|
Talat Atilla İktidar içinde Erdoğan’ı manipüle etmek isteyen profesyonel bir grup var! |
|
Cengiz Altınsoy “Kamil olan anlar istikbalimi” |
|
Adnan Küçük TRUMP’I ESİR ALAN EPSTEİN: BATI’NIN CANAVAR RUHU DEŞİFRE OLDU (2) |
|
Melike Topuk Seçenek Çokluğunda Yalnızlaşmak |
|
Zahide KİM UDDU KİM UDUZDU? |
|
Derya Çöl Konforlu Entelektüellik ve Kaybolan Aydınlık |
|
Tuğrul Sarıtaş Kiracılar Yalnız Bırakılmamalı |
|
Seyhan Korkmaz DÜRÜSTLÜK: EN PAHALI ANTRENMAN |
|
Kıvılcım Kalay ŞAKA |
|
Canan Sezgin MART: KOZMİK BİR OPERASYON VE YENİDEN DOĞUŞUN SİMGESİ |
|
Tekin Öget ORTADOĞU’NUN KIRILMA HATTI |
|
Esra Süntar ''YEPYENİ RÜYAM'' |
|
Ersan Yıldız Sedat Peker |
|
Elif Hece Öztürk Sular Yükselirken |
Önceki yazımızda, vicdanı reddeden, sosyal Darwinizm olarak da nitelenen özü sebebiyle vahşet ve dehşetli uygulamalara sahne olan Batı Medeniyetinin çirkin, çirkef, vahşi canavarlaşmış yüzünün felsefi temellerine temas etmiştik. Yazımızın sonunda da bir dizi sorular sıralamıştık. Bu yazımızda bu sorular da cevabını bulacaktır.
Bu felsefi ilkelere tekrardan kısaca temas ettikten sonra, bunu tamamlayıcı mahiyetteki Siyonizm’in temel felsefi görüşlerine değineceğiz. Daha sonra da Epstein vakasını bu felsefe zemininde değerlendireceğiz.
Canavarlaşmış vahşi Batı Medeniyetinin temel ilkeleri şunlardı:
(1) Dayandığı temel nokta “hak ve adalet değil, sadece kuvvet”tir; güçlü olan her şart altında haklıdır; bu ilkenin zaruri neticesi başkalarına “tecavüz”dür.
(2) Temel hedefi “menfaat”tir. Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır. Kuvvet ve menfaat temelli politikaların neticesi, sürekli işgal, boğuşma, gasp, sömürü, talan vb.’dir.
(3) Hayata dair temel ilkesi “Hayat bir mücadeleden ibarettir”. Bu ilke, ilk iki ilkenin zaruri bir neticesidir. Bunun bir diğer ifade şekli “sosyal Darwinizm”dir. Bu ilkenin neticesi: “sürekli çatışma, savaş, mücadele, bu yolla güçlülerin zayıfları ezmesi, mallarını, canlarını gasp etmesidir”. Bu mücadelede, zayıfların, güçsüzlerin yok edilmesi doğal bir haldir. Yaşamanın tek meşru yolu güçlü olmak, çatışmada galip gelmektir. Bu mücadelede sadece güçlüyü koruyan normlar hukuk demeye layıktır; zayıf olanlar layık değildir.
(4) Toplumları meydana getiren bireyleri birbirlerine bağlayan bağlar, ırkçılık ve menfî milliyet fikridir. Irkçılığın zorunlu neticesi, kendisini üstün gördüğü için, aşağı ırk ya da tür olarak gördükleri insanları yutmak ve yok etmektir. Siyonizm bunun en bariz misalidir.
(5) Bütün bu ilkelerin nihai neticesi, meyvesi, tatminsiz nefsin, şehvetin sapkınlığa varan arzuların tatmin edilmesidir. Nefsin her türlü heveslerinin, arzularının tatmin edilmesi yönündeki yoğun çabaların neticesinin en bariz misali Epstein kapsamında yaşananlardır.
