21 Aralık 2012 fenomeniyle ilgili 4 senedir oldukça fazla yazı kaleme aldım Hakiki manada bir Kıyamet’in yaşanmayacağını ki asıl gayb denilen bilginin bu olduğunu, yaklaşık zamanı alametlerle öngörmenin mümkün lakin şu saatte şu günde olacak demenin de, cahilane bir cüret, şirk olduğunu izah etmeye çalıştım, araştırmalarım gözlemlerim üzerine 9 Şubat 2009 sonrası Dünya zaten şuanda yaşanan aklını kaybetmiş gibi bir sanrıda, majörlerin cüce, minörlerin dev olduğu, akıllının yerin dibinde, delinin el üstünde olduğu, insanlık tarihinin en trajikomik sahnesine adım atmıştı. Krallar çıplaktı ve Kul (abd) kullara tapındığının idrakiyle büyük bir sıçrama yaşamış yavaş yavaş daha da yaşanacak önümüzdeki günlerle, Yüce Yaratıcı dışında kulluğun kimseye olmayacağının cesaretini bilincine doğru almaya başlamıştı.
İnananlar için Kıyamet dehşetinde korku yoktur. Bilakis inananlar için hakiki kıyamet karnesini alan, hafif endişe ile ümit arasında (havf ve reca)gelip giden bir çocuğun heyecanı gibidir. Dünya gurbetinden, asıl sılaya, dünya sevgisinden asıl olan sevgiliye vuslat gibidir.
Kadim öğretiler, semavi dinlerde Hakiki kıyametin ne şekilde olacağı ve hangi alametler neticesi zamanın yaklaştığı açıkça yazılıdır. Şimdi bunlara girmeyeceğim zaten ilgilisi biliyordur, ilgisiz olanı, daha evvel duymayayınız da merak edip kendi aklı ile nasip olduğu ölçüde kapasitesince idrak edecektir.
Bizler için, Son resul Hz. Muhammed (sav) ‘in elçiliğinde vahy edilen, Asr Suresi zaten zamanın sonunda olduğumuzun işareti olmuştur. Bir anda olacaktır Kıyamet, elbette dünya yaşlı yorgun, insanlık ulaşabileceği en üst seviyede olanaklara sahip, yine vahy esasına dayanarak, çeşitli felaketler neticesi insani ve doğa çeşitli olağandışılıkların da artmasıyla Kıyamet sahnesi kurulacaktır. Lakin şimdi telaşe gerek yok var ise de bir telaş, ölümsüz olduğumuzu bilip, dünyaya emanet bedeni toprağa iade ettikten sonra ki asıl ölümsüz yaşam adına Bilincimizi geliştirmek ve güzelleştirmektir. Bunun adına telaşa kapılmalı (n)âcizane…
Aşağıda, Ocak 2013’de yayınlanacak olan bir röportajımdan derleme yaparak bu konuda kendi adıma noktayı koymak istiyorum. Çok fazla mail gelmekte, teveccüh ve güveniniz adına sağolasınız, lakin bu alanların uzmanı olup ahkam kesek kadar ne bir etikete, ne de bir unvana sahip değilim. Ben sadece, kâinatı okuyan, okumaya çalışan, okuduklarını, yüreğinde yazılı kitapla mukayese edip haddini aşmadan yazan paylaşan biriyim…
Peki, nedir Bilinç Kıyam’et’i ?
Zamanın bir havuz olduğunu, insanların önce bireysel, sonra kolektif etkileşimle bir bilinç oluşturduğunu, bu havuzun ise bu ortak bilinçle dolduğunu düşünmüşümdür. Şimdi 2012 itibariyle bu havuz doldu, taşıyor. İnsan, bu zaman ve sonrası itibariyle, teknolojik ve bilgi anlamında ulaşabileceği en üst zirveye erişmiş durumda. Havuzun yüzeyine, çöpler çıktığı gibi, daha altında nice gömülü olan, yüzeye çıkmayı ve çıkarılmayı bekleyen bilgiler de var elbet, fakat bilgisiz değiliz neyin gömülü olduğunu biliyoruz artık. İnsan deneyimlerinden, diğerlerinin deneyimlerinden etkilenerek, bir farkında olma haline yükseldi. Zaman havuzunda doldukça bilgiler, "Bilinç" , bir sıçrama gereği içine girdi. Bugün günümüzde her türlü bilgiye ulaşmak oldukça kolaylaştı, bir zamanlar inandığımız değerler şimdi geçerliliğini yitirdi, suyun yüzeyinde çöp haline dönüştü, insan Ruhunu keşfetmeye başladı, enerjisini keşfetmeye başladı, bilgilerin sadece kâğıt üzerinde değil, uygulama sahası açılmasıyla hayatına adapte etmeye ve bunu kullanmaya başladı. Herşey farkındalık adına idi, insan kendini yeniden keşfetti. Kıyam- et, İslam Teolojisinde, doğrulmak, ayağa kalkmak, uyanmak idi, ve insan Bilinci Kıyam'a durdu. Bu bir kargaşa ortamı yarattı, bir kaostu, zaman havuzu dolmuştu ve gereksiz olanlar arıtılacak, insan oluşturduğu ortak bilinçle dünyayı ne hale getirdiğini görecek, havuzu boşaltıp yeniden bu farkındalıkla dolduracaktı. Zamanların sonu ya da İslam Teolojisiyle yine, ahır-ı saadet dönemi şuan yaşadığımız dönemdir. Gezegenlerin de bu döneme tuttuğu ışık ile, 2025 senesine kadar ne kadar çöpümüz var ise oluşturduğumuz bu ortak bilince dair, mecazi bir kıyam-et yaşayacağız, yaşıyoruz da.
