SİDİK YARIŞI
Bazı insanların hayatta bir hedefi yoktur; rakibi vardır.
Kimin arabası daha pahalı, kimin çantası daha marka, kimin çocuğu daha başarılı, kimin tatili daha uzak, kimin masası daha kalabalık, kimin telefonu daha yeni…
Bitmez.
Biz buna halk arasında son derece akademik bir ifadeyle “sidik yarışı” diyoruz.
Adam “Antalya’ya gittim” der, öteki “Biz zaten her yaz Bodrum’dayız” diye atlar.
Kadın “Kızım İngilizce öğreniyor” der, karşısındaki “Bizimki İngilizceyi geçti, Fransızcaya başladı” der.
Sen “Biraz yoruldum” dersin, mutlaka senden daha çok yorulmuş biri çıkar.
Hatta hastalığın bile rekabeti var.
“Belim ağrıyor.”
“Ayy seninki bir şey değil, benim üç fıtığım var.”
Geçmiş olsun demek yerine teşhis yarıştırıyoruz.
Çünkü bazı insanlar sohbet etmiyor; puan topluyor.
Sosyal medya da bu yarışın olimpiyat stadı oldu.
Eskiden komşunun yeni aldığı perdeyi görüp kıskanırdık, şimdi hiç tanımadığımız bir kadının Maldivler tatiline sinirleniyoruz.
Kahvaltımızı yemeden başkasının serpme kahvaltısını görüyoruz.
Evden çıkmadan başkasının arabasını, yatmadan başkasının evlilik yıldönümünü, maaşımız daha hesabımıza geçmeden başkasının alışveriş poşetlerini seyrediyoruz.
Sonra da kendi hayatımıza dönüp:
“Ben niye böyle değilim?”
diye soruyoruz.
Çünkü sevgili arkadaşım, sen kendi hayatını yaşamıyorsun ki.
Başkalarının vitriniyle kendi deponu kıyaslıyorsun.
Üstelik vitrinde gördüğün her şey de gerçek değil.
O romantik akşam yemeğinin beş dakika öncesinde kavga edilmiş olabilir.
O mükemmel çift eve ayrı arabalarla dönüyor olabilir.
O “hayat bana güzel” paylaşımının kredi kartı ekstresi senden daha çirkin olabilir.
Ama biz görüntüyü satın alıyoruz.
Sonra yarış başlıyor.
Birisi marka çanta alıyor, sen daha büyüğünü.
Birisi doğum günü yapıyor, sen daha şaşaalısını.
Birisi çocuğuna parti yapıyor, sen çocuğun ne istediğini sormadan organizasyon şirketi çağırıyorsun.
Çocuk balon istiyor, anne LED ekran getiriyor.
Çünkü parti çocuk için değil; diğer anneler için.
Sidik yarışının en yorucu tarafı da şu:
Kazananı yok.
Çünkü senden mutlaka daha zengini, daha güzeli, daha genci, daha ünlüsü, daha başarılısı çıkacak.
Bugün Porsche aldın diyelim.
Yarın yanına Ferrari yanaşacak.
Ferrari aldın.
Adam helikopterle gelecek.
Helikopter aldın.
Elon Musk uzaydan el sallayacak.
Nereye kadar?
İnsan belli bir yaştan sonra şunu anlamalı:
Hayat, “Ben ondan daha iyiyim” diyebilmek için fazla kısa.
Asıl mesele başkasından daha iyi olmak değil, dünkü halinden daha iyi olabilmek.
Daha huzurlu olmak.
Daha özgür olmak.
Daha az rol yapmak.
Daha çok gülebilmek.
Masayı ne kadar pahalı donattığın değil, o masada kimlerle içtenlikle gülebildiğin önemli.
Binlerce takipçin olması değil, başın sıkıştığında arayabileceğin üç kişinin olması.
Ve bazen en büyük zenginlik, kimseye hiçbir şey kanıtlama ihtiyacı duymamaktır.
Çünkü hayatın sonunda kimse sana
“Kaç kişiyi geçtin?”
diye sormayacak.
“Kendi hayatını yaşadın mı?” diyecek.
Sen hâlâ başkasının arabasına, evine, çantasına, kocasına, kariyerine bakıyorsan kusura bakma…
Yarışı kazanmadın.
Sadece kendi hayatına geç kaldın.


