Pahalılık Alev Gömlek:
Televizyon kanallarında neredeyse her gün birbirinden güzel yemek programları yayınlanıyor. Birbirinden iştah açıcı tarifler, zengin sofralar, bol malzemeli yemekler...
Ancak ekranın diğer tarafında bambaşka bir gerçeklik var.
Birçok aile bugün temel gıda ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.
Zeytin, peynir, yumurta almakta güçlük çeken; eti bırakın, kasabın vitrininin önünden geçerken iç çeken insanlar var.
Çocuklarının beslenme çantasına koyacak bir şey bulamadığı için üzülen anne ve babalar bulunuyor.
Hayatın bazı gerçekleri ancak yaşanarak anlaşılır. Geçim sıkıntısını yaşamayanlar, çoğu zaman dar gelirli insanların içinde bulunduğu durumu tam olarak hissedemezler.
Yemek Programları ve Gerçek Hayat:
Elbette yemek programları bir kültür ve tanıtım aracıdır. Ancak ekonomik zorlukların yoğun olduğu dönemlerde birçok vatandaş bu programları izlerken kendisini daha da kötü hissediyor.
Ekranda hazırlanan sofralar bazıları için sıradan olabilir; fakat ay sonunu getirmeye çalışan aileler için ulaşılması zor bir hayal gibi görünebiliyor.
Bugün birçok insan markete giderken her ürünü hesaplayarak alıyor. Domatesi, salatalığı, soğanı tane hesabıyla satın alanlar; bir bardak çayın, bir simidin bile hesabını yapmak zorunda kalanlar var.
Bir An Düşünelim:
Programlarda sık sık şu tür tarifler anlatılıyor:
"Bir kilo kuşbaşı et, bir kilo domates, patlıcan, soğan, sarımsak, peynir..."
Oysa ekran başında bunları alabilecek imkâna sahip olmayan milyonlarca insan bulunuyor.
Bir çocuğun "Anne, bize de bu yemekten yapar mısın?" sorusuna cevap verememek nasıl bir duygudur?
İşte asıl üzerinde düşünülmesi gereken konu budur.
Empatiye İhtiyacımız Var
Bu yazının amacı yemek programlarını eleştirmekten çok, toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı ekonomik gerçekleri hatırlatmaktır.
Çünkü refah içinde yaşayanlarla geçim mücadelesi verenlerin dünyaları aynı değildir.
Daha fazla empatiye, daha fazla anlayışa ve insanların yaşadığı zorlukları görmeye ihtiyacımız var.
Sözün özü:
Tok olan, açın yaşadığı sıkıntıyı tam anlamıyla hissedemeyebilir. Ancak onu anlamaya çalışmak, daha duyarlı ve vicdanlı bir toplum olmanın ilk adımıdır.