Son günlerde hepimizin ilgisini çeken 2012 fenomeniyle ilgili olarak, bilgim dahilinde , bir yorumda benden olsun diyerek uzun zamandır üzerinde düşündüğüm, ve sadece aklımla, beynimin kıvrımlarında, yüreğimdeki kitaba başvurarak sağlıklı bir sonuç almaya çalıştığım bu konuyu paylaşmak isterim…
İlk olarak kamuoyunda Sevgili Burak Eldem’ in 2012 Marduk’ la Randevu (2003)adlı araştırma kitabıyla duyurulmuştu (en azından ben o dönem öğrenmiştim). O dönem epey popüler olmuş ardından her tükettiğimiz şey gibi unutulmuştu. Ve bu sene başlangıçlı olarak, bilenin bilmeyenin, aklı alanın almayanın, ağzı olanın konuştuğu, çeşitli teoriler ürettiği , biraz espiri, biraz ciddi sohbet konuları arasında yerini alıverdi.
Ne idi 2012? Kıyamet mi, yoksa ön provası mı? Salt bu tarih mi kilit noktası peki ya öncesi varmıydı, ya sonrası? Her şeyi inkara odaklı soyuta kapalı somuta tutunmuş insan aklı , inancın erdeminden vazgeçmiş, bilmeye ama bilip de tüketmeye kendini şartlamış insanoğlu için ne idi anlamı? Bilimsel olarak ne kadar veri vardı elimizde, ilahi gerçeklerden ne kadar haberdarız, ezoterik anlamlarını ne kadar doğru algıladık ? Uyanış ise bu kaçımız uyandık, uyananlar ne diyor, uykuda olanlar neler sayıklıyor? İnkarda mıyız hala, ya da hazırlıkta olanlar kimler, hazırlığını yapanların bohçasında neler var? Neyi götürme hazırlığındalar? Ölmeden ölmek fiili ne idi? Kıyameti belleğimize nasıl aldık, kıyam- et… yerinden doğrul, ayağa kalk ve uyanışa geç…!
Maya uygarlığına mal edilmiş bir konu gibi görünse de, her uygarlığın, öğretinin, kutsal kitapların ve ilim-bilim adamlarının üç aşağı beş yukarı geleceğini bildikleri bir dönemdir 2012. Ve öncesi…
(Marduk adlı gök cisminin 21 aralık 1983 tarihinde keşfedilmesinin ardından popüler olmaya başlamış.)
Bu konuda net dünyasında epeyce bir bilgi var buraya taşımak istemedim, kendi süzgecinizle değerlendirmeniz için. Maya takvimi, marduk, 2012 vs…
Ankara’lı , ailesinde pek çok ilim insanının (kadın/erkek) olduğu bir kökten geliyorum, çocukluğum, kainatın dilinden konuşan büyüklerimin arasında geçti, İlahi gerçeğin, mutlak-ı kadir’in sistemi üzerine ne fanatik olacak, ne de inkarcı olacak şekilde dozunda ayarında saf bilginin özünü anlatanların arasında geçti.
Dünya’nın yaşayan bir varlık olduğunu, sudan, topraktan, ateşten çok ama çok öte, nefes alan veren, aynen bir bebek gibi gelişen, genişleyen , büyüyen, ne vermiş isen bu bebeğe, ne öğretmişsen aynının karşılığını alacağın bir tarla gibi ektiğini biçeceğin bir yer olduğunu öğrendim. İnsan neslinin bu dünya ya halife olduğunu, bizim dünyamız gibi nice dünyaların var olduğunu öğrendim. Ve bu dünyalarda yaşayan nice varlıkların olduğunu, insan nesli gibi düşündüğünü, çalıştığını, geliştiğini öğrendim.
Yaratılmış olanın, bir süreliğine belli bir süreye göre ruhsal gelişimi adına dünyaya gönderildiğini, başlangıçta her ruhun bir yaratıldığını, bir zulmet içinde kimine nur isabet ettiğini kiminin ise zulmetle gark olduğunu öğrendim. Nur isabet edenlerin bu dünya içinde en ağır görevleri tanzim edilenler olduğunu da zaman içinde öğrendim…
Dünyanın da aynen insan gibi, doğum, gelişim ve ölüm üçgeninde kesinliği asla inkar olmayacak sona doğru gittiğini öğrendim. Kainatın , vesile- sonuç dairesinde sistematik bir şekilde planlı programlı tek milim şaşmadan düzenlenen bir gerçeğe doğru, sonuca doğru yüzdüğünü öğrendim.
