|
Talat Atilla Erdoğan'ın adını kullananlar! CB'den Bakana sitem: "3 saattir bilgin yok mu?" Medya Haramileri! |
|
Cengiz Altınsoy Kılıç, dar ya da bol fark etmez |
|
Adnan Küçük 15 TEMMUZ BİR TİYATRO MU YOKSA…? |
|
Melike Topuk Sinir Sistemin Alarmda |
|
Zahide GULİYEVA Güneşi İçeri Almak İstiyorsan Perdeleri Açacaksın |
|
Tunacan Tuna KARA TAHTADAN DOĞAN CUMHURİYET: BİR MİLLETİ YENİDEN YAZAN ÖĞRETMENLER |
|
Tuğrul Sarıtaş TÜRK SİNEMASI YARA ALIYOR |
|
Canan Sezgin 2026 TEMMUZ VE RUHUN EVE DÖNÜŞ YOLCULUĞU! |
|
Tekin Öget BARAJ PATLAMADI SİZ PATLADINIZ! |
|
Ersan Yıldız Yedin mi pilavın etli tarafını? |
|
Elif Hece Öztürk Sular Yükselirken |
CHP'de yaşanan "mutlak butlan" süreci, hukuki olduğu kadar siyasi ve ahlaki boyutlarıyla da tartışılmayı hak ediyor. Çünkü siyaset sadece mahkeme kararlarıyla değil, meşruiyet algısıyla da yürür.
Evet, ortada bir mahkeme kararı varsa hukuk açısından buna saygı göstermek gerekir. Ancak siyasetin tarihi bize gösteriyor ki; hukuken mümkün olan her şey, siyaseten doğru veya etik değildir.
28 Şubat sürecinde alınan birçok karar da dönemin mevzuatına uygun görünüyordu ama etik değildi.
Yakın tarihte dünyanın çeşitli ülkelerinde mahkemeler aracılığıyla şekillenen siyasi müdahaleler de "hukuki" gerekçelere dayanıyordu.
Fakat tarih, olayları sadece hukuk kitaplarından okumaz. Toplumsal vicdanın verdiği hükmü de kayda geçirir.
Tam da bu nedenle CHP'deki butlan sürecine yalnızca "mahkeme karar verdi" diyerek bakmak eksik kalır.
Ancak burada gözden kaçırılan ikinci bir gerçek daha var.
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu çizgisinin temsil ettiği ekip de süreç boyunca kendi hatalarıyla yüzleşmek yerine her eleştiriyi reddetmeyi tercih etti. Parti içindeki tartışmaları bastırmaya çalıştı. Şaibe iddialarını küçümsedi. Kendilerine yönelen her soruyu siyasi saldırı olarak gördü.
Siyasetin en büyük hatası, kendi yanlışlarını göremeyecek kadar taraftarlarının alkışına teslim olmaktır.
Bugün CHP tabanının önemli bir bölümü ve iktidar karşıtı sosyoloji, İmamoğlu-Özel ekibinin hatalarını görmezden geliyor. Çünkü önceliklerini Erdoğan karşıtlığı üzerine kurmuş durumdalar.
Oysa siyaset, sevdiğin aktörün yanlışlarını da eleştirebilme olgunluğunu gerektirir.
Bir siyasi hareket, yalnız rakiplerinin hatalarına odaklanıp kendi kusurlarını görmezden geldiğinde zamanla muhasebe yeteneğini kaybeder.
Türkiye siyasi tarihi bunun örnekleriyle doludur. ANAP'ın yükseliş döneminde yapılan yanlışlar uzun süre görmezden gelindi.
DSP, Ecevit'e duyulan büyük sempati nedeniyle kendi iç sorunlarını konuşamadı.
Merkez sağ ve merkez soldaki birçok parti, liderlerine duyulan bağlılık yüzünden gerçeklerle yüzleşmeyi erteledi ve sonunda ağır bedeller ödedi.
Bugün CHP'nin önündeki temel mesele de budur.
Butlan kararı hukuki olabilir.
Ama siyasetin sorusu sadece "hukuka uygun mu?" değildir.
Aynı zamanda "etik mi?", "meşru mu?", "toplumsal vicdanda karşılığı var mı?" sorularını da sormaktır.
Aynı şekilde Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekibinin de kendilerine şu soruyu yöneltmesi gerekir:
"Biz hiç hata yapmadık mı?"
Çünkü demokrasilerde en büyük tehlike, karşı tarafın yanlışları değil, kendi yanlışlarını sorgulamayan taraftarlardır.
Mahkemeler karar verir.
Ama son hükmü her zaman tarih verir.
DON- ATLET VE HAİN!
Don gömlek yakalananlara, akçeli iş iddialarıyla anılanlara "hain" demeyip; hayatını siyaset içinde geçirmiş, partisini yıllarca iyi/kötü taşımış Kemal Kılıçdaroğlu'na "hain" demek büyük bir ölçüsüzlüktür.
Siyasi eleştiri yapılabilir, hesap sorulabilir, hatta sert muhalefet de edilebilir. Ama "hain" yaftası, öfkenin aklı ve vicdanı esir aldığı yerde ortaya çıkar.
Siyasetin de eleştirinin de bir ahlakı vardır.
Siyasetin en acımasız yanı hafızasızlıktır.
Düne kadar omuzlarda taşınanlar, bugün aynı omuzlar tarafından hedef tahtasına konulabiliyor. Bunun son örneğini CHP'de yaşıyoruz.
Bugün bazı çevreler, yıllarca "Genel Başkanım" dedikleri Kemal Kılıçdaroğlu'na "hain" diye bağırıyor.
