Turk Time
DOLAR
48,4597 %0.06
EURO
56,3143 %-0.03
ALTIN
6859,5680 %-0.01
BIST-100
14131,60 %-0.14
PETROL
96,9100 %1.2
BONO
39,5700 %0
ISTANBUL
BUGÜN
20/25°
ISTANBUL
YARIN
21/26°

HALUK LEVENT VE AHBAP’LA YIKILAN BAZI TOPLUMSAL DEĞERLERİMİZ (3)

Güven Verme Şeklindeki Toplumsal Değerin Zehirlenmesi

Bir toplumdaki en kıymetli toplumsal değerlerden biri de “emin” sıfatıdır. Kişilerin güven verme özelliğine sahip olmasının bir başka ifade şekli “emîn” olmaktır. “Emîn” kelimesi, sözlükte “kendisine güvenilen, kendisine inanılan, itimat edilen, ihanet etmeyen, sözünde duran, vefalı olan” gibi anlamlara gelir.

Güven, özünde tarafların birlerine karşı sahip oldukları beklenti ve inancı ihtiva eder. Güven, “bir kişinin, diğer tarafta yer alan kişinin (kurumun) âdil, dürüst, ahlâkî kurallara uygun bir şekilde öngörülebilir bir biçimde davranacağına ilişkin inancı” temsil eder.

Emîn sıfatı, en mükemmel manada Hz. Muhammed’de (SAV) mevcuttur. Bu sebepledir ki Müslümanlar yanında Müslüman olmayanlar da (müşrikler ve Yahudiler gibi) Hz. Muhammed için “Muhammedü’l-Emîn” tabirini kullanmakta idiler. Hatta müşriklerin ve Yahudilerin, Hz. Muhammed’i âdil ve güvenilir buldukları için bazı kereler ortaya çıkan ihtilafların çözümünde O’nu hakem tayin ettikleri görülmüştür.

“El-Emîn” HZ. Muhammed gibi esasen tüm Müslümanların da bir sıfatıdır.

Kur’an-ı Kerim’de kurtuluşa eren mü’minlerin vasıflarından bahsedilirken, “Onlar, emânetlerine ve ahitlerine riâyet ederler” denilerek, “güven veren” mü’minler övülmüştür.

Hz. Muhammed de bazı Hadis-i Şerif’lerde şöyle buyurmuştur:

“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emîn olduğu kişidir”.

“Müslüman, elinden ve dilinden bütün insanların salim kaldığı kimsedir”.

Bu vesileyle, Müslüman olan ya da olmayan herkesin, Kuran’daki bu ayet ve Hz. Muhammed’in Hadisleri gereğince bir Müslümandan emin olması gerekir.

Elbette ki güven vermek sadece Müslümanlarda söz konusu olmaz. Müslüman olmayan kişilerde de “güven verme” sıfatı olabilir. Hatta Batı’da özellikle ticari hayatta, çoğu insanlar arasındaki ilişkilerde, güvenin önemli yer işgal ettiği görülmektedir.

Toplumların ilerleyip kalkınmalarının, medeniyetlerin kurularak devam ettirilmesinin, bütün toplumsal ilişkilerin sağlam zeminde ilerlemesinin temelinde “güven” yer alır.

Bir söz vardır: “Tüm servetimi kaybetmeye razıyım, ama güveni kaybetmeye asla razı olamam”. Bir kişinin, bir derneğin, bir kuruluşun güven kaybetmesinin bedelleri çok ağırdır.

Güven bir anda ortaya çıkan ve karşı tarafta hiçbir şarta bağlı olmaksızın gerçekleşen bir haslet değildir. Zaman içinde kazanılan, teşekkül eden, daimileşen, bazen yeniden tadil edilen ve yapılanan ve sürekli olarak sınamaya tabi olan bir yapıyı ifade eden güven duygusu, her türlü insani ilişkilerde taraflar arasındaki ilişkilerin en dinamik özelliklerinden biridir.

