Kin Kapısı… Bu kapı, sadece Fener Rum Patrikhanesi’nin bir girişi değildir. Tarihin kayda geçtiği, devlet aklının egemenlik refleksini açık biçimde ortaya koyduğu bir hafıza eşiğidir.
1821 yılında Osmanlı coğrafyasında patlak veren Yunan isyanı, sadece bir ayaklanma değildi; imparatorluğun birliğini hedef alan çok cepheli bir kalkışmaydı. Fener Rum Patrikhanesi’nin başında bulunan Patrik V. Gregorios, isyanla doğrudan ilişkisi ve otoritesini bu yönde kullandığı gerekçesiyle devlet tarafından sorumlu tutuldu. Verilen karar, bir dinî kimliğe değil, siyasi sadakatsizliğe ve isyanla irtibata karşıydı. İdam, bu nedenle Kin Kapısı önünde gerçekleştirildi ve devletin egemenlik yetkisinin sembolik bir ilanı olarak tarihe geçti.
O kapının ardından kapatılması tesadüf değildir. Patrikhane, bu kapıyı bir yas ve hafıza mekânı olarak kilitli tutmuştur. Bugün hâlâ açılmamasının nedeni de budur. Ancak zamanla bu kapı, sadece bir hatıranın değil, siyasi anlamlar yüklenen bir sembolün parçası hâline gelmiştir.
Bugün bazı çevrelerce dile getirilen “ekümeniklik” iddiaları ise, işte bu tarihî semboller üzerinden meşruiyet üretme çabasının modern tezahürüdür. Papaz Bartelemos, sözde “ekümenik” sıfatıyla, Vatikan benzeri bir lider edasıyla dünya devletleriyle temaslar kurmaktadır. Bu temaslar, yalnızca dinî bir misyonla sınırlı değildir; geçmişten bugüne ve geleceğe dönük saklı bir plan ve hesap olarak okunmalıdır. Dünya güçlerine görünürde manevi bir birliği anlatırken, asıl hedef, Türkiye’nin tarihî ve manevi alanına nüfuz etmektir.
Devletimizin ve milletimizin duruşu nettir: Bu tür saplantılı hayaller, iç ve dış tüm karanlık odakların oyun alanıdır. Milletimiz hassas ve uyanıktır. Devletimiz bu süreçleri stratejik olarak sürekli takip etmektedir; her adımı, her hamleyi görmektedir. Bartelemos’un planlarının niyetini ve hedeflerini biliyoruz. Bu tür hayallerin denemesi, kudretimizi ve kararlılığımızı sınamak anlamına gelir ve devletimiz böyle bir sınamayı tavsiye etmemektedir.
Geçmişte olduğu gibi, bugün de tarihî hafıza ve devlet refleksi, her türlü entrikaya karşı keskin bir kılıç gibi işlemektedir. Gelecek nesiller için asıl mesele, bu olayları hamasetten arındırarak ama hafızadan silmeden bilmektir. Kin Kapısı’nı anlamak; devleti, egemenliği, hukuku ve tarihî sürekliliği anlamaktır. Milletimiz ne geçmişini inkâr eder ne de geçmişinden korkar. Ancak geçmiş üzerinden kurulan her yeni siyasi hayali de soğukkanlılıkla ve kararlılıkla karşılar.
Kilisenin tarih boyunca yaptığı hatalar, siyasetin aracı hâline gelmesi ve milletimizi parçalamaya yönelik girişimleri ortadadır. Bu hatalar sadece geçmişte kalmamış; bugün de Bartelemos’un girişimleriyle farklı bir şekilde tekrar gündeme gelmektedir. İçeriden ya da dışarıdan, karanlık niyetlerle tarihî sembolleri kaşıyan her yapı bilmelidir ki, bu millet uyanıktır. Devletiyle, aklıyla, hafızasıyla buradadır. Kin Kapısı’nın tarihi bir ibret olarak hatırlanması, bugünün en güçlü mesajıdır:
Egemenlik tartışılmaz, tarih çarpıtılamaz, bu milletin iradesi sınanamaz.
Geçmişin hesabı kapanmıştır. Bugünün uyanıklığı ise daimdir. Bartelemos’un sözde ekümenik hayallerine, tarihî hafızamız, devletimizin stratejik takibi ve milletimizin keskin refleksi karşı durmaktadır. Her adımı, her hamlesi, bu hassas uyanıklık ve kararlılık karşısında boşa çıkacaktır. Devletimiz şunu açıkça hatırlatır: Ne yapmaya çalıştığınızı görüyoruz, planlarınızı biliyoruz ve bu hayallerinizi yerle yeksan etmeye muktedir olduğumuzu unutmamalısınız.
Ve son olarak, ecdadımızın keskin sözüyle noktayı koyalım:
“Vatan toprağına göz dikenin boynu kısa, tarihini inkâr edenin günü karadır.”
Bugün de milletimiz ve devletimiz olarak, bu topraklarda hiçbir kirli emel, hiçbir gizli plan başarılı olamayacaktır. İster diplomatik ister siyasi ister istihbarat temelli tüm girişimler açıkça görülecek; her hamleniz kaydedilecek ve tarihî adalet çerçevesinde karşılık bulacaktır. Dünya güçleri, kilise veya farklı odaklar bilmelidir ki; bu milletin kudreti, sabrı ve uyanıklığı sınanmaya gelmez, bu topraklarda hesap sorulmadan hiçbir adım atılamaz.