Turk Time
DOLAR
48,7713 %0.08
EURO
56,0537 %-0.08
ALTIN
6865,8860 %0.94
BIST-100
13284,42 %-1.67
PETROL
99,7200 %-0.86
BONO
40,1100 %-1.23
ISTANBUL
BUGÜN
18/25°
ISTANBUL
YARIN
18/26°

AHİLİKTEN FAHİŞ FİYAT SARMALINA

Ticaret Ahlakının Zirvesinden Küresel Çağın Bunalımına, Çöküşe ve Çözüme

 

Günümüz dünyası ve Türkiye, hizmet sektöründen gıdaya, barınmadan eğitime kadar her alanı kuşatan kronik bir fahiş fiyat sarmalı ile sarsılmaktadır.

Bu kriz sadece ekonomik göstergelerle açıklanabilecek matematiksel bir dalgalanma değil; temeli inanç, dürüstlük ve diğerkâmlık üzerine kurulu kadim bir medeniyetin uğradığı derin ahlaki aşınmanın resmidir.

Oysa İslam medeniyetinin özünde ticaret, bizzat Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) şahsında hayat bulan muazzam bir güven ve adalet manifestosudur. Peygamberlik öncesi dönemde dahi ticaret hayatındaki lekesiz dürüstlüğüyle toplumdan Muhammedü'l-Emîn (Güvenilir Muhammed) unvanını alan Allah Resulü, mülkün sahibinin Allah olduğu bilinciyle hareket etmiş ve “Müslümanların piyasasına fiyatları yükseltmek amacıyla müdahale eden kimseyi, kıyamet gününde büyük bir ateşe oturtmayı Allah kendi üzerine almıştır” buyurarak karaborsacılığı ve suni fiyat artışlarını sert bir dille yasaklamıştır. İlahi kelam da bu duruşu “Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru teraziyle tartın. Bu hem daha hayırlıdır hem de sonucu bakımından daha güzeldir” (İsrâ Suresi, 35. Ayet) buyruğuyla iman edenlerin üzerine bir sorumluluk olarak yüklemiştir. Asr-ı Saadet’teki bu nebevi ruh, yüzyıllar sonra Anadolu topraklarında Ahilik Geleneği ile kusursuz bir kurumsal kimliğe bürünmüştür. Ahilik esnafı, sabaha dükkanının kapısını açarken harama bakmamaya, yalan söylememeye and içen adanmış bir topluluktur.

Bu sistemde devlet ve esnaf temsilcilerinin ortak kararıyla uygulanan Narh Sistemi, fiyatların tavan sınırını belirleyerek tüketicinin sömürülmesini engeller, haksız rekabetin önüne geçerdi.

Kalitesiz mal üreten, müşteriyi aldatan veya haksız kazanç peşinde koşan esnafın ise pabucu dama atılır, dükkânı kapatılır ve toplumdan dışlanırdı.

"Ben siftah ettim, komşum henüz etmedi, lütfen geri kalan ihtiyacınızı ondan alın" diyebilecek kadar diğergam olan bu esnaf profili, ticaret hayatını bir zenginleşme aracı değil, topluma hizmet ve bir ibadet vesilesi olarak görmüştür.

Dünden bugüne kırılma noktası, açgözlülük enflasyonu ve her sektörü kuşatan bunalım. Geçmişin bu lekesiz ve imanlı ticaret ikliminden bugünün dünyasına ve Türkiye’sine gelindiğinde karşılaşılan manzara tam anlamıyla bir ahlak ve güvensizlik krizidir. Modern iktisat literatürüne Greedflation (Açgözlülük Enflasyonu) olarak geçen kavram, tam olarak bugünün yapısal krizini özetlemektedir:

Şirketlerin, üreticilerin ve aracıların maliyet artışlarını sadece bir bahane olarak kullanıp, kendi kâr marjlarını yapay ve fahiş şekilde patlatması.

Bu sarmal bugün tüm sektörleri esir almıştır. Kafe, restoran ve turizm gibi hizmet sektörlerinde bir akşam yemeğinin fiyatı, hammadde ve işçilik maliyetlerinin fersah fersah ötesinde, tamamen "müşterinin cüzdanından ne koparılabilir?" mantığıyla belirlenmektedir. Gıda sektöründe tarladan sofraya uzanan zincirdeki aracılar, stokçuluk ve yapay darlık algısı yaratarak halkın temel besin maddelerine ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Barınma ve gayrimenkul sektöründe ev sahipleri ve emlakçılar, enflasyonist ortamı fırsat bilerek kiraları ve konut fiyatlarını insaf sınırlarının ötesine taşımış,

Barınmayı bir insan hakkı olmaktan çıkarıp bir lüks haline getirmiştir.

Eğitim ve sağlık gibi en temel kamusal hizmet alanlarında bile özel kurumlar, maliyet endekslerinin çok üzerinde ek ücretler, zorunlu hizmetler ve fahiş zamlarla vatandaşı birer "müşteri" olarak konumlandırmaktadır.

Bu durum, serbest piyasa ekonomisinin denetimsiz boşluklarını vahşi bir kâr hırsıyla dolduran, ahlaki hiçbir barikat tanımayan modern insanın yarattığı toplumsal bir buhrandır.

Mevcut hukuki boşluklar ve sistemin tıkanma noktaları. Bugün Türkiye’deki mevcut yasal düzenlemeler ve Türk Ticaret Kanunu, serbest piyasa ekonomisinin esnek yapısını korumaya çalışırken, organize fırsatçılık karşısında cezai açıdan yetersiz kalmaktadır.

 

Fahiş fiyat ve stokçuluk cezaları, devasa kâr marjları elde eden zincir işletmeler ve tröstler için caydırıcı bir yaptırım olmaktan çıkmış, adeta kolayca ödenen birer "faaliyet maliyeti" haline gelmiştir.

