Turk Time
DOLAR
48,9996 ▲ %0.06
EURO
55,7208 ▼ %-0.02
ALTIN
6528,3150 ▲ %0.74
BIST-100
12592,76 ▼ %0
PETROL
99,0500 ▲ %0.65
BONO
40,3300 ▲ %0.22
ISTANBUL
BUGÜN
16/19°
ISTANBUL
YARIN
16/20°

SEZGİSEL DİKKAT

Öngörüye yatkın sanılmış belirtiler asla ivmeli kazanım/başarı değildir.
Fermantasyonu bozuktur o kadar. 
Edilgenmiş ya hani...
İnandıracak kadar gelişemedi..
Prematüre kişilikte kaldığını önsezimle bile farkederim ben!

?Zamanın akışında duruyorsun; cesaretin nehrine giremeyecek kadar da korkaksın. Revizyonsuz gürültünden başka bir şey duyulmuyor!

?İlginç bir algoritma geliştirmiş potansiyelin kullanım kılavuzu yoktur. 
Benzer cümlelerde kendine uymayanları filtreler. Spesifik olarak güvenlik sağlamaz ama kontrol bilinci geliştirilebilir. 
Mahal vermediği kapsam lehine olanlardır, çünkü! 
Devasalığını böyle gizler.

?"Bir kerecik de olsa; '40 yıl düşünün!'"

Çünkü bazen "konuşmadan anlayanla konuşmak!" ile "gürültüden anlamayanla susmak!" "aynı şey!"
?Misal; çoğunluk öbür dünyada ise bu dünyadaki azınlıkta kim ola?

Durmak; hızdan daha çok cesaret ister. Hız ise durmaksızın oyalanmaktır...

?Gerçek yön tayini; yeni yollar bulmak değil yanlış yolları terk etmeyi göze almaktır... 
Bunu yapabilen çok azdır. 
Bundan dolayı düşünen insan da azdır..

?Pasif farkındalık; durağanlık değil kavrayışın ağır ilerleyen biçimidir. 
Zihnin ani coşkularla değil soğukkanlı bir dikkatle kendine yönelmesi gerekir. 
Aceleyle ulaşılmaya çalışılan her farkındalık yalnızca kendini onaylama çabasıdır ve bu çaba düşüncenin keskinliğini aşındırır. 

Farkındalık; bilmek değildir — kuşku duymaktır... Kuşku yoksa bilinç de yoktur; sadece ezber vardır... 
Çoğu insan ezberle yaşar, ezberle ölür...

?Alışılmış doğruların yarattığı güven duygusu çoğu zaman algının kör noktasını büyütür... 
Kişi bu körlüğü fark etmeden hayat sürdüğü müddetçe bilincin derinliği yalnızca yüzeyde gezinir. 
Oysa yüzeyde kalan düşünce içgörüyü yalnızca yansıtır fakat dönüştüremez..

?"Her hayalin bir yaşanmışlığı vardır!" olgusu üzerine çalışan dışgörü etrafınızda canlılık gösterdiğinde, azınlıkta kalan süreler zamanın farkındalığını saf tutar şekilde değişken kılarken, insan gelişmeye açık zihnini tüm algılara mantık çerçevesinde kullanıma sunar..
Özünde hayli zor gibi yaşanan duygusal yapısı "kanaat" etmeye alıştırılmış gündeliklerine yansır.

Kanaat; insanın kendine çektiği fren gibidir...

Güvenlidir fakat bazen de öldürücüdür. 
İnsan kanaat ettikçe soru üretmez.. 
Sadece cevap toplar ve cevaplar zihni doyurur ama büyütmez... 
Büyüme; eksiklik duygusunu koruyabilenlerde olur... 
Eksikliğini kabul edebilen insan henüz tamamlanmamış olduğunu bilir.. 
İşte bu bilinçli hareketin kaynağıdır.

?Hayaller geçmişten beslenir ancak gelecek gibi görünür. 
Bundan dolayı onları anlamak geleceği planlamak değil geçmişle yüzleşmektir... İnsanlar bunu da karıştırır. 
Yüzleşmekten kaçan her kişi umut adı altında tekrar üretir; aynı fikri... 
Yeni kelimelerle paketleyerek!

?İnsan düşünmez sadece düşündüğünü zanneder. 
Zihin en çok tekrar ettiğinde en az üretir... 
Fakat düşüncelerinin de esiri olan biri kendine bile itiraz edemez...

?Farkındalık; yeni fikirler bulmak değil eski düşünceleri geçici olarak askıya alabilmektir. Çoğu kişi bunu yapamaz. 
Çünkü düşüncelerini bırakırsa kimliğinin de çökeceğinden korkar...

