|
Talat Atilla Önce madalya, sonra hakaret! Kurtulmuş'un ziyaret ettiği gaziye resmi yazıyla 'DELİSİN!' dediler! |
|
Cengiz Altınsoy Kılıç, dar ya da bol fark etmez |
|
Adnan Küçük TRUMP’I ESİR ALAN EPSTEİN: BATI’NIN CANAVAR RUHU DEŞİFRE OLDU (2) |
|
Melike Topuk Elinden Tutan Değerlerin |
|
Zahide GULİYEVA Gerçekliğin Sürgünü: Sosyal Medya Çağında ''Yaşamak'' Ne Yana Düşer? |
|
Tunacan Tuna CHICAGO FUARI’NDA OSMANLI: BİR TEMSİLİN BAŞARISIZLIĞI MI, BİR ALGININ ZAFERİ Mİ? |
|
Derya Çöl Değerin Tasfiyesi |
|
Tuğrul Sarıtaş Biz hep gazeteciyiz |
|
Kıvılcım Kalay EĞER BİR ŞANSIM OLSAYDI |
|
Canan Sezgin Merkür Retro’da, Jüpiter Aslan’da: Şimdi Ne Olacak? |
|
Tekin Öget GİZLİ DÜNYA DÜZENİNİN "PRIVILEG" (AYRICALIKLI) TRİANGELİ |
|
Ersan Yıldız Yedin mi pilavın etli tarafını? |
|
Esra Süntar SUSTUN MU SAHİDEN? |
|
Elif Hece Öztürk Sular Yükselirken |
“60’lı yıllar. Mesleki bir eğitim için gittiğim Paris’teyim. İlk ay içerisindeyim ve yalnızlık çekiyorum. Bir parkta banka oturdum yalnız başıma. Bir süre sonra iki kişi geldi bankın diğer bölümüne oturdular ve konuşmaya başladılar. Fransızca konuşuyorlardı hiçbir şey anlamıyordum. Sonra birden Türkçe konuşmaya başladılar. Şaşırdım ve sevindim. Hemen heyecanla “Türk müsünüz?” diye sordum. Şaşırdılar. “Hayır, Türk değiliz” dediler. Bu defa ben şaşkınlıkla, “Nasıl değilsiniz, çok güzel Türkçe konuşuyorsunuz” dedim. Biri kalktı gitti. Diğeri izah etti, “Biz yıllar önce Fransızlar tarafından Türkiye’den getirilen kişilerdeniz. Ben Ödemişli bir Rumum. Diğer arkadaş Ermeniydi. O rahatsız oluyor sizden o nedenle ayrıldı ama benim hiçbir sorunum yok Türklerle. Bizi Fransızlar buralara gemileriyle getireli yıllar olmasına rağmen hala Fransız vatandaşlığı vermediler. Hala yeterli eğitim almamışız. O nedenle ara sıra buluşup çözüm için ne yapmalıyız birlikte değerlendiriyoruz.”
Bir YMM meslektaş Üstadımın anlattığı bu olay bana Suriyelileri anımsattı anında. Fransızlar kendi gemileriyle Türkiye’den topu topu yaklaşık 2 bin kişiyi alıp yıllarca kendi kriterlerine uymadıkları için vatandaşlık vermemişler. Klasik mülteci değiller ayrıca, Fransızlar tarafından seçilip, Fransız gemileriyle Fransa’ya götürülmüşler. Halbuki biz 4 milyonu çok aşkın Suriyeliyi hiçbir şekilde sorun etmeden ülkemizde barındırıyoruz ve önemli bir kısmına da vatandaşlık verdik.
Avrupalı devletlerin ve Fransa’nın vatandaşlık verirken şart olarak koyduğu kıstas ne biliyor musunuz? Görünür olan prosedürlerin dışında ki asıl şart o ülkenin değerlerinin benimsenmiş olması. Yani mümkün olduğunca bir Fransız vatandaşı gibi düşünme, hissetme ve davranma…
Düşünün lütfen!
Mümkün olduğunca bir Fransız, bir Alman, bir Amerikalı gibi düşünme, hissetme ve davranma ne demek?
Bir Fransız, bir Alman bir Amerikalı gibi düşünmek, hissetmek ve davranmak demek Fransız, Alman ve Amerikan milliyetçisi olmak demek… Yanlış anlaşılmasın milliyetçilik etnik değil vatandaşlık anlamındadır.
Biz milyonlarca Suriyeliyi yıllardır ülkemizde barındırıyoruz fakat, onları Türkiye Milliyetçisi yapmak şöyle dursun tam tersine düşmanlık bile oluşturduk. Bu gün maalesef Suriyelilerin çoğu Türk düşmanı ve Türkler de Suriyeli düşmanıdır…
Bizim Suriyelilere yönelik olarak Türk gibi düşündürme, hissettirme ve davrandırma çabamız olmuş mudur, olmuş ise oranı nedir doğrusu bilmiyorum. Bir takım eğitim programları mutlaka vardır ancak dediğim amaca yönelik bir çalışma var mı bilmiyorum. Zaten asıl üzerinde durmak istediğim topluluk Suriyeliler değil; Türkler…
Evet, Türkler!
Büyük bir göç yaşadık. Özellikle 80’li yıllar sonrası Türk toplumu kırsaldan kentlere neredeyse toplu bir göç gerçekleştirdi. Belki de tarihin en büyük ve en hızlı göçüydü. Zaman zaman İstanbul için nüfus limiti konması dahi gündeme getirildi. Peki, Türkiye Devleti örneğin son 30 yıldır köyünden çıkıp kente özellikle de varoşlara yerleşen milyonlar için bahsettiğim türden bir eğitim çalışması yaptı mı?
Köyünde belli değerleri olan, geleneklerine bağlı toplumun kentte, teknoloji, değişen sosyoloji ve ekonomi karşısında kimliğini yitirmemesi için ne tür programlar uygulandı?
Toplumun “Tutunamayanlar” kesimi, birer birer yok olup, ahlaki deformasyona uğrayıp, tüm toplumu da o ahlaki çöküntüye sürüklerken üniversiteleriyle, kanaat önderleriyle, sanatçılarıyla devlet aklı neredeydi?
Bugünkü siyasi dengesizliğimizin ve demokratik çöküşümüzün asıl nedenlerini bu sosyolojik gerçek ve o sosyolojik gerçeği göremeyen devlette aramak gerekmez mi?
Ya da aynı cümleyi şöyle değiştirirsek; Bugünkü siyasi dengesizliğimizin ve demokratik çöküşümüzün asıl nedenlerini bu sosyolojik gerçek ve o sosyolojik gerçeği gören devletlerde aramak gerekmez mi?
Benim devletimin aklı, hafızası ve devamlılığı eksikte olsa vardı. O köyden gelip kentli olamayan ve köylüde kalamayanlar yönetince maalesef o eksik olan akıl ve hafızası da kalmadı…
Yeni yılın sağlık ve hayırlar getirmesini, kaygılarınızı giderebilmesini diliyorum.
E-posta
Facebook
Twitter
Yazdır
Önceki sayfa
Sayfa başına git
|
| Bu yazı 25541 defa okunmuştur. |
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |















