5 Ekim 2012 tarihinde Akrep Burcuna geçiş yapan Satürn etkisiyle Türkiye’nin gizli, derin, üzeri örtülü, bilinmeyenleri, gizemleri, güç savaşları, kontrol altında olduğu alanlar, yüzü soğuk olan gerçekler bir bir açığa çıkmaya başladı. Ülkemiz Akrep burcu karakteristiğinde kurulmuş. Matematiksel olarak ezelden tayin edilen kuruluşu üzerine, felek çemberinde, tetiklendiği alanlar kâh hastalık getirmeye mükellef, kâh safahat. Bu işler böyle işler. Felek diğer adıyla sebepler dairesi, her ol’uş, başka bir ol’uşa sebep, sebeplere hayr-şer muhtaç olan bizler. Hakikat penceresinden bakınca şöyle bir âleme, idrak edince sebepleri ve neticeleri, gün döner devran döner, felek döner, çark döner, sebeplerle işlenen fiiller harman olur savrulur, sap döner, hesap döner, ayrılır saman ile dane, daneler insana, samanlar hayvan yemine döner. Her biri de kendince bir işe yarar, onun sebebi sana, benim sebebim ona, bu ömür, sebepleriyle, kulun kula zulmü, kulun kula uzanan eli, kulun kula vebali, kulun kula beşiği, mezarı böyle geçer gider…
Satürn diğer adıyla Zuhal, en son 29 Kasım 1982’ de Akrep burcunda idi, 29 Mayıs 1983’ de yaptığı kısa bir geriye dönüş sonrası 24 Ağustos 1983’ de kendisine tayin edilmiş vaktini Akrep burcunda tamam edeceği 16 Kasım 1985 tarihine kadar, Türkiye’nin, yeni yapılanmasına, ihtilal sonrası kurulacak ilk hükümete, yeni düzen, yeni yasalar, ülkenin sahnesini yenilediği, yeni teatral sezonun açılışını yaptı.
Ülkemiz ilk ciddi Terör eylemiyle, Satürn Akrep geçişinde, 1984’de tanıştı. 15 Ağustos 1984 yılında, Şemdinli/ Eruh baskını ve ilk şehidimiz Süleyman Aydın ve Memiş Arıbaş oldu. Öncesi ise 1974 yılına kadar dayanmakta ve o senelerde yine sahnede olan Satürn idi, İkizler Burcunda son derecelerde, Ülkemizin Ay’ı ile kavuşumda 12.ev alanımızda idi, 12.ev alanı ülkeler astrolojisinde, bir ülkenin gizli düşmanlarını, perde arkası faaliyetlerini, ülkenin yıkımına uğraşan karanlık güçleri simgeler. Ay ise ülkenin nüfusunu, köklerini, alışkanlıklarını, 12.evdeki ay ise köklerle ilgili sorunları, halkalar arası sorunları, baskılanmış güdüleri, karanlık ve korkuyla örülü üzeri örtülü gerçeklerini simgeler.
PKK.(başka isimler almış uzantıları, öncesi ve sonrası olan örgütlerde dahil, legal illegal) gerçeğini yapılanmasını, ideolojisini burada uzun uzun yazacak değilim, herkesin kendi vizyonuyla bir bakışı vardır ve oldukça fazla bu konuda envanter mevcut.
Peki ya şimdi ne olacak? Bu sorun nasıl çözülecek? Bir terör örgütü olarak tanınan bu örgüt ve isimler kendilerini Barışın hangi tarafında görmekteler, samimiler mi? Bir ülkenin İç sorunu diye adlandırılacak kadar basit mi? Peki ya destekleyen ülkelerin belli belirsiz manipülatif varlıklarını nereye koyacağız… Barış sürecini başlatan, Terör örgütüyle masaya oturan demokratik çerçevede sorunun çözümü adına görüşmelere devam den Hükümet’in bu çabası ne kadar samimi, pazarlık unsurları var mı? Var ise neler? Nasıl bir çözüm düşünmekteler? Ülkemizdeki terör gerçeği, iç sorun olmayacak kadar köklü budaklı dış güçlerin etkisindedir, daha acısı şu tabloya göre, ben gibi aklı evvel dahi görmektedir ki, bu sorununun muhatabı olarak adı geçen isimler dahi, en üst yetkilisi olan, bildiğimiz isimler dahi, saf dışı bırakılabilir, adı değişir, başka bir yapılanmaya bürünür, yine başka bir grup oluşturulur ve dış güçlerin kumandası ile halkı halka kırdırmaya devam ederler, ta ki bu vatan bölününceye dek…
Suriye parçalanmaya doğru gidiyor, Irak parçalara ayrıldı, İsrail’in vaat edilmiş topraklarının önünde pek bir engel kalmadı, bu işin sonucu, endek olur, döndek olur, Güneydoğunun parçalanması ile ve Başkanlık Sistemi adı altında yönetim şeklimizdeki değişimlerle, şehitlerin kanı ve incittiğimiz atalarımızın kemikleriyle, ruhlarıyla, bir daha belimiz doğrulmaz. İyi niyetli olduklarını düşünelim, iki tarafında samimice, kalıcı bir barış ve çözümden yana olduklarını düşünelim yine… Lakin hissedilen şu ki; ruhu olmayan, duygusunu yitirmiş, güven vermeyen bir Barış… Kürt-Türk vs. kazanan hiç biridir. Halk birbirine kırdırılmıştır, bir ideoloji doğmuştur, yapay bir ideoloji başka güçlerin vaat edilen toprakları adına içimizdeki İrlandalılar kandırılarak ortaya çıkmıştır, çoğu zaman geri dönmek istediklerinde, uyandıklarında infaz edilmişlerdir ve dahi içimizde olan ülkenin istihbaratı ve güvenliğinden mesul olan yetkilerinin de bir dönemler destek verdikleri bu yapılanmalar onların da kullanıldığını göstermektedir.
Daha cesur yazılabilir tüm bunlar da. Bekleyelim görelim… Samimiyet mi? Ticaret mi? Elmayı içindeki kurt çürütür, içimizdeki kurtlar Barışın iki tarafı içinde geçerli, elmaya zarar vermekten vazgeçerse, dışımızdaki kurtlar için önlem almak daha kolaydır.
“Harekette birlik olmazsa, fikirde birlik faydasızdır. “ Muhammed İkbâl