KÜRESEL SİSTEMİN CÜZZAMLI AYGITI
NETANYAHU’NUN ÇÖKÜŞ HİSTERİSİ VE ANKARA’NIN KESKİN DEVLET REFLEKSİ
Soykırımcı siyonist Yahudi İsrail’in sözde başbakanı Binyamin Netanyahu’nun provokasyonlarına karşı çelikten devlet aklı
Yeryüzünün gördüğü en kanlı terör şebekelerinden birinin başında oturan, eli kanlı sözde başbakan Binyamin Netanyahu, içeride uğradığı büyük oy kayıplarını ve yaklaşan seçim bozgununu gizlemek adına bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tarihî duruşunu hedef alan alçakça provokasyonlara yeltenmiştir. Siyasi ömrünü uzatmak, Lahey’deki ve millî mahkemelerdeki yolsuzluk dosyalarından kaçmak adına coğrafyayı ateşe veren bu savaş suçlusu, asimetrik saldırganlığını Suriye üzerinden Türkiye sınırlarına kadar dayandırarak tam bir çaresizlik histerisi sergilemektedir. Ankara ise küresel terör baronunun bu sinsi kaos çıkarma hamlelerine karşı, fevri reflekslerle değil; asırlık devlet aklı, sarsılmaz bir irade ve uluslararası ceza hukuku mekanizmalarını sonuna kadar işleterek yanıt vermektedir. Bu yazı; sözde liderin kırmızı bülten kıskacında nasıl bir cüzzamlı gibi yapayalnız kaldığını ve Türkiye’nin saklı tuttuğu cevap hakkının günü geldiğinde en sert dille nasıl tecelli edeceğini ihtar eden sismik bir uyarı manifestosudur.
Seçim Bozgunu Kapıda: Netanyahu’nun Oy Kayıpları ve Türkiye’yi Hedef Alan Çaresizliği
İçerideki anketlerde her geçen gün dibe vuran, radikal faşist koalisyon ortaklarının pençesinde debelenen ve kendi halkı tarafından her gün sokaklarda lanetlenen sözde başbakan Netanyahu, yaklaşan seçimler öncesinde koltuğunu koruyabilmenin yegâne yolunu cepheyi genişletmekte bulmuştur. Siyonist rejimin siber propaganda aygıtları ve demir kubbe illüzyonları parça parça olurken, bu eli kanlı alçağın küresel vicdanın gür sesi olan Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a saldırması, içine düştüğü derin siyasi iflasın en somut tescilidir. Tel Aviv’deki çürüme o raddeye varmıştır ki Netanyahu şebekesi oy kayıplarını durdurabilmek ve milliyetçi histeriyi diri tutabilmek adına Suriye sahasını asimetrik bir sıçrama tahtası olarak kullanmaya yeltenmektedir. Ebu Zuhur Askeri Havalimanı gibi kritik noktalara düzenlenen ardışık hava saldırıları ve Türkiye sınır hattının hemen güneyinde çıkarılmak istenen yapay askerî krizler, Ankara’yı kontrolsüz bir çatışma girdabına çekerek Batı dünyasını kendi suç ortaklığına yeniden ikna etme çabasından ibarettir.
