi amaçlanmaktadır.
Sözleşme ile, yaş limiti belirtilmeksizin 18 yaş altı kızlarla rıza temelli olarak birlikte yaşamalar meşru bir hak olarak düzenlenmektedir. Mesela, ülkeler iç hukuklarında aksi yönde bir düzenleme yapmamışlarsa, 12 yaşındaki bir kızla bir arada yaşamak meşru görülmektedir.
Bütün ilahî dinlerin ahlâkî anlayışını, manevî değerlerini ve aile yapısını tuz buz eden bu Sözleşme hükümleri, kendisine karşı konulmaz şekle büründürülerek bir MEDENİYET PROJESİ olarak sunulmaktadır. Bu çevrelere göre Sözleşme, sadece Avrupa’da değil, dünya genelinde ALTIN STANDART olarak kabul edilmelidir. Çağdaşlık=İstanbul Sözleşmesidir. Bu Sözleşmeye karşı çıkmak ise, gerilik, bağnazlık, yobazlık, düşkünlük, çağdışılıktır. 
Kısaca ifade etmek gerekirse, “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” sloganıyla, bu Sözleşme ile kadının şiddete karşı korunması özdeşleştirilmekte, bu Sözleşmeye karşı çıkan herkes kadına yönelik şiddeti savunmakla yaftalanmaktadır. 
Sözleşmeyle LGBTİ+ felsefeyi yansıtan hükümlerin korunması, açıkça ve tek başına yapılmamakta, kadına yönelik şiddetin önlenmesi perdesi arkasına saklanarak yapılmaktadır. Tabiri caizse bu “Sözleşmeyle, her türlü sapkın ilişkilerin, şiddetin önlenmesinin arkasına saklanılarak meşrulaştırılması yönündeki çabalar, “BAL’IN, İÇERİSİNE ZEHİR ENJEKTE EDİLEREK TOPLUMA SERVİS EDİLMESİ”ne benzetilebilir.
İstanbul Sözleşmesine Yönelik Tepkiler
İstanbul Sözleşmesine yönelik tepkiler, sadece Türkiye’ye mahsus değildir. Birçok Avrupa Konseyi üyesi ülke bu Sözleşmeye karşı direnmektedir. Her ne kadar 47 Avrupa Konseyi üyesi ülkeden 34’ü bu Sözleşmeyi hem imzalamış hem de onaylamış ise de, 11 ülke imzaladığı halde onaylamamış, iki ülke de (Rusya ve Azerbaycan) hiç imzalamamıştır. 
Diğer yandan imzalandığı halde onaylamanın yapılmadığı bazı ülkelerde bu Sözleşmenin onaylanmaması için ciddi toplumsal ve siyasi tepkiler ortaya konulmaktadır. 
Bu yoğun tepkiler neticesinde, Macaristan’da Hıristiyan Demokratik Halk Partisine üye olan milletvekilleri tarafından İstanbul Sözleşmesi’nin “ONAYLANMAMASI” yönünde getirilen öneri, 05.05.2020 günü parlamentoda kabul edildi. Bir diğer ifadeyle, parlamentoda bu Sözleşmenin “ONAYLANMAMASI” yönünde karar çıktı. Benzer şekilde Slovakya’da da parlamentoda 2019 yılında İstanbul Sözleşmesinin onaylanması önerisi reddedildi.
Bulgaristan’da Anayasa Mahkemesi’nin, 2018 yılında İstanbul Sözleşmesini Anayasaya aykırı bulması neticesinde Sözleşmenin onaylanması süreci askıya alınmış oldu. 
Polonya’da, Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro da, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye yönelik çalışmaların başlatılması için Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bir öneride bulunulacağını bildirdi.
Çekya ve Baltık ülkelerinde Katolik Kilisesi onay sürecine karşı yoğun şekilde lobi faaliyetleri yürütmektedir.
Çağdaş medeniyetçilerin İstanbul Sözleşmesini kutsallaştıran, aksi fikirlere sahip olanları aşağılayan yoğun, baskın, mütehakkim çabalarına rağmen, yukarıda sözünü ettiğim tepkiler artarak devam ediyor.
