KALEMMETRE – 2: KONFOR DÜZENİ
Vicdan sustuğunda, çıkar konuşur.
Konfor bazen en sessiz iktidardır.
Bazıları gerçeği görmezden gelmez… gerçeği görür ama dokunmaz.
Çünkü bazı düzenler bağırarak değil, sessizce kurulur. Ve o sessizlik, en güçlü konfor alanıdır.
Bugün bazı kalemler yazmıyor değil… ne yazacağını çok iyi biliyor ama yazmıyor. Çünkü mesele bilgi değil, bedel meselesidir.
Bir gerçek konuşulduğunda; davet listeleri değişebilir, ekran süreleri azalabilir, ilişkiler soğuyabilir, kapılar kapanabilir.
Ve işte tam burada konfor düzeni devreye girer.
Konfor düzeni; kimsenin açıkça savunmadığı ama herkesin koruduğu görünmez bir dengedir. Hakikatin değil, rahatsız etmemenin düzenidir.
Bir çocuk istismarı konuşulurken sessizlik büyür. Bir cinayet toplumu sarsarken konu hızla değiştirilir. Bir haksızlık zinciri görünür olduğunda “dengeli olmak” adı altında susulur.
Ama şu soru hep havada kalır: Gerçek nerede kayboldu?
Cevap basittir: Gerçek çoğu zaman kaybolmaz… sadece konforun dışında bırakılır.
Çünkü bazıları için mesele doğruyu söylemek değil, doğruyu söyleyince ne kaybedeceğidir.
Bu yüzden bazı köşeler güvenli alanlara yazılır, bazı ekranlar riskli konulardan uzak durur, bazı unvanlar sorumluluk değil, koruma kalkanı olur.
Ve zamanla bir düzen oluşur:
Söylenebilenler artar, söylenmesi gerekenler azalır.
İşte bu, konfor düzenidir.
Kalem burada artık kalem değildir; ölçen, tartan, hesaplayan bir araca dönüşür.
Ne kadar yazabilirim? Nereye kadar gider? Kim rahatsız olur?
Ve sonra yazı değil, hesap başlar.
Oysa gerçek düşünce ve vicdan şunu gerektirir: Rahatsız etmeyi göze almayan fikir, fikir değildir.
Ama konfor düzeninde bu tersine döner: Rahatsız eden fikir, riskli fikir olur.
Ve risk azaltılır. Sessizlik çoğalır. Denge korunur.
Ama bir şey kaybolur: Hakikat.
Bugün en büyük sorun bağıran kötülük değil… sakin duran ama hiçbir şeyi değiştirmeyen sessizliktir.
Çünkü konfor düzeni kimseyi açıkça susturmaz; sadece konuşmayı gereksiz hale getirir.
Bir toplumda acılar normalleşiyorsa, haksızlıklar sıradanlaşıyorsa, suskunluk makul görülüyorsa… orada artık sorun olaylar değil, düzendir.
Ve o düzenin adı çoğu zaman söylenmez… ama hissedilir.
Makam kaybetme korkusu, ekran kaybetme endişesi, ilişkiler bozulmasın hassasiyeti, “yanlış anlaşılmayalım” refleksi…
Hepsi aynı yere çıkar: konforun korunması.
Kalem burada yavaş yavaş şuna dönüşür: yazan değil, idare eden.
Ama unutulan bir şey var: Konfor korunur… ama vicdan korunmazsa geriye hiçbir şey kalmaz.
Çünkü konfor düzeni uzun sürmez; sadece alışkanlık yaratır.
Ve alışkanlık, gerçeğin yerine geçtiğinde toplum artık fark etmez hale gelir.
Bugün susanlar şunu bilmeli: Tarih, en rahat yazanları değil; en zor zamanda yazabilenleri hatırlar.
Çünkü konfor düzeni herkese alan açar… ama vicdana yer bırakmaz.
Ve sonunda:
Ekranlar aynı kalır. Yüzler değişmez. Cümleler yumuşar. Ama hakikat sessizce uzaklaşır.
Ve geriye tek bir soru kalır:
Biz mi susuyoruz, yoksa susmamız mı öğretiliyor?