Siyonizm’in Felsefi Temeli
Canavarlaşmış Batı medeniyeti bir yönüyle Siyonizm’de somutlaştığı gibi, bir başka yönüyle, Siyonizm, bu medeniyetin canavarlık boyutunu çok daha ileri düzeylere taşımaktadır.
Siyonizmin dayandığı temel felsefe esasen sadece Yahudilerle sınırlı değildir. Mesela Hıristiyan inancına mensup bir kişi de “ben bir siyonistim” diyebilmektedir. Bunun en bilinen misali ABD eski Başkanı Joe Biden’dir. Burada, Siyonizm şemsiyesi altında toplanan bir çatı yapı söz konusudur. Bu yapıya dâhil olanlar, sadece Yahudiler değildir. Çok çeşitli kesimler mevcuttur. Hatta “ben Müslüman Türk bir Siyonist’im” diyenler bile vardır.
Birbirinden çok farklı inançlara mensup oldukları halde onları Siyonizm çatısı altında birleştiren, hedeflerine odaklanmalarını sağlayan Siyonist Yahudi inancı temelli fikirlerdir.
Siyonist felsefeye göre, Yahudiler ve kendilerinden saydıkları kişiler kendilerini diğer insanlardan üstün görüyorlar.
Bu yöndeki fikirlere kısaca temas edelim.
Yahudilerin kutsal dini kaynaklarından Talmud’da “Tanrı, eğer İsrailoğulları Tevrat’ı kabul ederse yaratma fiiline başlayacağını buyurmuştur” deniyor. (Talmud Bavli, Şabat 88a). Bu geleneğe göre İsrailoğulları’nın Tanrı tarafından seçilmesi, insanlığın varlık sahasına çıkmasından önceye, yani zamanın başlangıcına dayandırılmaktadır.
Talmud’a göre çöldeki İsrailoğullarının Tanrı’yı “Tek” ilan etmesi üzerine Tanrı da buna mukabil olarak “Ben de İsrailoğullarını dünyada tek ve benzersiz ilan ediyorum” demiştir (Talmud Bavli, Berahot 6a). Siyonist Yahudilik inancına göre, seçilmişlik/üstünlük doktrini, Tanrı’nın İsrailoğullarını diğer insanlara mutlak üstün kılacak şekilde seçtiği, onların bu kutsal imtiyazlı halinin kıyamete kadar süreceği yönünde geliştirilmiş bir temel inanç meselesidir. Siyonizm’in odaklandığı hedefin temelinde bu felsefe yer almaktadır.
Bu felsefi görüşler, sadece tarihi bir kayıt olarak Talmud’da kalmamakta, günümüzde Siyonist politikaları hararetle destekleyen Hahamlar, akademisyenler, siyasetçiler de bu fikirleri savunmakta, canavarlıklarını bu felsefe ile meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar.
Yahudi Haham Menachem Mendel Schneerson Yahudilerle Yahudi olmayanlar arasındaki farkı ortaya koyan görüşü özetle şu şekildedir:
“Bir insanın yalnızca (diğer insanlara nazaran) daha üst düzeyde olduğu derin bir değişim üzerine konuşmuyoruz. Aksine, …tamamen farklı türlere ait bir durum var. … Bir Yahudi insanın bedeni, dünyanın tüm uluslarının (üyelerinin) bedeninden tamamen farklı niteliktedir. … vücudun iç kalite farkı, … o kadar büyüktür ki, bedenler tamamen farklı türler olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle Talmud, Yahudi olmayanların bedenleri hakkında (Yahudilerin bedenlerinin aksine) ‘halahik’ bir tutum farkı olduğunu belirtmektedir; ‘onların (Yahudi olmayanların) bedenleri beyhudedir’. Ruhla ilgili olarak ise daha da büyük bir fark mevcuttur. İki zıt ruh türü vardır; Yahudi olmayan bir ruh üç şeytani katmandan gelirken, Yahudi ruhu kutsallıktan gelir”.