Türkiye, Batının bu büyük hegemonik küresel projesinden çekilerek, Anayasamızda “Türk toplumunun temeli” kabul edilen ailenin itibarsızlaştırılmasını hedefleyen oyunun bozulmasını amaçlayan pimi çekmiş oldu. Esasen bu tutumuyla Türkiye, diğer ülkeler için de öncülük etmiş oldu. 
Türkiye’nin açtığı bu yoldan gidebilecek her bir ülke, bu küresel oyunu ciddi manada zayıflatacaktır. Nitekim bunun böyle olduğunu bilen bütün resmi ve sivil görünümlü harici güçler Türkiye’nin bu tutumunu en üst perdeden eleştirmektedirler. 
Türkiye’nin bu Sözleşmeden çekilmesine Türkiye içinde de yoğun ve yaygın tepkiler ortaya konuldu. Bu kesimlerin söylemlerine göre, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesiyle kadına yönelik şiddetin önü sonuna kadar açılmış, kadınlar çok daha savunmasız hale gelmiştir. Hükümet, kadına yönelik şiddeti savunan bağnazların(!) etkisinden bir an önce kurtularak, bu Sözleşmeyi tekrardan onaylamalıdır.
Türkiye’nin Sözleşmeden çekilmesi, LGBTİ+ felsefeyi cansiperane savunan küreselci hegemonik güçlere yönelik yeni bir “ONE MİNUTE” çekmektir. Öyle görünüyor ki, yakın gelecekte bu “ONE MİNUTE”ın destekçileri hız kazanacağa benziyor.
İstanbul Sözleşmesi ile Kadına Yönelik Şiddet Azaldı mı?
İstanbul Sözleşmesini savunanlara göre, bu Sözleşmenin temel amacı kadına ve aileye yönelik şiddeti önlemektir. 
  Nitekim bu Sözleşmeyi savunan bir siyasetçi bu konuda şu açıklamaları yapmıştır: 
“İstanbul Sözleşmesi’nin hedefi kadınları, aileyi ve çocukları korumaktır. Türkiye’de son 1 yılda 304 kadın öldürüldü. Boşanmalar çığ gibi artıyor. Şiddetin bunda rolü büyüktür. İstanbul Sözleşmesi bunun için vardır”.


Bu söz kendi içerisinde azim bir çelişki taşımaktadır; şöyle ki. 
Bir yandan bu Sözleşmenin, kadına yönelik şiddet azaltılarak korunmasını, ailenin yaşatılmasını amaçladığı söyleniyor, diğer yandan da bu Sözleşme zamanında şiddetin ve boşanmaların sürekli arttığı belirtiliyor. Şayet, bu Sözleşmenin hakiki amacı, kadını, aileyi, çocukları korumak, şiddeti önlemek olsaydı, yaşananların aksi yönde olması, yani kadına yönelik şiddetin ve boşanmaların azalmış olması gerekirdi. Oysa, Sözleşmenin amacı olduğu söylenenlerle tam tersi yönde gelişmeler yaşanmaktadır. Bu çelişki görülmeden, Sözleşmenin etki ve sonuçlarını sağlıklı olarak değerlendirebilmek mümkün değildir.
Bu istatistikler, İstanbul Sözleşmesinin yürürlükte olduğu dönemde, kadına yönelik şiddetin sürekli artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Demek ki, İstanbul Sözleşmesi ve uzantısı olan kanuni düzenlemeler, kadına yönelik şiddeti önlemek için yetersiz kalmaktadır. Hatta belki de, aşağıda izah ettiğim sebeplerden dolayı, şiddetin artışına katkı sağlamaktadır.