Güven, ya bir kişinin kendi davranışları neticesinde oluşur ya da algı oluşturma gücüne sahip çevrelerin çeşitli algılama yöntemlerini çok etkin bir şekilde işleterek bir kişi lehine yapay şekilde (sahte, sözde) güven algısı oluşturulur.

Güven sadece her bir bireyin bireysel olarak kendisine özgü bir haslet (değer) değildir. Kurumlar, dernekler, kuruluşlar, devlet kurumları yönünden de “güven” (kurumsal güven) söz konusu olabilmektedir. “Kurumsal güven” de, ya kurum adına yapılan işlemler neticesinde ya da kurumla alakalı oluşturulan algı operasyonları yoluyla meydana gelir.

Güven, yardım, bağış gibi organizasyonlarda yeri doldurulması mümkün olmayan işlev görür. Bir kişi ya da kurum, kuruluş, yardım ve bağış işlerini organize ediyorsa, insanlardan aldıkları yardımları amaca uygun şekilde ilgililere ulaştırıyorsa, ulaştırdıklarına yönelik derin bir inanç varsa, diğer insanlar bu kişi ya da kurum ya da kuruluşlara bağışlarda, yardımlarda bulunurlar.

Bir kişi, kurum ya da kuruluş, yardımları yerine ulaştırma işleri konusunda güven vermiyorsa, yardımsever insanlar bunlardan uzak dururlar.

Güvenin oluşması özel mimari özellikleri olan bir sarayın yapılması gibidir. Nasıl bir günde saray yapılamazsa, güven de bir günde oluşmaz; güvenin oluşması zaman alır.

Güvenin yıkılması bir anda olabilir. Bir kişi ya da kuruluşa duyulan güven, bir fiil ya da bazı fiillerden dolayı bir anda yok olabilir. Tıpkı bir bombayla bir sarayın yok olması gibi.

Bazı kereler güven verme özelliği olmayan kişi ya da kuruluşlar hakkında yoğun algılar yoluyla oluşturulan güven uzun ömürlü olmaz. Bu durum, demirin üzerinin altın tozu ile kaplanmasına benzer. Nasıl bir rüzgar, bir üfürük, bir süpürme vb. işlemle demir üzerindeki altın tozları kaybolur giderse, sahte güven de o şekilde çok kolay bir şekilde kaybolup gider. Çünkü karakter özelliği gereği güven vermediği halde hakkında algılar yoluyla güven oluşturulan kişi, ilk fırsatta güveni yıkacak davranışı gerçekleştirebilecektir. Burada hırsızlığı, dolandırıcılığı alışkanlık edinen bir kişinin ilk fırsatını bulduğunda dolandırıcılık ya da hırsızlık fiilini gerçekleştirmesine benzer bir durum söz konusudur.

6 Şubat Depremleri sonrasında, “Biz, AFAD’a, Kızılay’a, devletin kurumlarına güvenmiyoruz, sadece AHBAP’a güveniyoruz”! “Devlet 6 Şubat Depremlerinin enkazı altında kaldı”! “Devlet yok AHBAP var, tüm yardımlar AHBAP’a”! “Tek güvenilir yardım kuruluşu AHBAP’tır, tüm yardımlar AHBAP’a”! gibi çok yoğun ve etkili algı oluşturma operasyonları neticesinde toplumun bazı geniş kesimlerinde, gerek AFAD, Kızılay gibi Devletin resmi kurumları hakkında oluşturulan güvensizlik, gerekse AHBAP ve Haluk Levent lehine oluşturulan güçlü görünümlü yapmacık güven, deprem sonrasında tersine dönmüştür.

Devlet, bütün gücüyle, kurumlarıyla, deprem bölgesinin kılcal damarlarına kadar ulaştı. Devletimiz, üç yıl gibi dünyada emsali olmayan kısa süre içinde beş yüz binden fazla konut yaptı. Alt yapı çalışmalarını sürdürdü. Tabiri caizse 11 şehrin büyük ekseriyeti yeniden inşa edildi. Bu yapılanlar, “Devlet yok AHBAP var” sözü ile AHBAP lehine inşa edilen sahte güveni yıkarak devlet aleyhine oluşturulan güvensizliği yok etti.