Peki soralım:
Kılıçdaroğlu ne zaman hain oldu?
AK Parti'nin en güçlü olduğu dönemde CHP'nin başına geçtiğinde mi?
Partiyi yüzde 20'ler bandından çıkarıp iktidar alternatifi haline getirdiğinde mi?
Ankara'dan İstanbul'a Adalet Yürüyüşü'nü gerçekleştirdiğinde mi?
Altı farklı siyasi partiyi bir masa etrafında toplayarak Türk siyasetinin en geniş muhalefet ittifakını kurduğunda mı?
Yoksa seçim döneminde saldırılara uğrayıp kurşunların hedefi haline geldiğinde mi?
Bugün CHP'de milletvekili koltuğunda oturanların önemli bir kısmı siyasi kariyerlerini Kılıçdaroğlu dönemine borçlu.
Bugün belediye başkanlığı yapan birçok isim, kamuoyunda tanınma fırsatını Kılıçdaroğlu'nun açtığı siyasi alan sayesinde yakaladı.
Dün "Sayın Genel Başkanım" diye kürsülerde övgüler dizenlerin bir kısmı, bugün aynı kişiyi siyasi linç kampanyasının merkezine yerleştiriyor.
Bu bir siyasi eleştiri değil.
Bu, siyasi vefasızlığın en ağır örneklerinden biridir.
Kılıçdaroğlu eleştirilebilir.
Seçim stratejileri tartışılabilir.
Kararları beğenilmeyebilir.
Ancak bir siyasi lider hakkında kullanılabilecek en ağır ithamlardan biri olan "hain" suçlamasını ortaya atmak, sadece siyasi ahlaka değil, ortak hafızaya da hakarettir.
Çünkü tarih kayıt tutar.
Tarih; CHP'nin yıllarca iktidar alternatifi olarak ayakta kalmasında Kılıçdaroğlu'nun rolünü de yazar.
Tarih; Adalet Yürüyüşü'nü de yazar.
Altılı Masa'yı da yazar.
Türkiye'nin en zor siyasi ikliminde muhalefeti bir arada tutma çabasını da yazar.
Ve tarih bir gün şu soruyu da sorar:
Düne kadar alkışladığınız kişiye bugün neden hain dediniz?
Çünkü siyasette görüş ayrılığı olabilir.
Lider değişebilir.
İktidar mücadeleleri yaşanabilir.
Ama vefa duygusu kaybolduğunda geriye sadece öfke kalır.
Öfke ise siyasi aklın değil, siyasi körlüğün yakıtıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu'nu eleştirmek başka şeydir.
Onu hain ilan etmek başka şey.
Birincisi siyasettir.
İkincisi ise vicdan terazisinde ağır gelen bir haksızlıktır.
OPERASYON!
Ankara'da kritik operasyon sinyalleri giderek artıyor.
Siyasi kulislerde, önemli değil, çok önemli isimlere yönelik sert hamlelerin gelebileceği konuşuluyor.
Şimdilik isim vermek istemiyorum. Ancak duyduklarım, gerçekleşmesi halinde siyasetin akışını etkileyebilecek ölçekte gelişmelere işaret ediyor.
Bu tür süreçlerin sonucu ise sadece hukukla ya da siyasetle belirlenmiyor.
Toplumun vereceği nihai hüküm her zaman sandıkta ortaya çıkıyor.
Bu hamlelerin siyasi tabloyu negatif mi,
pozitif mi değiştireceğini bugün kimse kesin olarak bilemez.
Bunu ancak zaman ve milletin sandıktaki tercihi gösterecek.
BABACAN'I SAKLIYORLAR!
DEVA Lideri Ali Babacan'ın dürüst ve güven veren bir siyasetçi olduğu konusunda geniş bir mutabakat var. İsmi bugüne kadar hiçbir kirli olayla anılmadı.
Toplumsal sosyolojinin hak ettiği değeri vermediği önemli siyasetçilerden biri olduğunu düşünüyorum.
Fakat bir soru var:
"Neden sonuca gidemiyorum?"
Bu soruyu kendisine ne sıklıkla sorduğu konusunda kamuoyu emin değil.
Bugün sadece tek ama kritik bir başlığa dikkat çekmek istiyorum:
Danışman kadrosu...
Babacan'ın dış dünyayla temasını adeta kesmiş durumdalar. Eş, dost ve ahbap çevresiyle sınırlı, izole bir alanın içine hapsedilmiş bir genel başkan görüntüsü ortaya çıkıyor.
Sanki amaç; Babacan'ın sadece onların filtrelediği insanlarla görüşmesi, sadece onların kurduğu ilişki ağının içinde kalması...
Oysa danışmanlar yönlendirebilir ama genel başkan adına hareket edemez. Parti yönetimiyle paylaşılabilecek siyasi yetkiler, danışmanlarla paylaşılmamalıdır.
Çünkü siyasette en büyük risk, liderin toplumdan değil, çevresinden beslenmeye başlamasıdır.
Hatta iddia ediyorum; bu yazıyı bile Ali Babacan'dan saklamaya çalışacaklardır.
VELHASIL: Ya götür geri kalanımı, ya da tamamla eksik yanımı – Hz.Mevlana
E-posta
Facebook
Twitter
Yazdır
Önceki sayfa
Sayfa başına git
|
| Bu yazı 24245 defa okunmuştur. |
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |
|
|||||
|
|
|||||
|
|
|||||
|
|
|||||
|
|
|||||
|

0
0