Diğer yandan kadına yönelik şiddet sadece Türkiye’de değil, esasen bütün dünya genelinde artış seyri izlemektedir. Dünya Sağlık Örgütünün son verilerine göre dünyada her üç kadından biri hayatında fizikî ve/ya da cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Bunlar arasında, İstanbul Sözleşmesinin yürürlükte olduğu ülkeler de vardır. Demek ki, bu Sözleşme, iç hukuki mevzuat hükümleri ile bütünlük içerisinde şiddetin artışına mâni olamamaktadır. Burada ters giden işler var demektir. Bu ters gidişte, İstanbul Sözleşmesinin de etkili olduğu söylenebilir. Çünkü, bu Sözleşme kendisine atfedilen amaçlarla uyumlu olarak başarılı olsaydı, şiddetin en azından İstanbul Sözleşmesinin yürürlükte olduğu ülkelerde azalması gerekirdi.
İstanbul Sözleşmesinden Çekilmekle Kadınlar Savunmasız mı Kaldılar?
Bazılarına göre, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesiyle 42 milyon kadına ihanet edilmiş, kadınlar tamamen her türlü şiddete karşı savunmasız kalmış oldular. 
Peki Sözleşmeden çekilmenin sonucu hakikaten böyle midir? 
Bu sorunun cevabı hayati derecede önem arz etmektedir.
Gerek diğer ülkelerde gerekse Türkiye’de, özelde kadına yönelik şiddetin, genelde de her türlü şiddetin önlenmesini amaçlayan düzenlemeler sadece İstanbul Sözleşmesinden ibaret değildir. Hatta İstanbul Sözleşmesine taraf olmayan ülkelerde de her türlü şiddeti önlemeyi amaçlayan çok sayıda iç hukukî düzenlemeler vardır. 
Türkiye’de de aynı durum söz konusudur. 6284 Sayılı Kanun’da, Medeni Kanun’da, Türk Ceza Kanunu’nda ve diğer kanunlarda, her türlü şiddetin önlenmesini amaçlayan hukuki düzenlemeler vardır. Bunların birçoğu, İstanbul Sözleşmesinin kabulünden önce de mevcuttu.
Fakat bu kanunların bir kısmında, şiddeti amaçladığı halde, asıl amacıyla çelişerek şiddetin daha da artmasına sebep olan hükümler vardır. Şimdiye kadar, bu hükümler İstanbul Sözleşmesi ile bütünleştirilerek eleştirilmekte idi.
Bundan sonra yapılması gerekenler şu şekilde özetlenebilir:
Yeni kanuni düzenlemeler kapsamında, İstanbul Sözleşmesi ile meşrulaştırılan ve Türk toplumunun temelini teşkil eden aile yapısını yıkıcı yöndeki hükümlerden uzaklaşılmalı.
Mevcut kanunlar, sahici manada şiddeti önlemeyi amaçlayacak şekilde ıslah edilmeli.
Mutlaka, şiddetin, toplumsal, kültürel, ahlâkî, bireysel, medya vb. kaynaklarının neler olduğu üzerinde yoğunlaşılmalı. Bu yöndeki çabalarla, şiddetin bataklık kaynağı tespit edilerek, bu bataklığı kurutma amacına yönelik politikalar belirlenmeli. 
Şiddetin kaynağına ulaşılarak bu kaynağın kurutulmasına yönelik politikalara yönelmeksizin, salt yaptırım temelli önlemlerle şiddetin önlenmesi mümkün değildir. Nasıl ki, sivrisineklerin kalıcı olarak ortadan kaldırılması, sadece ilaçlama yoluyla onların öldürülmeleri ile değil, sivri sineklerin üredikleri ve çoğaldıkları bataklıkların kurutulması ile mümkünse, şiddetin kalıcı bir şekilde önlenmesi de sadece yaptırımlarla değil, şiddetin ortaya çıkmasını besleyen temel etkenlerin kaldırılması ile mümkündür.
Şiddetin yayılması, Türk toplumunun temelini teşkil eden ailenin zayıflamasına, dağılmasına, boşanmaların artmasına da sebep olmaktadır. Ailenin korunması ihtiyacı da, şiddetin önlenmesi çabalarını haklılaştırmaktadır. Kısaca, şiddetin önlenmesi neticesinde ailenin korunması da sağlanmış olacaktır.