 

Kanunlardaki "fiyatı etkileme" ve "mal mühürleme" maddelerinin bürokratik hantallığı, anlık ve dinamik şekilde manipüle edilen piyasa fiyatlarına anında müdahale edilmesini zorlaştırmaktadır.

 

Hukukun bu esnekliğinin, ahlaki pusulasını kaybetmiş aktörler tarafından suiistimal edilmesi, adalet mekanizmasını piyasanın arkasından koşan çaresiz bir gözlemciye dönüştürmektedir.

 

Geleceğin karanlık projeksiyonu ve tehlikeler. Eğer mevcut fahiş fiyat sarmalı, güvensizlik ve "ne pahasına olursa olsun kazan" anlayışı bu şekilde devam ederse, gelecekte bizi bekleyen tablo toplumsal barışın tamamen yok olmasıdır.

 

Fiyat algısının yitirildiği, paranın değerinin ötesinde ahlaki değerlerin pul olduğu bir düzende orta sınıf tamamen eriyecek, derin bir sınıfsal kutuplaşma doğacaktır.

 

Güven endekslerinin sıfırlandığı bir toplumda, bireyler arasındaki bağlar kopacak, suç oranları artacak ve ekonomik sistem kendi kendini tüketen bir devalüasyona sürüklenecektir.

 

Ticaret, bir hizmet yarışı olmaktan çıkıp güçlü olanın zayıfı yuttuğu modern bir orman kanununa dönüşecektir.

 

Kusursuz çıkış yolu, köklü çözümler ve vicdani denetim.

 

Bu fahiş fiyat sarmalından kurtulmak ve tertemiz ticaret hayatına yeniden kavuşmak için hem operasyonel hem de zihniyet bazlı radikal adımlar atılmalıdır. İlk olarak, devlet eliyle tüm sektörlerde uçtan uca dijital takip sistemleri kurulmalı, tarladan rafa, hammadde tedariğinden hizmet sunumuna kadar olan tüm kâr marjları şeffaf bir şekilde denetlenmelidir.

 

Fırsatçılık ve karaborsacılık yaptığı tespit edilen işletmelere sadece para cezası değil, Ahilikteki dükkân kapatma cezasının modern karşılığı olan "lisans iptali ve ticari faaliyetten süresiz men" yaptırımı getirilmelidir.

 

İkinci olarak, hizmet ve gıda sektörlerinde üretici ve tüketiciyi doğrudan buluşturan kooperatifleşme modelleri büyütülmeli, aracıların fiyatları manipüle etme gücü ellerinden alınmalıdır. Üçüncü ve en köklü çözüm ise eğitim sisteminin ve toplumsal bilincin yeniden inşasıdır.

 

Ticaret odaları, esnaf birlikleri ve üniversiteler iş birliğiyle "Modern Ahilik Akademileri" kurulmalı; ticaret yapacak her bireye sadece finansal okuryazarlık değil, meslek ahlakı, tüketici hakkı ve helal kazanç bilinci zorunlu birer disiplin olarak aktarılmalıdır.

 

Tüketici bilinci, organize boykot gücü ve toplumsal uyanış. Devlet denetiminin ötesinde, bu sarmalı kıracak en büyük güç tüketicinin kendi elindedir.

 

Toplum, fahiş fiyat uygulayan, haksız kâr elde eden işletmelere karşı sessiz kalmayı bırakmalı ve "organize ve sürdürülebilir boykot" mekanizmalarını hayata geçirmelidir.

 

Tüketici, hak etmeyen hiçbir hizmete ve mala bedelinin ötesinde para ödememeyi bir vatandaşlık ve ahlak görevi bilmelidir.

 

Fiyatı haksızca şişirilmiş bir restorana gitmemek, o markayı tüketmemek ve alternatif yerel üreticileri desteklemek, piyasayı hizaya getirecek en sarsıcı sivil cezalandırma yöntemidir.

 

Tüketici bilinci, hırslı satıcının karşısındaki en büyük barikattır.

Geleceğin ticaret vizyonu: Ahilik Kalite ve Ahlak Standardı (AKAS). Geleceği temiz bir zemin üzerine inşa etmek adına, modern ticaret dünyasına küresel bir akreditasyon modeli teklif edilmelidir: Ahilik Kalite ve Ahlak Standardı (AKAS). Bu belgeye sahip olan işletmeler; kâr marjlarında şeffaflık sağlayacaklarını, işçi haklarını tam gözeteceklerini, hammadde kalitesinden ödün vermeyeceklerini ve fahiş fiyatlama yapmayacaklarını taahhüt eden modern zamanın Ahileri olacaktır.

 

Tüketiciler, kapısında AKAS amblemi gördüğü müesseseye gözü kapalı güvenebilecek, dürüst esnaf toplum tarafından ödüllendirilirken ahlaksız sermaye doğal bir eleme süreciyle piyasadan silinecektir.

 

Yasal denetimler ne kadar sıkı olursa olsun, bir sistemin kusursuz işlemesi ancak bireyin kalbine yerleştireceği "vicdani denetim" mekanizmasıyla mümkündür.

 

İnsanlık, içine düştüğü bu küresel buhrandan ancak yönünü yeniden Asr-ı Saadet’teki o sarsıcı dürüstlüğe ve Ahiliğin adaletli paylaşım modeline çevirerek; ticareti para istiflemek değil, insana ve topluma değer katmak için yaparak kurtulacaktır.

 

Kazancına haram ve ah karıştırmayan, rızkı veren Allah'tır bilinciyle kuşanmış lekesiz bir ticaret hayatı, bu toprakların en büyük kurtuluş reçetesidir.