OTURANLARIN KOŞANLARA BORCU VARDIR
/Haber peşinde bir gün bile koşmamış insanların "gazetecilik" anlattığını görüyorum...
/Bu mesleği yalnızca unvanı, makamı ya da kartviziti için seçenler uzun süre ayakta kalamaz!
Gerçek gazetecilik; masa başında değil, sokakta öğrenilir. Mürekkep kokan matbaalarda, sabahlara kadar süren haber nöbetlerinde, olay yerlerinde, kimi zaman yağmurun altında, kimi zaman gözyaşının ortasında yoğrulur.
Bugün geriye dönüp baktığımda, 55 yılı aşan meslek hayatım boyunca sadece haber yapmadığımı; aynı zamanda insanı, dostluğu, vefayı ve ne yazık ki kıskançlığı da öğrendiğimi görüyorum.
Mesleğe 1968 yılında, Ankara'nın efsaneleşen Rüzgârlı Sokağı'nda başladım. Alt katından matbaa sesleri yükselen, mürekkep kokusunun eksik olmadığı gazete bürolarında yetiştim. O yıllarda gazetecilik bir meslekten öte yaşam biçimiydi. Habere ilk ulaşabilmek için gece gündüz demeden koşardık.
Bugün ise Rüzgârlı Sokağı'nı, İstanbul'un Babıâli'sini bilmeyen; haber peşinde bir gün bile koşmamış insanların "gazetecilik" anlattığını görüyorum. Elbette bilgi paylaşmak değerlidir. Ancak gazetecilik yalnızca teoriden ibaret değildir; emek, saha deneyimi ve alın teri ister.
Ulus, Günlük Olay, Günaydın, Sabah, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde görev yaptım. TRT'nin siyah-beyaz yayın yaptığı yıllardan başlayarak sayısız habere, röportaja ve belgesele imza attım. Türkiye'nin ve dünyanın birçok önemli organizasyonunu takip ettim, ödüller aldım, kitaplar yazdım.
Fakat bana en büyük dersi başarılar değil, insanlar verdi.
Başarılı olduğunuz gün herkes yanınızdadır. Alkışlar yükselir, övgüler ardı ardına gelir. Ancak işler tersine döndüğünde telefonlar susar. Kapınızı çalan olmaz. O gün anlarsınız ki gerçek dostluk ile çıkar ilişkisi aynı şey değildir.
Gazetecilikte kıskançlık ve makam hırsı dün de vardı, bugün de var. Arkanızı döndüğünüzde koltuğunuzun başkasına verildiğini görebilirsiniz. Bu yüzden dost seçerken dikkatli olmak gerekir. Çünkü insanı en çok yaralayan, çoğu zaman düşmanları değil; dost bildikleridir.
Bizim dönemimizde bilgisayar yoktu. Elektrikler kesildiğinde daktilomuzu çıkarır, mum ışığında haber yazardık. Görev verildiğinde bahane üretmez, koşardık. Çünkü haber beklemezdi.
Bugün teknoloji gelişti; haber üretmek kolaylaştı. Ama gazeteciliğin özü değişmedi. Merak, cesaret, dürüstlük ve çalışkanlık hâlâ bu mesleğin temelidir.
Gazetecilik; sadece haber yazmak değildir. İnsan hayatına tanıklık etmek, toplum adına soru sormak ve gerçeğin peşinden yılmadan yürümektir.
Bu mesleği yalnızca unvanı, makamı ya da kartviziti için seçenler uzun süre ayakta kalamaz. Gazetecilik gönül işidir.
Ben ömrüm boyunca bu mesleği severek yaptım.
Ve bugün aynı inançla söylüyorum:
Dünyaya yeniden gelsem, yine gazeteci olurdum.