Şiddetin her türlüsünün önlenmesi konusunda, eğitim politikaları hayati önemi haizdir. Eğitimin her kademesinde, temel toplumsal değer olan ailenin güçlendirilmesinin, şiddetin gayrı insani davranış olduğunun, insan haklarının ehemmiyetinin, köklü ahlaki değerler olarak bireylere kazandırılması gerekir. Manevi ruhtan yoksun salt teknik bilgi eksenli bir eğitimin neticesi, ahlaki çöküşler, manevi buhranlar, şiddetin artması, intiharların çoğalmasıdır. 
Bir yönüyle şiddet mağdurlarını korumak, diğer yönüyle de şiddeti uygulayanları cezalandırmak maksadıyla, şiddet fiilini gerçekleştirenleri sokağa atmakla yetinmek, tek başına yeterli bir çözüm değildir. Esasen bir kişiyi 3 ay, 6 ay kontrolsüz bir şekilde sokağa atmakla yetinmek, onu çok daha tehlikeli hale getirebilmektedir. Hatta, kişileri sokağa atarak cezalandırmak, onları hapsetmekten çok daha ağır sonuçları olan bir uygulamadır. 
Sokağa atılan kişi, varlıklı birisi ise gider otelde kalır, ev kiralar orada kalır, bir şekilde, hayatını sürdürür. Ama, bu kişi, asgari ücretle ya da asgari ücretin de altında bir ücretle çalışan, hatta işsiz güçsüz bir kişi ise yaşayacağı dram çok tahripkâr olabilecektir. Kendisini sokakta bulan bu kişi, işsizlik ya da yetersiz ücret ortamında kalacak bir yeri yoksa ve bu haliyle sokakta kalmaya mahkûm ediliyorsa, bu durumun vereceği ruhi ızdırap, onun kinlenmesine sebep olabilecek, bu durum onu çok daha tehlikeli hale getirebilecektir. 
Bu sebepledir ki, devlet, bir yandan bu kişilerin ıslahını sağlayıcı faaliyetlerde bulunmalı, diğer yandan da şiddete yönelmesini önleyici çabalara girişmelidir. Belki bunun için ıslah evleri ya da ıslah uygulamaları projesi oluşturabilir. Bu proje ile, hem bu kişilerin sokakta kalarak daha tehlikeli hale gelmeleri önlenmiş olacak, hem de ıslah edilerek topluma, hatta belki de tekrardan ailesine kazandırılmaları sağlanmış olacaktır. Bu mümkün olamasa da, en azından yeni evliliği, çok daha sağlıklı bir zeminde gerçekleştirmesi ve sürdürebilmesi için lüzumlu zihni, fikri, psikolojik, ahlâkî, kültürel donanıma kavuşturulmuş olacaktır.
Bu yöndeki önerilerin yerine getirilmesi, büyük ölçüde, hem şiddete yönelenin ıslahına katkı sağlayacak, hem de orta ve uzun vadeli eğitim politikaları ile de şiddetin kaynağı büyük ölçüde zayıflatılmış ya da kurutulmuş olacaktır. Esasen her ne kadar bu yol, uzun ve sabır gerektirir ise de, en kalıcı ve etkili olanı bu yoldur.
Bizim bulacağımız ve geliştireceğimiz bu kalıcı ve etkili yol, diğer ülkeler için de model olacaktır. Bunu başarmak, İstanbul Sözleşmesinden çekilme eylemini taçlandıracaktır. Yeter ki, bu yönde, ciddi, kapsamlı, çözüm geliştirici politikaları bulalım ve uygulayalım. İstikbal, LGBTİ+ eğilimli medeniyet tasavvurunda değil, ahlâkî, manevi, aynı zamanda da özünü ve ruhunu muhafaza ederek günün şartlarıyla da uyumlulaşan AİLE’dedir

E-posta   Facebook   Twitter     Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Bu yazı 18217 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
TAKLİTCİ DEĞİL TÜRKİYE’NİN GERÇEKLERİNE UYGUN BİR ANAYASANIN YAPILMASI
3/15/2021
1000 YIL SÜRECEK DENİLEN 28 ŞUBAT’IN TAHRİBATLARI VE TAMİRATLAR
3/6/2021
YENİ ANAYASA: BAŞKANLIK SİSTEMİ Mİ GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM Mİ (2)?