Kızılay günde 2,5 milyon insanın yiyeceklerini, suyunu, giyeceğini temin ederek, yüzbinlerce insana çadır, konteyner sağlayarak, “Kızılay nerede” hezeyanlarını yıktı.

Benzer şekilde AFAD, canla başla yürütülen arama, kurtarma, enkazları kaldırma faaliyetleri neticesinde, kendisi hakkında oluşturulan güvensizlik algısını ortadan kaldırdı.

Bu arada AHBAP Derneği ile alakalı oluşturulan sözde güveni yok eden vahim bir hadise daha tespit edildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen adlî soruşturma kapsamında, İzmit'teki adı geçen derneğe ait depolarda, 895 adet kullanılmamış yardım çadırı, 600 portatif yatak, çok sayıda uyku tulumu, afet çadırları, kampetler, ısıtıcılar, beyaz eşyalar, çeşitli ev ve yardım malzemelerinin bulunduğu, bu malzemelerin bir kısmında uzun süreli depolama nedeniyle yırtılma, ezilme vb. deformasyon ve bozulma emareleri görüldüğü, bunlar depremzedelere verilmeyerek çürümeye terk edildiği tespit edilmiştir.

Önceki yazılarımızda bahsini ettiğimiz ve suç teşkil eden fiillerin AHBAP Derneği başkanı Haluk Levent tarafından işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturmalar, bu bağlamda yardım paralarının kumar (bahis) oyunlarına harcandığı, Derneğin çeklerinin kanuna aykırı bir şekilde kişisel borçlara teminat gösterildiği, derneğe ait çok yüklü paraların kişisel hesaplara aktarıldığı yönündeki iddialar, bu iddialara delil olarak ortaya konulan MASAK raporları ve diğer belgelerle oluşan toplumsal algılar neticesinde, AHBAP ve Haluk Levent lehine yapmacık şekilde meydana getirilen güven yerle bir oldu.

AHBAP ve Haluk Levent lehine yapmacık bir şekilde algı operasyonları vasıtasıyla oluşturulan güven yıkımı, esasen sadece bu kişi ve dernekle sınırlı kalmamış; çoğu insanlar yardım kuruluşlarının büyük ekseriyetine güven duymaz hale gelmiştir. Esasen deprem sonrasında binlerce kuruluş, STK canla başla, dürüst bir şekilde yardım işlerini yürüttükleri halde, bazı kesimlerde bunlara yönelik de güvensizlik algısı oluşmuştur.

Çoğu insandan şunu işittik: “AHPAP ve başkanı Haluk Levent’e güvendik, bağışlarımızı yaptık, ama yaşananları gördükten sonra artık ben hiçbir kuruma, kuruluşa, yardım organizasyonuna yardım yapmam, bireysel olarak yapabilirsem yaparım”.

Bunun adı “güven zehirlenmesi”dir. Bu yaşananlar sebebiyle toplumsal dayanışma ruhunda derin sarsıntılar, kolektif güven duygumuzda tamiri çok zor “psikolojik enkazlar” meydana geldi. Bu yaşananlar gelecekteki yardımlaşma reflekslerimizi ciddi manada zedeledi. Bu yaşananların ürettiği en büyük tahribat, güven duygularımıza yönelik olanıdır. Maddi kısımlar öyle ya da böyle bir şekilde tazmin ve telafi edilir, tolare edilebilir ise de, tahribat toplumun ahlakında ve güven duygusunda oluştuğunda, bu tahribatın tamiri çok güç olacaktır.

Bazı suiistimallere açık dernek ve vakıflara, o anki zor şartlar altında tam olarak güven duymasalar da ellerinden geldiğince yardım etmeye çalışan vatandaşlarımız, ilerleyen süreçte bu yardımların başka yerlere harcandığını öğrendiğinde büyük bir üzüntü ve öfke yaşamıştır.

