Turk Time
DOLAR
47,5766 %0.1
EURO
54,9986 %0.27
ALTIN
6486,6630 %4.1
BIST-100
13684,47 %-0.03
PETROL
78,4500 %0.04
BONO
41,5400 %0.31
ISTANBUL
BUGÜN
24/31°
ISTANBUL
YARIN
25/30°

DOKUNULMAZLIK

Millî İradenin Zırhı mı, Suçun Savağı mı?

Savak; coğrafyada suyun akışını denetleyen, bendi korumak adına fazla akıntıyı yapıcı bir nizamla tahliye eden kadim bir kapaktır. Demokratik sistemlerde dokunulmazlık müessesesi de millî irade bendini koruyan, yasama organının mehabetini muhafaza eden asil bir hukuki savaktır. Ancak bugün Ankara’da, parlamento çatısı altında biriken fezlekelerin oluşturduğu yük, bu asil savağın işleyişini zorlamakta; siyasi partilerin yaklaşımları hukukun akışını yavaşlatmaktadır. Bu yazı, milletin egemenlik tecelligâhına olan sarsılmaz itimadını korumak ve o idari mekanizmanın aksayan yönlerine ayna tutmak adına kaleme alınmış yapıcı bir aydın uyarısıdır.

Milletin egemenlik tecelligâhı, istiklal mücadelesinin kalbi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bugün ne yazık ki tarihî mehabetine gölge düşüren, millî vicdanı derinden yaralayan bir sessizliğin ve eylemsizliğin kıskacındadır. Demokrasinin, hukukun ve adalet nizamının en yüksek kürsüsü olması gereken Meclis çatısı, yargının gönderdiği yüzlerce, binlerce suç dosyasının, yani fezlekelerin sığındığı korunaklı bir limana dönüşmüş durumdadır. Kamuoyunun haklı feryadına, milletin adalet arayışına rağmen, dokunulmazlıkların kaldırılmasının bir türlü gerçek anlamda gündeme alınmaması, toplumun en mukaddes kuruma olan güven duygusunu sinsice kemirmekte ve adalete olan inancı temelinden sarsmaktadır.

Dosyaların Sümen Altı Edilmesi ve Yargısal Sürecin Mecliste Tıkanması

Adalet Bakanlığından Meclis Başkanlığına, oradan da Karma Komisyona sevk edilen fezlekelerin sayısı her geçen gün katlanarak artarken, bu dosyaların Meclis koridorlarında âdeta birer arşiv malzemesi gibi unutturulması toplumsal hafızada tam bir vurdumduymazlık resmi çizmektedir. Dokunulmazlık müessesesi, milletvekilinin kürsü hürriyetini korumak, millî iradeyi egemen kılmak için tasarlanmış anayasal bir zırhtır; adi suçların, şahsi şaibelerin veya devlete, millete kasteden eylemlerin arkasına gizleneceği bir sığınak değildir. Nitekim son olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve kurmay heyetinden Veli Ağbaba hakkında ağır rüşvet ile nüfuz ticareti iddialarını içeren fezlekelerin dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle Adalet Bakanlığına gönderilmesi, bu vahim tablonun ve iddiaların ulaştığı boyutu gözler önüne seren en taze, en sıcak son dakika örneğidir. Bakanlık koridorlarından geçip TBMM Başkanlığına sevk edilecek bu tür ağır iddiaların aylarca, yıllarca sümen altı edilmesi, hukukun Meclis eliyle askıya alınması görüntüsünü doğurmaktadır. Anayasa'nın 83. maddesinde yer alan "Meclis'in kararı olmadıkça sorgulanamaz, tutuklanamaz ve yargılanamaz" zırhının, iddiaların esastan incelenmesini engelleyen yapısal bir engele dönüşmesi, millî egemenliğin asil karakterine sığmayan sinsi bir kurumsal aşınmadır.