2/25/2021
YENİ ANAYASA: BAŞKANLIK SİSTEMİ Mİ GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM Mİ (1)?
2/16/2021
CUNTA ANAYASASINDAN DEMOKRATİK SİVİL ANAYASAYA: TAŞLI YOLLAR
2/7/2021
YARATILIŞ MODELİ KONGRESİ EVRİMCİLERİ NİÇİN RAHATSIZ ETTİ?
1/29/2021
VESAYETÇİ ZİHNİYETE GÖRE ÖZDE CUMHURBAŞKANI(!?) NASIL SEÇİLİR?
1/20/2021
BAŞÖRTÜLÜ HÂKİMLER Mİ BAŞI AÇIK HÂKİMLER Mİ TARAFSIZ KARAR VERİR?
1/11/2021
1876 KÂNÛN-I ESÂSÎ’DE ÇEVİRİ HATALARI: TBMM BAŞKANINA ÇAĞRIMDIR
1/2/2021
HARF DEVRİMİNİN TÜRK DİLİNDE MEYDANA GETİRDİĞİ SONUÇLAR
12/23/2020
TÜRKİYE’DE BAŞKANLIK SİSTEMİNİN FİKİR BABASI: PROF. DR. BURHAN KUZU
12/14/2020
FRANSA’DA ÇOĞULCULUK VE HOŞGÖRÜ YERİNİ FAŞİZME Mİ BIRAKIYOR?
12/5/2020
CHP, HDP, SP VE İYİ PARTİ ANAYASASI İNKÂR EDİLDİ, İYİ PARTİ’DE NELER OLUYOR?
11/26/2020
HANGİ CUMHURİYET YAŞASIN?
11/17/2020
ABD’DEKİ SEÇİMLER Mİ, YOKSA VENEZUELA’DAKİ SEÇİMLER Mİ DAHA AZ HİLELİ?
11/8/2020
İZMİR DEPREMİ VE HÜKÜMETE BİR ÖNERİ
10/31/2020
Tarikatlar Atatürk’ün 1924 Anayasası’nda teminat altında idi
10/24/2020
ENİS BERBEROĞLU MİLLETVEKİLLİĞİNE GERİ DÖNEBİLİR Mİ?
10/14/2020
CHP’NİN SÖZÜNÜ ETTİĞİ “GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM” MÜMKÜN MÜDÜR?
10/4/2020
RECEP TAYYİP ERDOĞAN 2023 SEÇİMLERİNDE CUMHURBAŞKANLIĞINA ADAY OLABİLİR Mİ?
9/23/2020
İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE GÖRE, DEVLET KADINA YÖNELİK 'ALKOL TEMELLİ ŞİDDETLE' MÜCADELE ETMEMELİ Mİ?
9/13/2020
TÜRK TOPLUMUNUN TEMELİ OLAN AİLEDE “ALARM ZİLLERİ” ÇALIYOR?
8/27/2020
15 YAŞ ALTI KIZLARLA İMAM NİKÂHI İLE EVLİLİK SUÇ MU, DEĞİL Mİ?
8/16/2020
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ: “BAL”IN İÇİNE ZEHİR KATILARAK SERVİS EDİLMESİ
8/5/2020
ZİNCİRLERİNİ KIRAN AYASOFYA-İ KEBİR CAMİ-İ ŞERİF’İNDE İLK CUMA NAMAZI
7/25/2020
15 TEMMUZ BENZERİ YENİ BİR İHANET KALKIŞMASI YAŞANABİLİR Mİ?
7/15/2020
27 MAYIS ASKERİ DARBESİNİN YASSIADA CİNAYET MAHKEMESİ İLGA EDİLDİ
7/6/2020
FETH-İ MÜBİN’İN SEMBOLÜ AYASOFYA SAN’AT VE İMAJA FEDA EDİLEMEZ
6/20/2020
AYASOFYA’YA DANIŞTAY KARARIYLA CAMİ STATÜSÜ KAZANDIRILMASI
6/9/2020
TÜRKİYE’DE ASKERÎ DARBELERİN ANASI: 27 MAYIS 1960
5/31/2020
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ: AİLE VE KADINLAR KORUNUYOR MU TAHRİP Mİ EDİLİYOR?
5/18/2020
ALİ ERBAŞ’IN ŞAHSINDA HUTBELERE LGBTİ+ AYARI MI ÇEKİLMEK İSTENİYOR?
5/5/2020
CORONA SÜRECİNDE YAŞANAN KÜRESEL EKONOMİK SAVAŞLARIN GALİBİ KİM OLACAK?
4/24/2020
CORONA VİRÜSÜ KÜRESEL OPERASYONA MI DÖNÜŞÜYOR?
4/13/2020
CORONA VİRÜSÜNE KARŞI “DUA İLE MÜCADELE” ÇOK MU SAÇMA?
4/1/2020
CORONA VİRÜSÜNE KARŞI HANGİ ÜLKELER BAŞARILI, HANGİLERİ BAŞARISIZ?
3/21/2020
İDLİB’DE NE İŞİMİZ Mİ VAR? ŞEHİTLİK TEPESİ BOŞ MU KALMALI?
3/10/2020
28 ŞUBAT, RAND CORPORATİON: YENİ BİR DARBE Mİ GELİYOR?
2/29/2020
SORUYORUM: FETÖ İHANET ÖRGÜTÜ’NÜN SİYASİ AYAĞI KİMLER OLABİLİR?
2/18/2020
ANAYASA MAHKEMESİ KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN ÖNLENMESİ ÇABALARINI SABOTE Mİ ETTİ?
2/9/2020
ELAZIĞ VE MALATYA DEPREMİ SONRASI SKANDAL MAÇ ERTELEME KARARI
1/28/2020
HAKİKATEN TÜRK ASKERİ’NİN LİBYA’DA NE İŞİ Mİ VAR?
1/18/2020
İNSANCIL(!) BATIDA FAŞİST BİRİNE VERİLEN NOBEL ÖDÜLÜ
1/8/2020
KANAL İSTANBUL KAMPLAŞMASI: YENİ GEZİ EYLEMLERİ HAZIRLIĞI MI YAPILIYOR?
12/30/2019
YENİ PARTİLERİN TOPLUMDA KARŞILIĞI VAR MIDIR?
12/24/2019
YORUMLAR
Toplam 3 yorum var, 3 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.
No no no 25 Mart 2021 Perşembe 16:36

Aileyi koruyamayan adalet sistemi iken bunu hayata gecirilmemis ve tek amacı ''aile'' tarafından korunmayan savunmasız kadın, çocuk ve sizlerin adını anmak istemediği ''diger herkesi'' korumak olan bir sözleşmeye yüklemeniz ne kadar doğru bilemiyorum. Bence tek taraflı bakıyorsunuz olaya. Objektif olduğunuzu düşünmüyorum.

Yorumu oyla      0      0  
Ergin KARİPTAŞ 24 Mart 2021 Çarşamba 22:36

Kıymetli Hocam, meseleyi çok iyi izah etmişsiniz herkesin okumasını salık veriyorum. Teşekkür ediyorum

Yorumu oyla      2      1  
Mehmet Sarcan 24 Mart 2021 Çarşamba 14:40

Hocam Allah razı olsun bizce büyük bir bilgi boşluğunu ikmal ettiniz

Yorumu oyla      1      1  
SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
ANKET
Sizce Covid-19 aşısına ikna için resmi yaptırım olmalı mı?



Sonuçları göster Anket arşivi
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
  •SİTENE EKLE
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
rusya
Haber
Beyaz Saray
TCMB
DEAŞ
premier lig
Yükseköğretime Geçiş Sınavı
kardeş
bodrum