Burada “güven zehirlenmesi” sebebiyle çoğu kişiler esasen kendisine güvenilecek kişi ve kurumlara da güvenemez hale gelmiştir.

Toplum olarak en çok öne çıkan, iftihar ettiğimiz alan iyilik etme halimizdir. Gayrisafi yurt içi hasılaya oranla dünyada en çok insani yardım yapan ülke Türkiye’dir. Devletimizin bu tip güven sarsıcı suç teşkil eden olayların üzerine adaletle gitmesi çok önemlidir. Bu denklemde adalet, “tuzu” temsil eder; çünkü her şey onunla korunur. Devletin burada adaletiyle “tuzun kokmadığını” bizlere göstermesi kritik bir öneme sahiptir.

Toplumumuzun en kıymetli değeri olan “deprem, sel vb. afetlerde darda kalanlara yardım etme” duygusunun kalıcı bir şekilde yaşatılması için, güveni hak eden yardım kuruluşlarımıza yönelik güven zehirlenmesinin giderilerek tekrardan güvenin tesis edilmesi icap eder. Esasen çoğu kişi, kurum ve kuruluş, güveni hak edecek şekilde yardım organizasyonlarında etkin rol aldıkları halde, AHBAP ve Haluk Levent’le alakalı oluşan güven zehirlenmesinden haksız şekilde etkilenmeleri olgusu yıkılarak, bunlar lehine güvenin tekrardan inşa edilmesi gerekiyor.

Kısaca ifade etmek gerekirse güven konusunda ak ile karanın ayrılması lazım. Gerek adalet gerekse güvenin layıkıyla olumlu işlevler görmesi ihtiyacı bunu gerekli kılıyor.

Bu vesileyle toplumsal güveni tamir etmenin ya da yeniden inşa etmenin yollarının bir şekilde bulunması gerekiyor.

Mustafa Kemal ve İzmir Marşının Suiistimal Edilmesi

Geçmişte merhum Uğur Mumcuya atfedilen bir söz var:

“Bu ülkede banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takılır”.

Merhum Mumcu bu sözü elbette ki durduk yere değil, bazı olgular üzerine söylemiştir.

AHBAP Derneği ve Haluk Levent olayında bu sözle birebir uyumlu vakalar yaşanmıştır. 6 Şubat Depremlerinin başlarında AHBAP ve Haluk Levent lehine güven algısı oluşturulurken, Mustafa Kemal ismi ve İzmir Marşı araçsal olarak kullanılmıştır. Daha sonra yaşanacak yolsuzluk, usulsüzlük, güveni kötüye kullanma vb. işlerden önce güven oluşturulması için, “Yaşa Mustafa Kemal Paşa”, “Bizler Atatürk’ün askerleriyiz” sözleri gür bir şekilde seslendirildi, “İzmir’in Dağlarında çiçekler açar” marşı söylendi. Kısaca AHBAP Derneği ve Haluk Levent, Mustafa Kemal ve İzmir Marşı ile bütünleştirilerek yapmacık/sahte güven algısı oluşturuldu.

Daha sonra yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük, güveni kötüye kullanma hadiseleri ile alakalı soruşturmalar, iddialar, bulgular, belgeler, bilgiler, haberler, bütün bunlarla oluşan güven yıkıcı algılardan, Mustafa Kemal ve İzmir marşı da etkilendi.

Son sözlerimiz:

“En büyük servet; paranın satın alamayacağı ‘emin insan’ unvanına sahip olmaktır”.

“Sırrını teslim edebileceğin bir dost, attığı adımlardan emin olduğun kimsedir”.

“Yolundan emin olan yolcu, arkasından havlayan köpeklere dönüp bakmaz”.

“Yavaş da yürüse bastığı yerden emin olan kişi, koşanlardan daha önce hedefe varır”.

“Değer ağırdır, onu, taşıyabileceğinden emin olduğunuz insanlara veriniz”.

“Emin olduğunda bile etrafını kollayan kişiler tehlikeye maruz kalmazlar”.