Burada sadece Yahudilerle onlara hizmet eden ve Siyonizm kapsamına dâhil olanlar insan olarak görülürken, bu kapsam hâricinde kalanlar insan türüne dâhil edilmemektedir. Anlayacağınız Hitlerin Nasyonal Sosyalizminden daha dehşetli bir hal söz konusudur. Çünkü Nasyonal Sosyalizm, Tanrı’nın bazı insanları mutlak olarak üstün yönetici, bazılarını da yönetilenler, yani diğer insanlar olarak yarattığını belirtir. Yani her iki kesim de insandır. Siyonizm’de Siyonistler insan diğerleri ise insan altı yaratıklardır. Burada esasen Yahudiler üstün görülse de, uygulamada Yahudilerle dayanışma içinde olan ve Siyonizm çatısı altında toplanan herkes, şimdilik bu üstünlük kapsamına dâhil edilmiş olmaktadırlar.
Bu felsefenin neticesi şudur: nasıl insanların, hayvanlardan (mesela koyun, keçi, inek, deve, kuş gibi) üstün oldukları için onları kesip etlerini yemeleri, derilerinden faydalanmaları gayet doğal bir hal ise, Siyonist Yahudi felsefeye göre de, diğerlerinin canlarına kıymak, kanlarını akıtmak, katletmek, hatta kesip etlerini yemek de olağan, tabii (doğal) bir haldir.
Bu felsefe, hem Epstein vakalarında yaşananların hem de Siyonist İsrail’in katliamcı uygulamalarının temelini teşkil etmektedir.
Bu felsefe ile uyumlu bazı güncel söylemlere de yer verelim:
Rabbi Yitzhak Shapira ve Rabbi Yosef Elitzur isimli iki haham yazdıkları “Kralın Tevrat’ı (Torat ha-Melekh)” adlı eserlerinde, Yahudi olmayanların öldürülmelerini haklı ve meşru gören görüşleri, Yahudi hukukundan metinler ve farklı çağlardaki kıdemli Yahudi hahamlardan çok sayıda alıntılarla pekiştirmektedir. Kralın Tevratı’ndaki fikirlere saygı duyan ve onu kendi orijinal Tevrat'ları olarak kabul eden bazı hahamlar ve yeşiva talebeleri, İsrail hükümetinin himayesi ve İsrail ordusunun koruması altındaki yerleşimciler tarafından, Filistinlilere, onların mülklerine ve kutsal mekânlarına saldırarak Filistinlilerin taciz edilmelerini, kasaba ve köylerinin, camilerinin yakılıp yıkılmasını, ağaçlarının kesilmesini, çiftliklerin ve ekinlerin yakılmasını dini ve meşru hak biliyorlar.
Samuel’de “şimdi git, Amalekliler’e saldır. Onlara ait her şeyi yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür”( 1. Samuel, 15:3) ifadeleri yer almaktadır. Bu emir, Yahudilerin tüm düşmanlarına karşı güç kullanma hakkının olduğunu savunan bazı gruplar tarafından günümüz çatışmalarına uygulanabilir bir ilke olarak kabul edilmiştir. Günümüzde Filistinliler Amalekliler olarak kabul edilir. Netanyahu, 28 Ekim 2024’te Gazze'ye yönelik saldırılar üzerine Tevrat'tan, "Amaleklilerin size yaptığını unutma. Biz de hatırlıyor ve savaşıyoruz" (Yasa 25/17) metnini okur. Netenyahu bu sözleri okuyarak Filistinlileri Amaleklilere, İsrail’i de Amaleklilerle savaşan İsrailoğullarına benzetmiştir.
Yukarıdaki fikirlerle bütünlük içinde mesele değerlendirildiğinde, Amaleklilerle özdeş görülen Filistinli çocuklar, hamile kadınlar, yaşlılar, savunmasız insanlar bile, mutlaka yok edilmesi gerekli insan dışı yaratıklar olarak görülmektedir.
