Yorgunsun..
Hep olmazlara vuruluyorsun. Negatif ihtimalleri çağırıyorsun. Engelleri önüne alıyorsun.
Yorulursun…
Gelene inanamıyorsun. Bir rast giden işte çöpleri karıştırıyorsun. İhtiyacın karşılandığında, henüz ihtiyaç oluşmayanlara ihtiyacınmış gibi bakıp hayıflanıyorsun.
Yorulmuşsun…
Bir adım atmışsın bin hevesle ve sert duvara çarpmışsın. Bir sevmişsin bin sevdaya bedel saf sevgiyle ve küçük görülmüşsün. Bir dostluk göstermişsin bin arkadaşa bedel samimiyetle ve ihanete uğramışsın.
Senden vazgeçmiş o özündeki yüksek inançların…
Şimdi sevene nasıl inanırsın? Verilen işte nasıl çıkar kimde diye aranmazsın?
Peki, şimdi kendine nasıl inanacaksın?…
“Yapabilirim” nasıl diyeceksin? Bir ilişkide kendine nasıl güveneceksin? Bir işin sana bir fırsat olduğunu bilip ona nasıl canla başla sarılacaksın?
Belki de hepsi dengelenmen içindi. Akışa teslimiyet göstermen lazımdı. Emek ve çabayı sana verilene sunman öğretiliyordu. Senin olmayana yoğun isteğinden azad ediliyordun.
Yani geçmiş deneyimlerin, senin olanlarla yoluna memnuniyetle devam etmene birer öğretmendi.
Zaten sahip olduklarınla yapıyorsun. Sadece sahip olduklarına bakmıyorsun, o kadar.
Belki de eksik olan, hayatın değil…
Senin odağın.