‘’ Deme şu niçin şöyle,
O da olması gerektiği için öyle’’
Ve günümüz dünyası , yaşlı bir dünya , insanların negatif enerjilerini emen, hisseden , süzen, emanet olduğunu unutup hoyratça üzerinde deneyler yaptığımız, nefes alacak alanlarını daralttığımız, kuruttuğumuz, şeklini şemalini dili yok diye değiştirdiğimiz, canı yok diye üzerine bombalar attığımız, bize verdikleriyle yetinmeyip,verdiklerini korumak geliştirmek yerine, yok petroldü yok su idi diye diye delik deşik ettiğimiz, yüzölçümü belirli olan alanlara dar gelip, daha da genişlemek adına bizlere çizilen sınırların daha fazlasına sahip olma adına, yüzünü kana buladığımız dünya, dünyamız…
Kendisine verdiğimiz onca zararın , hasarın ardından bir gün kusacağını bilmezlikten gelip, onca ibrete hikmete rağmen salt kendi bencilliğimizle benden sonrası diğerlerinin sorunu diye diye atmosferini , dengesini, iklimini bozduğumuz dünya ve en nihai,sebep –sonuç ilişkisiyle kainattaki yerini, yörüngesini bozduğumuz dünya…
Her insanın kıyameti öldüğünde kopar, öldüğünde uyanır insan aslı bir oyun aslı bir rüyadan ibaret olan dünya yaşamındaki uykusundan sonra başlar yaşam. Kıyamet uyanış demektir, ve yaşadığımız çağ kıyamet çağıdır. ölmeden ölenler bunu kavrar.ilahi bilgiler yüzyıllar boyunca insanın uyanışına rehber olmaya çalıştı, kalplerimizi mühürledik kendi aklımızla irademizle, tıkadık kulaklarımızı gel-geç zevklerimizle, egolarımıza taptık bin bir zulmet içinde, hırslarımıza yenik düştük, gelişmek yerine geriledik, sonra dil uzattık geçmişe ne kadar geriler diye.çağlar açıldı, çağlar kapandı, her biri bir ibret her biri bir hikmet içinde. Kördük, öyle ya yaşıyoruz dünya ayakta , bizde ayakta ama kendi yarattığımız sisler içinde….
Yaşlı ve kainatın bilgisini belleğinde tutan yorgun dünyamızı yenilemek adına bir şey yapmadık, yaptıklarımız ise ortada işte. O ‘ na ait olan her şeyi bozduk, özünü bozduk, dengesini bozduk, Suyunu kirlettik, toprağını pislettik, verdiklerini dejenere ettik, bilim diye genleriyle oynadık, bazen doğru olsa da çoğu zaman yanlış yaptık, ve ardından başka dünyalar arayışına girdik, bilim adına mı hayır,kirleteceğimiz başka dünyalar bulmak için, suyumuz azaldı, bitkilerimiz azaldı, yaşam veren enerjilerimiz azaldı,ve kotayı doldurduk, kotası henüz dolmayan yerlere ise barış adı altında, ön hazırlığında perde arkasında çeşitli oyunlar hilelerle müdahale ettik, kimyasal olan yine kendi buluşlarımız olan en tehlikeli şeyleri , kendi neslimizle denedik, dünyayı ikiye böldük kurbanlar ve kurtarıcılar, oysa dünya ile birlikte kendimizi de kurban ettiğimizin farkında değildik.
Ve şimdi tarih olarak 21 Aralık 2012, ama öncesi , sebepleri ile sonun başlangıcına geldik, uyanan uyandı, uykuda olanlar sahneye fırladı, uyananlar çekildi bir bir dünya sahnesinden uyuyanlar sayıklar şekilde şaşkın ve öfkeli negatif enerjileriyle ...