İsrailli Haham Reuven, Filistinli çocukların öldürülmesini kutsal kitapları temelinde şu ifadelerle meşru görmektedir: “Tanrı bize çocukları öldürmemizi emrediyor. Kutsal kitabımız savaş zamanında kimseyi sağ bırakmamamızı emrediyor. Merhamet yok. Bir çocuğa bile merhamet edemezsiniz. Merhamet ederseniz o çocuğun büyüdüğü zaman öldüreceği kurbana karşı gaddarlık etmiş olursunuz. Çünkü o çocuğun büyüdüğünde sahip olacağı ideoloji babasının ideolojisinden daha kötüdür. Tevrat’ın 25’nci bölümünün 19’ncu ayetinde, ‘erkeklerin kadınların ve çocukların yaşama hakkı yoktur’ der. Tanrı çocukların da öldürülmesini emrediyor”.
İsrailli milletvekili Yitzhak Kroizer, İsrail ordusunun, Batı Şeria'nın Tammun beldesinde 2'si çocuk 4 Filistinliyi öldürmesini, “Cenin'de masum sivil, masum çocuk yoktur” sözleriyle savunmuştur. Akademisyen Orit Perlov şu açıklamayı yapar: “İran’ın altyapılarını değil, çocuklarını bombalayın. İranlı anne-babalar çocuklarının öldüğünü görmeyi hak ediyorlar”.
Sosyal Darwinist Felsefe ile Bütünleşen Siyonist Zihniyetin Meşrulaştırdıkları
Burada Sosyal Darwinizm esasen küresel ölçekli mücadele ve çatışmayı öngörürken, Siyonistler, bu felsefe ile kendi inançlarını bütünleştirerek, bir yandan vahşice katliamlarını meşrulaştırırken, diğer yandan da bu amaca ulaşmak için, Epstein Şebekesinin kumpas ve şantajları ile amaçlarına ulaşmanın taşlarını döşemişlerdir.
Sosyal Darwinist zihniyetle bütünleşen Siyonist üstün ırkçı; hatta kendilerini insan diğerlerini insan olmayan yaratıklar olarak gören kesimlere göre, şunlar meşrudur:
(1) Güçlü olanların hayatta kalmak için, rakiplerini yok etmeleri en tabii haklarıdır.
(2) Güçlü ve menfaatleri peşinde koşan insanlar, yaşamayı sadece kendileri için bir hak olarak gördükleri için, zayıfların, kendilerinden olmayanların canları, malları, çocukları, kadınları, kısaca her şeyleri üzerinde her türlü tasarruf yapmayı kendileri için olağan kabul ederler. Burada asıl olan güçlülerin hayattan maksimum düzeyde haz almaları, pedofili dâhil her türlü şehevi duygularını tatmin etmeleri, genç kalmaları, dünyada ebedileşmeleridir.
(3) Siyonistlerin, kendilerinden olmayan ve mücadelede düşman ya da rakip olarak gördükleri herkesin ülkelerini işgal etmeleri, çoluk çocuk herkesi katletmeleri, hayatta kalmaları için bir gerekliliktir. Hatta bunları öldürmemek, onların inançlarına ihanettir.
(4) Bu mücadeleci ortamda, sadece güçlülerin ve güçlülerle tam ittifak halinde olan Siyonist güçlerle, bunların kendilerine yakın gördükleri insanların insan hakları vardır. Kendilerinden olmayan çocuklar, çocuk haklarına sahip değildir. Sivrisinekleri haşere olarak görerek öldürmekle kendilerinden olmayan insanları ve çocukları öldürmek farksızdır.
(5) Amerika’da büyük çoğunluk, Amerika’nın İran’a karşı savaşmasını istemese de, Epstein şebekesinin Trump ve yöneticileri hakkındaki şantajları, Trump’ı Amerika’yı İran’a yönelik savaşa girdirmeye mecbur bırakmıştır. Trump savaş kararını Anayasaya aykırı olarak almıştır. Çünkü Amerikan Anayasasına göre, savaş kararını alma yetkisi Kongre’ye aittir. Hala Kongre bu yönde bir karar almış değildir.