Kırmızı Bülten Kıskacı ve Siyonizmin Küresel Yahudi Cemaatlerine İhaneti
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu uluslararası terör figürünün dünyayı ateşe verme hamlelerine karşı kurumsal ve hukuki en ağır kılıcı çekmiş; Netanyahu’nun bir savaş suçlusu olarak tescillenmesi ve kırmızı bültenle tüm dünyada aranıp yakalanması adına diplomatik ve hukuki taarruzunu en üst seviyeye taşımıştır. Lahey koridorlarından Interpol mekanizmalarına kadar her alanda siyonist vahşeti ablukaya alan Ankara, bu alçağın adalet önünde hesap vereceği günü milimetrik olarak örmektedir. Türkiye'nin Interpol ve Adalet Bakanlığı mekanizmaları üzerinden yürüttüğü bu süreç, Netanyahu ve cinayet şebekesini sadece hukuken değil, fiziki olarak da Tel Aviv sınırlarına hapsetme stratejisidir. Roma Statüsü’ne taraf olan ve uluslararası hukuka inanan tüm başkentler, Ankara’nın bu kırmızı bülten taarruzuyla birlikte siyonist katiller için birer gözaltı hücresine dönüşecektir. Ancak siyonizmin bu gözü dönmüş saldırganlığı, sadece Orta Doğu’yu değil, bizzat kendi iddialarını da içeriden imha etmektedir. Soykırımcı şebeke küresel çapta yalnızlaştıkça ve meşruiyet zeminini bütünüyle kaybettikçe, asimetrik terör yöntemlerine daha fazla sarılmaktadır. Bu pervasızlık, dünya genelinde yaşayan ve siyonizmin canice emellerine ortak olmayan milyonlarca Musevi ve Yahudi kökenli insanı da devasa bir güvenlik kaygısının ve varoluşsal bir korkunun ortasına fırlatmaktadır. Netanyahu, kendi koltuğunu kurtarmak adına tüm dünyadaki inanç mensuplarını hedef haline getiren, insanlığı büyük bir nefret sarmalına sürükleyen küresel bir güvenlik tehdididir. Tel Aviv'deki faşist cunta kendi kanlı varlığını sürdürebilmek adına, asırlardır farklı coğrafyalarda barış içinde yaşayan Musevi cemaatlerini siyonizmin siber ve askeri suçlarına kalkan yapmaya yeltenmekte, onları küresel bir tecrit ve güvenlik krizinin doğrudan kurbanı haline getirmektedir.
Devlet Aklı, Sabır Eşiği ve Ankara’nın Saklı Hak Muhtırası
Sınır boylarımıza sahnelenmek istenen bu tiyatroya karşı Türkiye Cumhuriyeti, duygusal reflekslerle değil, asırlık devlet tecrübesiyle ve mutlak bir stratejik sabırla yaklaşmaktadır. Tel Aviv’in siber provokasyonları, sınır hatlarındaki taciz füzeleri ve itibar suikastı girişimleri, Ankara’nın çelikten reaksiyon duvarına çarparak erimeye mahkûmdur. Şurası net olarak bilinmelidir ki Türkiye’nin asimetrik tehditler karşısındaki sakinliği bir zaafiyet değil, sarsıcı bir gücün planlı ayak sesleridir. Devletimizin saklı tuttuğu bir cevap hakkı mevcuttur; bu hak, siyonist katliam şebekesinin hiç beklemediği bir anda, siber, askeri ve istihbari tüm enstrümanların tam entegrasyonuyla, onların anladığı en net ve en acımasız dilde sahada tecelli edecektir. Mavi Vatan’dan Akdeniz derinliklerine, sınır ötesindeki istihbarat ağlarımızdan siber harp kapasitemize kadar tüm yerli ve millî enstrümanlarımız, bu saklı hakkın operasyonel kaldıraçlarıdır. Ankara'nın devlet hafızası, asimetrik bir şımarıklığa asimetrik ve çok boyutlu bir felç edici darbeyle yanıt vermenin millî kodlarına sahiptir; günü geldiğinde o çelikten yumruğun nereye, nasıl ineceği Tel Aviv’in karanlık odalarında çok iyi bilinmektedir.
Büyük doğu bilgesi ve devlet kuramcısı Yusuf Has Hacib'in bin yıllık başyapıtı Kutadgu Bilig’de zamansız bir nizamla haykırdığı, "Zulüm ile parlayan devletin ışığı çabuk söner; bey, halkına haksızlık ve kibirle yaklaştığında aslında kendi kökünü baltalar, adaletten sapan hükümdarın akıbeti ise dünyada rezillik, tarihte ise mutlak bir lanettir" uyarısı ile bilge devlet adamı ve vezir Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinde fermanlaştırdığı, "Bir devlet küfür ile yaşayabilir ancak zulüm ile asla payidar kalamaz; mülkün temeli adalet, zalimin nihai sonu ise kendi korkularının esiri olarak yıkılmaktır" tespiti, bugün Netanyahu ve şebekesinin yaşadığı derin çöküş histerisinde en sarsılmaz idari rehberimizdir. Finansal egemenliğini, manevi dokusunu ve sınır güvenliğini millî bir çelik zırh haline getiren Türkiye, siber hegemonyanın ve siyonist kumpasların karanlık senaryolarını tarih sahnesinden silecek mutlak iradeyi ebediyen sergileyecektir.