21 aralık 2012 tarihinde kıyamet bildiğimiz terimle kopmayacaktır, zira çoktan başladı kıyam- et…
Dengesini bozduğumuz dünya için bir kurtuluş bir temizliğin başlangıcı, toplu ölümlerle bir bir temizlenecek olan negatif enerjilerin gidişi, ve uyanışa geçenlerin altın çağı. (altın çağ bir öğreti adına yazılmamıştır, bu kelimeyi sık sık kullanan öğretilere tabi değilim ), sancılı bir süreç ve yaşlı dünyanın intikamı. Küresel krizler hem de her anlamda, ekonomik, doğal, iklim, gıdalar, hastalıklar, savaşlar, ve bir süre karanlığın en karanlığı azgınlıklar sapkınlıklar ki çoktan başladı…
21 aralık 2012 sadece bu dönem için biçilmiş tevafuki bir tarih. Kainatta yaratılmış hiçbir şey sebepsiz değildir, ibreti bir hikmeti olmasın, astroloji yıldızların ilmidir ve yıldızlar mutlak-i kadirin görevlileridir , kainatta var olan her iş, olay, yaşam onların Rahman’ dan aldığı emir ile oluşur, olur var olur, akıl ve irade verilmiştir , düşünceden ibarettir insan ve düşünceleri eyleme geçince kaderi olur. Bir ceza var ise suç ta vardır, ilahi adalet mekanizması her şeyden haberdardır bilgisi vardır, onun yazdığı değişmesi mümkün olmayan senaryo işte oynuyoruz, bu kaderimiz, bu dünyanın kaderi demek en büyük cehalettir, şirkdir, HERŞEY ONUN BİR PARÇASIDIR, İNSAN DA KAİNATTA ONUN NEFESİYLE OLUŞMUŞTUR. İnsanın bunun idrakine varması gerekir, Yaradan’ ın bir parçasıyız ve onun enerjisi onun sıfatlarıyla tecelli etmişiz. Şimdi bizler yeryüzüne halifeyken emanete yaptıklarımıza bir kez daha bakıp uyanmalıyız. Değişmez olan sonuca gideceğiz , sürünerek gitmek yerine niçin uçarak gitmeyelim… sonucu değil belki , ama değiştirebileceğimiz şeyler mutlaka var. Bir oyun bir rüya sahnesi olsa da dünya yaşamı yarınların ön hazırlığıdır, oyunu düzgün oynayan, rüyasını kabusa döndürmeyenindir sonsuz huzur . düşüncelerimizde var olan negatif enerjilerden, fısıltılardan, şekillerden şemallerden arınarak, bilinçaltımızda bir köşeye büzüşüp kalmış sevgi damarımızı gün ışığına çıkartalım, kaybettiğimiz , setleri engelleri olan, empatimizi yeniden bulmaya gayret edelim.…
Sözün özü: 21 Aralık 2012 tarihinde, dünyalı terimine göre bir kıyamet yaşanmayacaktır. Ve o tarihe endekslenmek yanlıştır. Evet dünyanın ekseni değişecektir zaman içinde,’’ sonun başlangıcı’’ sözü özettir. Tek tek kuraklık olacak, açlık olacak, savaşlar çıkacak, teknolojik aletler bozulacak , dünya bir süre karanlıkta kalacak vs. gibi şeyler zaten olacak olan , olağanüstü şeyler değil. 2012 ruhsal anlamda kıyam-et anlamı taşımakta. Ve bizler hala bu yaşlı dünyayı alttan alttan kazmakla tüketmekle uğraşırsak ki sonuç öyle görünmekte, suç varsa ceza da var… bu dünya ruhsal gelişim merkezidir ölümsüz olan ruhlarımızdır tekamülümüz için kurulmuş bir dünyadır. Ve rehbersiz değiliz, rehberinizi dinleyin kurtarabileceğiniz ne kadar ruh var ise elinizi uzatın negatif enerji alıyorsanız bırakın zira bazılarının enerjisi düşüktür öyle olması gerektiği için, çoğu zaman ilk anda algılayamazsınız, algıladığınızda bırakın vakit kaybetmeyin girdiğimiz çağ ruhları kurtarma çağıdır. Bilinçli ya da bilinçsiz bu hizmete gönüllü olarak adayın kendinizi. sizinle aynı çamurdan olanlardan, takdir beklemeden devam edin…
16 Kasım 2009 “21 Aralık 2012 Kıyam- Et “adlı makalemden
Sağlıcakla kalın emi
Elif Hece ÖZTÜRK
E-mail: [email protected]
Not: Kutsal Kitaplarda geçen dünyanın sonuna ilişkin alametler 2009 yılı 9 şubat tarihiyle çok hızlı bir şekilde oluşmaya başladı, 2012’den itibaren bu alametler vakti zamanı geldikçe ifşa olacaktır. Ve yine 22 Temmuz 2009’ da gerçekleşen tam güneş tutulmasının sonuçlarını birlikte görmeye başladık ve alametlerin illaki gözümüze sokulması başımıza gelmesine gerek yok, mana gözlerinizi açında bir seyreyleyin bakalım şu alemi neler olmakta!!!
Umarım bazı güçler , kainatta yaşayan başka varlıklara demokrasiyi götürmeye kalkışmaz, zira onlar bizden çok ilerde... bu da espirimiz olsun:) Benden, Mehdi,Deccal, Yecüc-Mecüc, Debbe-tül arz, HZ. İsa’ nın gelişi gibi kavramlar hakkında bilgi isteyenlere ise buradan sesleniyorum son kez , lütfen bu konularda mail yollamayın emi.