Turk Time
DOLAR
48,9304 ▲ %0.12
EURO
55,7562 ▲ %0.06
ALTIN
6740,7990 ▲ %0.33
BIST-100
12899,35 ▲ %0.09
PETROL
97,4300 ▼ %-3.32
BONO
40,2400 ▲ %0.45
ISTANBUL
BUGÜN
16/23°
ISTANBUL
YARIN
16/19°

KİMLER FONZADE, KİMLER FONZEDE?

"Sermaye Piyasalarının En Derin Kördüğümü: Adalet mi, Ayrıcalık mı?"

Eylül 2026’da Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 131 yatırım fonunu tasfiye etmesiyle patlak veren finansal kriz, Türkiye’nin hem ekonomi hem de siyaset koridorlarını derinden sarsmaya devam ediyor. Kamuoyuna yansıyan ödeme planı arayışları ve peş peşe gelen istifalar, toplumun tek bir soruya kilitlenmesine neden oldu: Gerçekte kimler servetine servet katan bir "Fonzade", kimler ise her şeyini kaybetme riskiyle karşıya kalan bir "Fonzede"?

Bu kriz yapısında adı geçen kavramların net sınırları, yaşanan adaletsizliğin boyutunu çıplaklığıyla gözler önüne seriyor: Fonzade; kamu gücünü veya içeriden öğrenilen gizli bilgileri kullanan siyasiler ile suni fiyat hareketleriyle piyasayı dolandıran portföy yöneticilerini, yani kriz üzerinden haksızca zenginleşen elit kesimi tanımlıyor. Fonzede ise bankaların veya aracı kurumların tavsiyelerine güvenerek birikimlerini yasal fonlara yatıran, ancak sistem kilitlendiği için nakde ulaşamayan ve parası buharlaşma riskiyle karşı karşıya kalan 455 bin 758 tekil küçük yatırımcıyı ifade ediyor.

Krizin siyasi ayağında en büyük deprem, eski Aile Bakanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya üzerinden yaşandı. İddialara göre Fatma Betül Sayan Kaya, 8 Nisan 2026'da Özata Denizcilik'ten 63 milyon 359 bin TL değerinde hisse satın aldı ve bu hisseleri eylül ayında fon skandalı patlak vermeden hemen önce satarak 1 milyar 344 milyon TL nakde çevirdi. Eşi İlyas Kaya’nın da benzer işlemlerle parasını 826 milyon TL'ye katladığı ve çiftin 5 ay gibi kısa bir sürede toplam 2,17 milyar TL kazanç sağladığı öne sürüldü. Muhalefet ve kamuoyu, bu işlemlerin zamanlamasına dikkat çekerek, borsa çöküşü ve fon tasfiyelerinden hemen önce kamusal nüfuz kullanılarak "içeriden öğrenenlerin ticaretinin" yapıldığını savundu.

Siyasi ve toplumsal baskıların ardından Fatma Betül Sayan Kaya, 26 Eylül 2026'da yaptığı açıklamayla, iddiaların bağımsızca soruşturulabilmesi için görevlerinden affını istedi ve istifa etti. Hemen ardından adli makamlar, Kaya ve ailesinin tüm mal varlıklarına tedbir ve kısıtlama getirilmesini talep etti. Ancak kamuoyu, istifa eden isimlerin buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu, fon tasfiyelerinden önceki son 3 ayda milyarlık çıkış yapan diğer "gizemli" büyük hesap sahiplerinin ve siyasilerin de mercek altına alınması gerektiğinin altını çiziyor.

Skandalın finans ayağında ise borsada suni fiyat hareketleri yaratan aracı kurumlar ve portföy yöneticileri yer alıyor. Yürütülen soruşturmada tutuklu sayısı 51’e yükseldi. Usulsüz işlemler ve borç ödeyememe riski gerekçesiyle Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy şirketlerine ait fonların kapısına kilit vuruldu. Tasfiye işlemlerini yürütmekle kamu ve özel bankalar görevlendirilirken, fonların mimarı olarak gösterilen isimlerin de aralarında bulunduğu kişiler hakkında suç duyuruları yapıldı ve aralarında üst düzey finans yöneticilerinin de bulunduğu şüpheliler hakkında yakalama kararları çıkarıldı.

Hukuki uzmanlar, bu tablonun basit bir "borsa riski" ya da hatalı yatırım kararı olmadığını; ortada organize bir nitelikli dolandırıcılık ve piyasa manipülasyonu suçu bulunduğunu vurguluyor. Bu durum, Fonzedelerin hak arama sürecinde karşılarına çıkarılabilecek "risk aldınız, kaybettiniz" savunmasını da tamamen geçersiz kılıyor. Diğer yandan, Fonzadeler bu usulsüz işlemleri yaparken ve hisseleri 20 katına çıkarırken, SPK ve Borsa İstanbul gibi denetleyici kurumların zamanında neden müdahale etmediği ve sistem kilitlenme noktasına gelene kadar neden beklendiği ciddi bir kamusal denetim eleştirisi olarak masada duruyor.

455 binden fazla vatandaşın birikimlerinin bu şekilde kilitlenmesi, özellikle 1 milyon TL'nin altındaki tasarruflarını devlet güvencesindeki para piyasası fonlarında değerlendiren halk kesimini büyük bir mağduriyetle baş başa bıraktı. Yasal yatırım araçlarına ve sermaye piyasalarına olan güvene ağır bir darbe vuran bu tablo, insanları yeniden yastık altına ya da dövize yönlendirme riski taşıyor.
Tam da bu yüzden, adalet terazisinin bu kez imtiyazlıları değil, hakkı gasp edilen yüz binlerce küçük yatırımcıyı koruması; sermaye piyasalarının geleceği için tek çıkış yoludur. Çünkü hakikatin örtüldüğü her kriz, sömürenlerin servetini büyütürken koca bir ülkenin sisteme olan güvenini tamamen buharlaştırır. Nitekim adalet mülkün temeliyse, o mülkü ayakta tutacak yegâne ölçüyü tarih bize Hz. Ömer Efendimizin (r.a.) o sarsılmaz ve zamansız uyarısıyla hatırlatmaktadır: "Görevi kötüye kullanarak haksızca zenginleşenlerin servetini elinden alıp beytülmâle koyun; çünkü adaletin olmadığı yerde devlet, adaletsiz yöneticilerin ve hırslı tüccarların elinde yağmalanan bir ganimete dönüşür."