Her gün trafikte aynı manzara…
Arkanızda bir anda beliren milyonluk bir araç… Önce selektör… Ardından çakar… Sonra siren… Yol vermezseniz baskı, verirseniz ani manevralar, sıkışan trafik, artan kaza riski…
Ve insan ister istemez soruyor:
Bu araçlar gerçekten kimin? Bu çakarlar kimlere, hangi görev, hangi yetki, hangi kamu hizmeti karşılığında tahsis ediliyor?
Çünkü artık mesele yalnızca trafikte öncelik meselesi olmaktan çıktı. Bu tablo, toplumun adalet duygusunu zedeleyen, devlete olan güven algısını aşındıran bir imtiyaz gösterisine dönüşmüş durumda.
Bir bakıyorsunuz sözde iş insanı…
Bir bakıyorsunuz ekran yüzü…
Bir bakıyorsunuz gazeteci…
Bir bakıyorsunuz kamu görevlisi…
Yetmiyor…
Bazen bu araçlarda eşler, çocuklar, yakın çevre, hatta yardımcı personeller taşınıyor. İşte toplumun vicdanındaki kırılma tam da burada başlıyor.
Çünkü bu ülkede insanlar siren sesi duyduğunda yol vermeyi görev bilir. Zihin hemen ambulansı, polisi, itfaiyeyi düşünür. Çünkü orada saniyelerin bile hayat kurtardığını bilir.
Ancak siren ve çakar, kamu hizmetinden çıkıp kişisel ayrıcalığın aparatı haline geldiğinde sadece trafik düzeni bozulmaz…
Toplumun gerçek acil durumlara verdiği güven refleksi de zarar görmeye başlar.
Dar bir köprü girişinde…
Tek şeritli bir yolda…
Okul çıkışında çocuk servislerinin arasında…
Bir kişinin “öncelik” dayatması, bazen yüzlerce insanı, onlarca aracı ve sayısız hayatı tehlikeye atabiliyor.
Bir de işin toplumdaki algı boyutu var…
Trafikte çakarlı son model bir Range Rover… Bir Mercedes-Benz G-Serisi… Bir BMW X7… Bir Porsche Cayenne… Bir Audi Q8… Hatta zaman zaman Bentley veya Rolls-Royce seviyesinde araçlar gördüğünüzde vatandaş ister istemez kendi kendine soruyor:
Bu gerçekten kamu görevi mi… Yoksa gücün, nüfuzun ve dokunulmazlık hissinin trafikteki yansıması mı?
Sorun çakar değil… Sorun, kendini hukukun üstünde gören zihniyet.
Çünkü vatandaş vergisini öderken, kurallara uymaya çalışırken; bazı kişilerin trafikte sirenle, baskıyla ve gösterişle yol açtırması toplumda derin bir adalet sorgulaması oluşturuyor.
Ve en tehlikelisi şu:
Bu araçlar yalnızca trafik düzenini bozmuyor; kimi zaman hız, baskı ve kontrolsüzlük nedeniyle doğrudan can güvenliğini tehdit ediyor.
Devlet ciddiyeti; makamın ağırlığıyla korunur, çakarın gürültüsüyle değil.
Bugün yapılması gereken çok açık:
Çakar kullanım hakkı; yalnızca aktif, resmi ve zorunlu kamu görevi bulunan kişilerle sınırlandırılmalı.
Tüm tahsisler dijital sistemlerle anlık denetlenmeli.
Yetkisiz kullanım yalnızca trafik cezasıyla geçiştirilmemeli;
Araç trafikten men edilmeli, yetkiyi kötüye kullananlar ve bu tahsislere göz yuman mekanizmalar da hesap vermeli.
Çünkü bu ülkede hiç kimse; makamı, serveti, çevresi ya da soyadı nedeniyle trafikte ayrıcalık satın alamaz.
Yol istemek başka şeydir…
Devleti kişisel nüfuz ve imtiyaz aracı gibi göstermek başka.
Artık soru net:
Çakar gerçekten hizmet için mi yanıyor…
Yoksa bazılarına kendini dokunulmaz hissettirmek için mi?
Devlet makamı saygınlıkla taşınır, sirenle dayatılmaz.
Çakar; hizmetin simgesi olmalı, imtiyazın değil.
Devletin sireni, millete hizmet için çalar; şahsi imtiyaz için değil.