ABD’de Epstein şantajına maruz kalanlar o kadar çok ki, Adalet Bakanı Pam Bondi şu açıklamayı yapar: “Epstein dosyalarındaki herkesi yargılarsak ABD’deki tüm sistem çöker”.
Bu açıklama, Şantajcı Epstein Şebekesinin Amerika’daki üst düzey yöneticilere ve güçlülere yönelik ulaştığı dehşetli etkileme, esir alma düzeyini göstermektedir.
Ayrıca, Epstein kanalizasyonunda yaşanan çirkefliklere, pisliklere, pedofili vakalarına, insanların (bebek) kanlarının içilmesine, insan kanının gençlik iksiri olarak bazı insanların vücuduna zerk (enjekte) edilmesine, insanların etinin yenmesine ilişkin tüm delilleri, belgeleri, bilgileri, E-mail iletilerini, resimleri, videoları açıklayan ABD Adalet Bakanlığıdır. Bu açıklananlar buz dağının sadece küçük bir kısmıdır. Geri kalanlar hala Adalet Bakanlığının bilgisi dâhilinde gizlenmeye devam etmektedir.
Dünyada en ileri demokrasi olduğu söylenen, insan hakları şampiyonu ilan edilen, çocuk hakları konusunda kurucu rol oynadığı söylenen, hukuk devleti sıralamasında en önde gösterilen Amerika’da, Devlet, sistem çöker diye, hem Epstein Dosyasına bulaşanlar hakkında ciddi hukuki işlemler yapmıyor, hem de Adalet Bakanlığının bilgisi dâhilinde olan gizli suç belgelerinin üzeri örtülmeye devam ediyor.
Öyle anlaşılıyor ki, Adalet Bakanlığı ve bürokrasisi MOSSAD güdümlü Epstein çetesinin silahşörleri, emir erleri gibi hareket ediyorlar. Yüz kızartıcı, ahlaksızlığın en tepesine çıkan ve bir kısmı en vahşice suçların delili olan bulgular, bu şebeke tarafından gerek Trump’a gerekse diğerlerine karşı hayasızca şantaj olarak kullanılıyor.
Bu savaşın neticesi nereye varır bilinmez. Ama bu şebeke izin vermedikçe ya da izin vermeye mecbur kalmadıkça, bu savaş bitmez, bitirilmek istenmez.
Bir diğer ihtimale göre, Epstein şantajcılarının mecbur bıraktığı bu savaş, Trump’ın ve İsrail’in sonunu getirebilir. Ya da bu savaş, İsrail ve Amerika’ya çok ağır ve kalıcı hasarlar verebilir. Tabii ki, bu hasarlardan tüm dünya ülkeleri de olumsuz yönde etkilenecektir.
(6) Artık insan hakları, hukuk devleti, demokrasi, çocuk hakları, haklının üstün olması, hukukun hâkimiyeti gibi insani değerler, Batı medeniyetinin sahipleneceği ilkeler olmaktan çıkmıştır. Yukarıda bahsi edilen Batı Medeniyetinin en karanlık ve kirli yüzü ile bu değerlerin bir arada olması imkânsızdır. Hem çocuk hakları deyip hem de pedofili fiili işlemenin, çocukları katletmenin, kanlarını içmenin, etlerini yemenin ve bunların üzerinin devlet tarafından örtülmesinin bir arada bulunması mümkün değildir. Hem insan hakları deyip, hem de kendilerinden olmayanları insan altı yaratıklar olarak görmek bağdaştırılamaz. Hem insan hakları deyip, hem de “hayat mücadelesinde zayıf olanlar yok olmaya mahkûmdur; zayıfların yok olması en tabii bir haldir” demek dünyada en çelişkili bir durumdur.
E-posta
Facebook
Twitter
Yazdır
Önceki sayfa
Sayfa başına git
|
| Bu yazı 14089 defa okunmuştur. |
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |

0
0