Grupların Partizan Menfaat Hesabı ve Parlamento Çatısı Altındaki Koruma Sözleşmesi

Bu vahim tablonun arkasındaki en büyük motivasyon kaynağı, siyasi partilerin meseleye mutlak bir samimiyetle değil, partizan bir faydacılık ve çifte standartla yaklaşmasıdır. Kameralar karşısında mangalda kül bırakmayan, hukuktan ve şeffaflıktan dem vuran siyasi yapılar, sıra kendi milletvekillerinin fezlekelerine geldiğinde âdeta görünmez bir koruma kalkanı devreye sokmaktadır. Rakip partinin dosyasını manşetlere taşıyanlar, kendi saflarındaki şaibeleri "siyasi itibar suikastı" ambalajıyla örtbas etmeye çalışmaktadır. Kürsü arkasındaki bu sessiz ve partiler üstü mutabakat, milletin gözünden kaçmamaktadır. Her partinin kendi suçlusunu koruduğu, fezlekeleri birer siyasi şantaj ya da pazarlık malzemesi olarak masada tuttuğu bu riyakâr nizam, Meclis’in haysiyetini yaralamaktadır. Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in o sarsıcı ifadesiyle, "Bizdeki aydın, kendi evinin hırsızına göz yuman gafildir" hakikati, bugün parti grup odalarında fiilen sahnelenmektedir.

Yasama Yönetiminin Hukuki Ataleti ve Meclis Kürsüsünün Şaibelerle Gölgelenmesi

Gündemi belirleme, millî iradenin şerefini koruma ve yasama organının saygınlığını yürütme ile yargı karşısında muhafaza etme görevi bütünüyle TBMM Başkanlığınındır. Ancak Meclis Başkanlığı, toplumun vicdanını sızlatan bu fezleke enkazı karşısında kurumsal bir duyarsızlık ve mutlak bir sessizlik içindedir. Dosyaları genel kurul gündemine getirmekten, adalet nizamının önünü açmaktan imtina eden bu idari tavır, Meclis’i suç iddialarının gölgesinde bırakmaktadır. Meclis Başkanlığının konuyu ısrarla sümen altı etmesi, parlamento çatısını hukukun üstünde bir zırh gibi konumlandırma gayretidir ki bu durum demokratik teamüllerle asla bağdaşmaz. Kamu vicdanında derin yaralar açan bu durum, Anayasa Mahkemesi'nin "hak ihlali ve hukukun üstünlüğü" kararlarıyla çizdiği evrensel sınırların da Meclis teamülleri eliyle esnetilmesi anlamına gelmektedir. Cemil Meriç’in o büyük uyarısıyla, "Hukukun sustuğu yerde, kalabalıkların gürültüsü başlar." Meclis yönetimi sustukça, adalet mekanizması tıkandıkça, milletin kendi meclisine olan itimadı da aynı hızla erimektedir.

Demokratik İtimadın Yeniden Kazanılması Adına Radikal Mevzuat Değişikliği Şartı

Meclis’e olan güven duygusunun daha fazla kırılmasını engellemek ve kurumsal itibarı yeniden ayağa kaldırmak, bugün en hayati devlet yapısı ve beka meselemizdir. Bu kurumsal eylemsizliğe karşı, devlet aklıyla acil, şeffaf ve tavizsiz bir yasal eylem planı yürürlüğe konulmalıdır. İlk iş olarak, anayasal bir düzenlemeyle dokunulmazlığın sınırları bütünüyle daraltılmalı; "kürsü dokunulmazlığı" hariç tutularak, terör, rüşvet, yolsuzluk, kaçakçılık ve şahsi suç iddialarını içeren tüm fezlekelerin, Meclis onayına gerek kalmaksızın doğrudan yargıya devredilmesi sağlanmalıdır. İkinci adımda, TBMM İçtüzüğü değiştirilmeli; Meclis Başkanlığına gelen her fezlekenin en geç otuz gün içinde Karma Komisyonda görüşülerek Genel Kurul gündemine alınması yasal bir zorunluluk haline getirilmelidir. Siyasi partilerin keyfi insafına ve çifte standart çarkına bırakılan bir parlamento, milletin adalet terazisi olamaz. Nurettin Topçu’nun feryat edercesine dile getirdiği, "Ahlakın egemen olmadığı hiçbir meclis, milletin iradesini temsil edemez" uyarısı, kurmamız gereken bu sarsılmaz yerli ve millî adalet hattının değişmez pusulasıdır.