Turk Time
DOLAR
48,5249 %0
EURO
56,3246 %-0.3
ALTIN
6784,8780 %0.72
BIST-100
14467,25 %0.51
PETROL
101,7300 %-4.3
BONO
39,8900 %0.33
ISTANBUL
BUGÜN
20/29°
ISTANBUL
YARIN
20/23°

12 EYLÜL

Darbe ve Karanlığa Döşenen Taşlar

12 Eylül, alelade bir takvim yaprağının dökülmesinden ibaret bir gün değildir...Gece yarısı postalların sarsıcı gürültüsüyle uyanan bir ülkenin hafızasında bu tarih; demokrasinin, özgürlüğün ve insan onurunun askerî bir balyozla un ufak edildiği karanlık bir milattır. 1980 yılına giden yolda, sokakları kan gölüne çeviren silahların arkasındaki o görünmez akıl, kardeş kavgasını sinsice körükleyerek namluların sesini bir "kurtarıcı" gibi bekletecek uğursuz taşları sahaya tek tek döşemiştir. Sabah solcu bir genci, akşam sağcı bir fidanı hayattan koparan aynı şoförlerin idaresindeki bu kanlı tezgahın gölgesinde meclis kilitlenmiş, sokaklar güvensizliğe mahkum edilerek darbenin olgunlaşma şartları olgunlaştırılmıştır. Ve o karanlık cuma sabahı saat 04.00'te radyolardan yükselen marşlar, sadece seçilmiş bir hükûmeti devirmekle kalmamış; koca bir kuşağın umutlarını, adaletini ve geleceğini esir alan kanlı bir faşizmin resmi ilanı olmuştur.

Cuntanın başı Kenan Evren’in, vicdanları sonsuza dek kanatacak o sarsıcı itirafı, darbe rejiminin insan hayatını nasıl birer istatistik nesnesine dönüştürdüğünün en somut kanıtıdır. Hafızalardan silinmeyen, "Adalet yerini bulsun diye bir sağdan bir soldan astık" pişkinliği ve "Asmayıp da besleyecek miydik?" cüreti, 12 Eylül faşizminin hukuku ve insan onurunu nasıl ayaklar altına aldığının utanç vesikasıdır. Henüz 17 yaşındaki Erdal Eren’in yaşını büyüterek darağacına gönderen, gencecik çocukları hücrelerde çürüten bu zihniyet; sağcısını da solcusunu da aynı kanlı çarkın içinde öğütmüştür. Mamak’ta, Diyarbakır’da, Metris’te duvarlara sinen çığlıklar; işkence tezgâhlarında yok edilen hayatlar ve "kayıp" ilan edilen evlatlarının kemiklerini arayan annelerin gözyaşları, bu toprakların fildişi kulelerinden verilen emirlerle yazılan o en karanlık sayfalardır.

Bu askerî cuntanın yarattığı tahribat, sadece darağaçları ve hücrelerle sınırlı kalmamış; Türk toplumunun sosyolojik genetiğini, sivil siyaset damarını bütünüyle felç etmiştir. Yüz binlerce insanın fişlendiği, pasaportlarına el konulduğu, binlercesinin vatandaşlıktan çıkarılarak sürgüne mahkum edildiği bu süreç; düşünmeyi, sorgulamayı ve hakkını aramayı bir suç unsuru olarak kodlayan bir korku imparatorluğu inşa etmiştir. Siyasal partilerin kapatıldığı, anayasanın postallarla yazıldığı o dönem, sivil iradeyi vesayetin gölgesine hapsederek Türkiye’nin demokratik olgunlaşma takvimini en az yarım asır geriye fırlatmıştır. Bugün dönüp baktığımızda net olarak görüyoruz ki; 12 Eylül, sadece geçmişte kalan bir takvim yaprağı değil, tortuları ve travmalarıyla bugünün Türkiye’sini de şekillendiren görünmez bir prangadır.

Sonuç olarak; 12 Eylül faşizminin yaşattığı acılarla yüzleşmek, sadece geçmişi yâd etmek değil, sivil iradeye ve demokrasiye her şartta sahip çıkma iradesidir. Ne o karanlık yollara döşenen kardeş kavgası taşları ne darağaçlarındaki o vicdansız dengeler ne de insan hayatını sayılardan ibaret gören o cüretkar pişkinlik bu milletin hafızasından silinecektir. Türkiye'nin geleceği, geçmişin bu kanlı faşizm aynasına bakarak vesayetin her türlüsünü elinin tersiyle itmesinde; sağcısıyla, solcusuyla vatanın huzurunu sivil demokrasinin sarsılmaz temelleri üzerinde yükseltmesinde saklıdır.