Sıkılma Hakkın Çalındı!
En son ne zaman gerçekten sıkıldın? Elinde telefon olmadan, açacak bir ekran bulamadan, izlemeye geçmeden… Sadece sıkıldın.
Hatırlamıyorsan şaşırma. Çünkü sıkılma hakkın çalındı.
Bir zamanlar can sıkıntısı hayatının doğal bir parçasıydı. Yapacak uğraş bulamaz, o zamanı değerlendirmenin yolunu arardın. Bir şeyler karalar, toprağa meyve sebze eker, kitaplara göz atar veya mutfağa girerdin. Bir arkadaşını arar, dışarı çıkar, belki daha önce denemediğin bir uğraşa merak salardın. Çünkü sıkılmak, zihninin “Bana yeni bir şey bul.” deme biçimlerinden biriydi.
Günün küçücük aralıklarını bile dolduruyorsun…
Şimdi ise buna fırsat kalmadan elin telefona gidiyor. Otobüs beklerken telefon… Yemek yerken ekran… Bir arkadaşın masadan kalktığında yine ekran… Günün küçücük aralıklarını bile dolduruyorsun. Oysa o aralıklar; merakının, hayal gücünün ve üretkenliğinin kendine yer açtığı alanlardır.
Belki resim yapabildiğini fark edecek, harika bir şiir yazacak, bir enstrüman çalmayı öğrenecek ya da hiç bilmediğin bir yeteneğinin peşine düşecektin. Fakat hazır içerikler sana düşünme fırsatı bırakmadan ne yapacağını söylüyor: İzle. Kaydır. Bir sonrakine geç.
Üstelik kaybettiğin yalnızca üretkenliğin değil. Sosyalleşmen de azaldı. Eskiden canın sıkılınca birini arardın:
“Ne yapıyorsun?”
“Hiç.”
“Ben de. Hadi buluşalım.”
Kendine bile rastlayamıyorsun…
Ünlü psikolog Carl Gustav Jung, dertlerden ve boşluktan kaçmak için sürekli bir şeylerle meşgul olan modern insanı uyarırken şöyle der: “İnsanlar kendi ruhlarıyla yüzleşmemek için, ne kadar absürt olursa olsun her şeyi yapmaya hazırdır.”
Şimdi saatlerce tek başına kalıp zihnini sürekli meşgul edebilirsin. Sıkılmıyorsun belki. Ama kimseyi de aramıyorsun. Yeni bir şey üretmiyorsun. En acısı da, o ekranın arkasında kendine bile pek rastlayamıyorsun.
Belki de ihtiyacın daha fazla içerik, eğlence ya da uyaran değildir. Biraz sessizlik… Biraz kendinle kalmak… Biraz da sıkılma hakkındır.

