|
Talat Atilla 'We Request' ve Hakan Fidan! İktidar, fizik kuralına aykırı gitmesine rağmen muhalefet çöküyor! |
|
Cengiz Altınsoy 'İlahi adalet ve orak' |
|
Adnan Küçük TRUMP’I ESİR ALAN EPSTEİN: BATI’NIN CANAVAR RUHU DEŞİFRE OLDU (2) |
|
Melike Topuk İhtiyaçlar Ayrılır |
|
Zahide Yüzleşme vakti |
|
Tunacan Tuna Avrupa’daki Türk Toplumunda Kültürel Sürekliliğin Taşıyıcıları: Radyolar ve Etkinlikler |
|
Derya Çöl Konforlu Entelektüellik ve Kaybolan Aydınlık |
|
Tuğrul Sarıtaş Ne Yapsak Hakkınızı Ödeyemeyiz |
|
Seyhan Korkmaz NIETZSCHE İLE SABAH DERSLERİ – 9 |
|
Kıvılcım Kalay ŞAKA |
|
Canan Sezgin GÖKYÜZÜNDE BAHAR TEMİZLİĞİ! |
|
Tekin Öget OKUL NEREDE BAŞARISIZ OLUYOR? |
|
Esra Süntar ''YEPYENİ RÜYAM'' |
|
Ersan Yıldız Sedat Peker |
|
Elif Hece Öztürk Sular Yükselirken |
Tatil benim için daha önceleri de yazdığım gibi okumak, yazmak ve spor yapmaktır. Bu bayram tatilini de mümkün olduğunca bu şekilde değerlendirmeye çalıştım. Okuduğum kitaplardan biri de, daha doğrusu tek roman geçenlerde ölen, 1982’de Nobel ödülünü alan Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in “Kırmızı Pazartesi”si oldu. (Can Sanat Yayınları 41. Baskı) “Kırmızı Pazartesi” romanın orijinal adıyla biraz ilgisiz bir başlık tercümesi olmuş ama okuyunca bu hatayı affediyorsunuz. Marquez’in çocukluğunun geçtiği kasabada yaşanan gerçek bir cinayeti ve o çevreyi anlatımı müthiş… Biraz geniş bir gazete röportajı, biraz klasik anlatımlı bir roman gibi ve çok rahat okunuyor.
Yukarıda belirttiğim gibi roman Marquez’in çocukluğunda yaşanan bir cinayeti ve o cinayet etrafında küçük bir kasaba toplumunu anlatıyor. Toplumsal yapıdan ve toplumun hayat anlayışından kesitler veriyor. Bana ilginç gelen cinayetten herkesin önceden haberinin olması ama herkesin kendine göre bahanelerle gereğini yapmaması… Hatta cinayeti işleyen ikizler sık sık cinayet işleyeceklerini söyleyerek birlerinin kendilerini durdurmasını dahi istiyorlar ama kasabalılar kendilerine göre haklı gerekçelerle, “Bir şey olmaz!”, “Bunlar cinayet filan işleyemez!”, “Benden önce bu konu görevi olanlar var, polisi, başkanı”, “Ne olacaksa olsun!”, “Bir an önce olsun!”, “Bakalım ne olacak?” havasında konuyu geçiştiriyorlar. Tabi bu vurdumduymazlıkta öldürülen şahsın kökeni (Arap-Hıristiyan) ve toplumdaki statüsü de (Toprak zengini) etkili. Cinayet işleneceğini, yani kendisini öldüreceklerini en son ve çok gecikmeli olarak öldürülen Santiago Nadar öğreniyor. Annesi oğlunu kurtarmak amacıyla evin giriş kapısını kapatacağım derken kapıyı oğlunun yüzüne kapıyor. Öldürülen gencin iddia edildiği gibi ikizlerin kardeşlerini iğfal ettiği dahi kesin değil. Hem kesin olsa bile cezası ölüm mü? Çok ilginç olan bir durum ise uğruna cinayet işlenen ve rüya gibi bir düğünden sonra bakire çıkmayınca baba evine bırakılan Angela Vicario adlı kızın yıllar sonra kendisini baba evine bırakan adamla bir araya gelmesi. Hem de çok garip bir şekilde…
Kırmızı Pazartesi bende bizim toplumla ilgili bazı çağrışımlar yarattı. Toplumlar, toplumlara benzer tabi ama olumsuzluklar benzeyince maalesef kötü sonuçlar ortaya çıkıyor. Sonuçta bir namus cinayeti ve hemen herkes suçlu… Benim başıma gelmedi demek yetmiyor aslında ortaya çıkan olumsuzluk herkesi, tüm toplumu etkiliyor. Bizde de namus cinayetleri var ve maalesef çok yaygın… Biz de sorumluluk almasını yeterince bilmiyoruz ve toplumsal sorumluluklarımızın yeterince farkında değiliz.
Aslında konuyu bizdeki vurdumduymazlığa, yaklaşan tehlikelere, ekonomin borca battığını ama herkesin bunu bilip konuşmadığına veya barış sürecinin Erdoğan ve Öcalan’ın bireysel çıkarları için kullanıldığına ama bunu bilen herkesin suspus kaldığına getirebilirdim ama siyaset bir az uzak kalsın…
Bayram tatilinde okuduğum kitaplardan birisi de Mine G. Kırıkkanat’ın 6.baskısını yapan eseri “Bir Hıristiyan Masalı- Tarihin En Büyük Sahtekarlığı” idi. (Kırmızı Kedi Yayınevi:286) Kırıkkanat çalışması ile Hıristiyan tarihi ile ilgili önemli bilgiler verdiği gibi İstanbul’la ilgili olarak ta bilmediğimiz bir tarihi anlatmış. Tarihin en büyük sahtekarlığı, Doğu Roma İmparatoru Konstantin’in vasiyeti imiş gibi belge düzenlenerek Papalığa ve Vatikan’a meşruiyet kazandırılması ile gerçekleştirilmiş. Tam bir tarihi üçkağıtçılık… Konunun önemi tarihin akışını değiştiren, Avrupa’yı Asya’dan ayıran bir adım olması… Zamanımıza etkileri ise tam bir entelektüel tartışma konusu…
Bu çalışmadan öğrendiğim bir gerçekte Doğu Roma’nın yüzyıllar sonra adının Bizans yapılması. Doğu Roma’ya yaşadığı dönemde hiç Bizans denmemiş. Bizans denmesi de Avrupa’yı Müslümanlardan ayrıştırmaya yönelik bir din ve kültür sahtekarlığı imiş…
Kırıkkanat’ın kitabın girişindeki şu cümleleri ilginç;
“Hıristiyan alemi, tarihinin ilk travmasıyla İsrail’in Küdüs’ü Müslümanlardan geri alıp Eski Ahit’te yazılı olduğu gibi sahiplenerekkorumasına verdiği maddi manevi destekle başa çıktı.
Ya ikinci travmayı, ilk Hıristiyanlık başkenti Konstantinepolis’in kaybını nasıl atlattı?
Yanıtım kısa ve açık olacak: Atlatamadı”
Okumak ve paylaşmak çok güzel…
E-posta
Facebook
Twitter
Yazdır
Önceki sayfa
Sayfa başına git
|
| Bu yazı 15931 defa okunmuştur. |
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |
|
|||||
|

53
49













