Yaş…
Aslında bir sayı değil.
Bir ömürdür.
Biriktirilmiş acılar, sabırlar, mücadelelerdir.
Ama biz…
Bir rakama bakıp insan silmeyi öğrendik.
65 oldu mu…
Sanki hayat bitmiş gibi davranıyoruz.
Kapılar kapanıyor.
Bakışlar değişiyor.
Ses tonu bile sertleşiyor:
“Sen artık evinde otur…”
Ne kadar kolay değil mi?
Bir insanı, sadece yaşıyla yok saymak…
Oysa o “yaşlı” dediğin insanlar;
senin yürüdüğün yollardan defalarca geçmiş,
senin düştüğün yerlerden kalkmış,
senin henüz öğrenmediğin hayatı yaşamış insanlardır.
Onlar…
Birer “yük” değil,
birer hafızadır.
Ama biz ne yaptık?
Pandemiyle birlikte,
zaten kırılgan olan saygıyı tamamen parçaladık.
Hatırlıyor musun?
Sokakta yürüyen yaşlıların başına su dökenleri…
Otobüsten indirilenleri…
“70 yaş, iş bitmiş!” diye bağıranları…
Unuttuk mu gerçekten?
Yoksa işimize mi geliyor?
Bugün iş arayan birine,
sadece yaşı yüzünden kapı kapatıyoruz:
“Sen yaşlısın.”
Hayır.
O yaşlı değil.
Sen sabırsızsın.
Çünkü yaş…
sadece yılların değil,
deneyimin adıdır.
Bugün 70 dediğin yaş,
dünün 50’si.
İnsan ömrü uzuyor,
ama bizim bakışımız hâlâ eski.
Dünyanın başka yerlerinde…
80 yaşında ameliyata giren doktorlar var.
90 yaşında hâlâ üreten insanlar var.
Çünkü orada şunu biliyorlar:
Tecrübe çöpe atılmaz.
Ama bizde…
Emekli edilen insan,
hayattan da emekli ediliyor.
Oysa o insanlar çalışmak ister.
Üretmek ister.
Hareket etmek ister.
Çünkü onlar için çalışmak…
sadece para değil,
yaşamın kendisidir.
Sen “risk” diyorsun…
Onlar “hayat” diyor.
Sen “bitmiş” diyorsun…
Onlar hâlâ ayağa kalkıyor.
Gerçek şu ki:
Yaşın riski yoktur.
Risk…
insanı erken vazgeçmiş sayan zihniyettir.
Ve unutma…
Bugün “yaşlı” diye kenara ittiğin herkes,
yarın olacağın insandır.
Yaş…
güzellik gibidir.
Bakan göze göre değişir.
Ama anlayan için…
Yaş, bir son değil—
en değerli başlangıçtır.