Tarihler boyunca, insanlığın dünya sahnesinde kendine biçtiği rol ve oluşturduğu ortak bilinçle, daha evvelde Dünya Kıyam yaşadı. Somut olarak baktığımızda, pek çok millet, (Sodom ve Gomore, Lut, Pompei,Ad, Semud) ve hatta coğrafyaların (Mu-Atlantis) battığını görüyoruz. O zamanın ya da dönemin diyelim, kıyamın iki halini de yaşadığını görüyoruz. Kıyım ve kıyam iç içedir, Bu topluluklar, dönemine göre teknoloji, bilim, ilim, san ’at alanında öne çıkan ve yine bunca gelişime rağmen oluşturdukları ortak bilinçle, kendilerini tanrısallaştıran, varlığın öz kaynağının “Allah“ olduğunu unutan ve inkâr eden topluluklar idi. Ruhsal gelişim yolunda, o dönemlerde de rehberler, uyanışa geçmişler, insanlığı uyaran elçiler vardı. Kıyamı yaşayan bu topluluklar doldurdukları zaman havuzunun taşması, çöplerin, atıkların yüzeye çıkması ve bunun getirdiği o şaşkınlık haliyle Kıyımı yaşadılar. Uyananlar, Kıyam’a duranlar ise bir şekilde bu kıyımdan kurtuldular ve yeni başlayan devrin kurucuları, yeni havuzun inşaatına başlayan dünya işçileri oldular. Bu anlatımıma en bilindik örnekle, Nuh Tufanı diyebiliriz. Dikkatinizi çekti ise, burada bir Kıyam ‘et sahnesi vardır, Dünya yine aynı Dünya’dır yerinde duruyordur, yaşanan bilinç kıyam-et’i dir ve ruhsal düzeyde id benliğine dönen insana uyarı gelmiştir ve sonrasında kalanlar için Doğa ve Kutsal dinler bu izleri zamanı geldikçe açığa çıkarmıştır, ders alın diye. Şunu anlıyoruz ki, bir “Yüksek Bilinç “ var, insanın enerjisi, bilgisi, kendini keşif yolunda izlediği yolu, o Yüksek Bilince değil, kendi varlığını kutsallaştırma ve bedensel olarak ölümsüzleştirme çabasına giriyor ise, orada bir Kıyam’et gerekli oluyor, Dünya yaşamında yaptığımız iş, ettiğimiz niyetler, hizmetler, bilgimiz ve bunu yaymak “Bütünün En Yüksek Hayrına” olmasının önemi ve doğruluğundan uzaklaşmak, parçalanmış bilincin bir lav gibi püskürmesi ve insanın kendi kendini helak etmesine neden oluyor.
Fiziki olarak Kıyamet’in net zamanını bilmek imkansız, fakat tabloya baktığımızda, hem gözümüzle, hem de, ilmi ve bilimsel verilerin izinde, somut kıyamet değil, soyut Kıyam-et’in ortaklaşa oluşturduğumuz adına Kolektif Bilinç denilen, bu bilinçle bu zamana kadar getirdiğimiz dünya yaşamında, sosyo-ekonomik, yönetimler, ülke sınırları, insan üretmesi olan pek çok tabuların, insanın kendini tutsak ettiği kuralların, kutsal dinlere ait ezoterik pek çok perdenin kalkmasıyla, tek tek şuanda da yaşadığımız üzere Bilinç Kıyam’et’ inde, Neptün’ün Balık Burcunda, 2025 senesine kadar devam eden seyriyle, başlangıcında yaşadığımız, çözülmelerle, İnsanın inançsızlığının kendine olan inançsızlığı olduğunu anladıkça, İnsan, yeterince İlahi olanla bütünleşmediğini fark ettikçe, İlahi olandan gelen enerjiye blokajlar koyduğunu ve bu blokajları kırdıkça, Dünya 2025 itibariyle rahat bir nefes alacaktır.
Öncesinde, diğer yandan Kıyam edenlerin daha fazla olduğunu görüyorum, bilincini arındıranların, bilginin özünden beslenenlerin, herşeye rağmen, bu kıyamet sahnesinde, dimdik duranların olduğunu görüyorum. Her yaratılan ruh, dünyaya gelişinde, bu yolculuğunda, insan-ı kamil olmasına yetecek donanımla geliyor, bir tür program gibi, kimi İslami program üzere, kimi İsevi, kimi Musevi. Her inanan kendi mahallesindeki kendi oluşturduğu inanç çöplüğünü temizliyor, programlandığı din, inanç üzere hakikatin peşine düşmüş durumda, denizin dibinde olan incileri, o bakir kalmış bilgileri yüzeye taşımak için derinlere dalan kendini adayan ve bunu evrensel olarak insanlığın hizmetine sunmaya görevli pek çok insan görüyorum. Bilgilerin geldiği şu en üst skalada, İnsanın kendi putlarıyla çatışmasında, çok yoğun ve çetin mücadeleler sonrasında, Dünya’ da oluşacak, afet ve savaşlar, yüksek savaş teknolojisini de dahil ederek oluşturacağı, büyük çapta kıyımların ardından, enerjisini dengeye alacağını ve 2025 sonrası Koç-Neptün bilinciyle doğan nesillerin, uzun yıllar dünyada huzuru, barışı ve adaleti sağlayacaklarına inanıyorum.
A’RAF 187. Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır; ama insanların çoğu bilmezler.