?Gerçek yön tayini; karar almak değil hangi düşünceleri taşımaya değmeyeceğine karar vermektir...

?"Bazı insanlar konuşmaz... Çünkü içinde oldukları şeyi anlatmak, onu kaybetmekle eşdeğerdir... Ve bazıları hep görünür kalmak için kendinden geçer..."

?Görülmeyen Terk Edişlerin Gölgesinde Bir “BEN”

?Bazı terk edilişler valizsiz olur. 
Bazı ayrılıklar, “hoşça kal” bile demez. 
Ve bazen insanı en çok yoran şey; birinin gitmesi değil, kalıp da yavaş yavaş yok olmasıdır...
?Çünkü herkesin fark ettiği o sessizlik… 
Senin çoktan içselleştirdiğin bir sessizliğin yankısıdır..

?Kendini hiç yaşanmamış bir cümlenin içinde unutursun.
Ve bir gün hiç kurulmamış bir bakışta bütün hikayenin sonunu görürsün..
?Adı konmamış cümleler başlar. 
Yazmadığın ancak yaşadığın mektuplar gibi... Terk edilmemişsindir belki ama çoktan bırakmışsındır..

?Değerinizi korurken en çok karşılaşılan hatalı davranış; başkalarının değerine hizmet ederken kendinizi bulduğunuz an'dır...

?"İnançsızlık Paradoksu"
-İçinden çıkılamayan ikilemler bütünü-

?İnsan bu paradoksa kapılmadan önce her şey yerli yerindedir. 
Bir gülümseme ile başlarsın o insana güvenmeye, tüm duygularını belli etmeye, saf bir varoluş halinde inanmaya... 
İnandıklarını yine aklında hiçbir art niyet olmadan anlık reflekslerle süslemeye...
?Hiç kırmak istemez, onu anlamaya çalışır; o arada da "KENDİNDEN ÖDÜN" vermeye başlarsın... 
Hiç yapmadığın hareketler aniden "GÜVEN" söz konusu olunca ortaya çıkacak, bir akarsuda akışa kendini bırakmışlık duygusu yaşatacaktır...
?Öylece her şey olacağına varacaktır...
Böylece oluşabilecek "SAMİMİYET" değer olgularını bir bir yargılamaktan kurtaracaktır...

?Fakat ona verilen değeri hak etmeyene ve sevgiye inancı kalmasın birine ne yapsam, ne desem "BOŞ"
?Kendimizi kandırmaktan öteye gidilemiyor...

?Bazı ruhlar yaşar, bazıları ise canlı hisseder.. Farkı gözlemleyebiliyor musunuz acaba?

?Zaman makinesi icadından ziyade herkes geçmişte yanlış durakta inmiş gibi hareket ediyor. 
Özgünlük şarkıları söylüyoruz fakat kulaklıklarınız başkalarının playlist'ine bağlı! Düşünsenize; kendi melodinizi düşünürken bile başkasının notalarını çalıyorsunuz.. Ne trajik!

?İnsanlar tutamadıkları sözler ile meşhur, çünkü!

?Sana ne zaman bir ayna tutulsa sadece görüntünü düzeltmeye çalışıyorsun! 
Peki ya yansıyan sesin? 
Ya içindeki kırık çağrışımlar? 
Rüyalarında bile senden başkası konuşuyorsa uyandığında sen hâlâ kendin misin?

?İnsan bazen öyle yanlış şeyleri sahiplenir ki; kendini bile ödünç yaşar... 
Hissedemediği duyguları anlatır, anlamadığı sözleri savunur, unuttuğu hayalleri varmış gibi taşır...

?Kimliğini bir kartvizit gibi cüzdanında taşıyanlara ne demeli? 
Kendini çalıştıkça tanımsızlığa düşenlere? 
Her cümlenin sonuna “ben” koyup, her duygunun başını başka birine bağlayanlara?!

?İnsan aynı günlerin benzerini fiziksel sınırları doğrultusunda tekrar ettiğinde yaşadığını sanıyor... 
Çok basit bir hayatın varlığını gözünde büyüttüğünde kendisini aciz hissediyor... Benliğinin yokluğu bu kadar bariz belli iken beyninin algısına aldanıyor...
?"Kişi yaşadığı kısa bir anın tekrarını neden yapar ki? 
Ve bu inanışını bir ömre sığdırır?"

Günün 'Esra Süntar 'sözü:
“Bir gün hiç kimse seni terk etmediğini iddia edecek... 
Ve sen ‘O zaman bu yalnızlığı kim bıraktı buraya?’ diyeceksin!
Çünkü bazı insanlar lüzumsuz sessizlik gibi.. Durduk yere tanınıyorlar!"