Referans Yazarı Gökçe Aytulu'dan çarpıcı bir analiz....
Son dönemde dillerden düşmeyen faşizm kavramı hakkında Ingebor Bachmann'ın keskin bir saptaması vardır: "Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar."
Geçen pazar akşamı Güngören'deki bombalama haberini alır almaz televizyonu açtım. Neler olduğunu anlamak için kanallar arasında dolanmaya başladım. İki ulusal haber kanalı reklam kuşağındaydı, diğer ulusal kanallarda şarkı yarışmaları, eğlence programları ve diziler arasında patlamaya ilişkin herhangi bir habere ulaşamadım. Derken CNN International'ın canlı olarak olay yerine bağlanmasıyla ilk görüntüleri görmüş oldum.
Olay yerinden canlı
CNN, Türkiye'den aldığı bilgiler çerçevesinde olayın gaz sızıntısından kaynaklanabileceğini iddia ediyordu. Ancak İsrail ve Irak'taki terör görüntülerine aşina olanlar için bunun bir gaz sızıntısı olmadığını anlamak saniyeler sürerdi.
Reklam kuşağından çıkan haber kanallarının olay yerinden yayına başlamasıyla birlikte bu korkunç saldırıya ilişkin detaylar da ortaya çıkıyordu. Türkiye'nin en büyük kentinin ortasında çifte bombayla yapılan bu saldırının en azından 2003 yılındaki saldırılar kadar ciddi olduğu anlaşılıyordu.
Diğer televizyon kanallarına tekrar göz attığımda yayınlarında bir değişiklik yapmadıklarını fark ettim. Bir kanaldaki şarkı yarışmasında "İstanbul'da böyle bir saldırı oldu ama biz yayına devam ediyoruz" şeklinde bir açıklama yapıldı.
Şov devam etmeli
Bu gibi durumlarda "şov devam etmeli" anlayışı sürekli tartışma yaratmıştır. Serbest piyasanın yapısı gereği, doğal olarak televizyon kanallarının bu ve benzeri olaylara ilişkin yayınlarını değiştirip değiştirmemeleri kendi inisiyatiflerinde.
Tartışmanın bir tarafında "Böyle dramatik bir durumda eğlence verilir mi?" diyenler, diğer tarafında ise "Asıl, normal akışı durdurmak saldırıyı yapanların amacına hizmet etmektir" görüşünde olanlar yer alır. Ancak bu tartışmanın pek de dikkatleri çekmeyen başka bir boyutu daha mevcut. Daha doğrusu potansiyel bir tehdidi.
"Şov devam etmeli" anlayışının, olayları tamamen görmezden geldiği noktada terörün kanıksanması gibi bir tehlike doğuyor. Bu tehlike, haber bültenlerinde trafik kazalarının ardından, "biraz da gülelim" bölümlerinin ekrana gelmesi gibi, bombaların gündelik hayatta sıradanlaşması amacına hizmet edebilir. Bugün terörün sıradanlaştığı İsrail'de gündelik siyasi haberlerin ardından, ülkede meydana gelen saldırılar ekrana getiriliyor ve hayat aynen devam ediyor.
Irak'ta ise durum daha acıklı. Günde ortalama 30 kişinin terör saldırılarında hayatını kaybettiği ülkede, ölü sayısının 100'lere ulaşmadığı saldırılar artık gazetelerde birinci sayfa haberi olamıyor.
Yalancı gerçek
Yakın geçmişte kaybettiğimiz sosyolog Jean Baudrillard, televizyonların kendi yarattığı görsel dünya içinde gerçek kavramını değiştirdiğini iddia ediyordu. Ona göre, gösterilmeyen haberler ya da kopuk kopuk verilen bilgiler "dünyadaki değişikliklerin zararsızlaştırılması"na aracılık etmekteydi. Böylece Karadziç'in yakalanması sürecinde tekrarlandığı gibi Bosna dramı kötü bir şeyler anlatan ama her akşam izlenen bir televizyon dizisi haline gelebilmekteydi.
Aynı tehlike, "Biraz önce İstanbul'da bir terör olayı oldu. Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz" cümlesinde de saklı. Bu tehlike, "başkalarının acılarını paylaşmamak" gibi kimilerine romantik gelebilecek bir tepki sebebiyle değil, terörün sıradan hale gelmesi gibi çok daha vahim bir tabloyu ortaya çıkartacağı için mevcut.
Laik, agnostik Aczmendiler
Tabii benzer bir bakış açısından çıkıp farklı noktalara ulaşmak da mümkün. Örneğin Zaman gazetesinde Ali Bulaç, bu konudaki en talihsiz yazılardan birine imza attı. Çıkış noktası, Güngören'deki saldırıların ardından televizyonların normal yayın akışına devam etmesi olan Bulaç, neredeyse saldırılardan İstanbul'da bir konsere gidenleri sorumlu tutuyor ve şöyle yazıyordu:
"İstanbul'un göbeğinde, Ali Sami Yen'de Metallica adlı müzik grubu bir konser verdi. Türkiye'nin her tarafından 40 bin kişi toplanmıştı. Programın başlamasından 15 dakika önce, konserin verildiği yerden birkaç km ötede, yani Güngören'de cesetler parçalandı; kol bacak havaya uçuştu. Bu laik, ateist, agnostik, Aczmendi müsveddelerinin de umurunda olmadı. Transa geçmiş vaziyette kafalarını sallamaya devam ettiler. Tepindiler, kendilerine özgü ritüelleriyle satanizmden ödünç tapınmalar yaptılar. İçtiler, bağırdılar, gürültüyü bastıran gürültü cinsinden müzikleriyle İstanbul semalarından arşa yükselen çığlıkları, bedenleri parçalanan masum insanların feryatlarını bastırmaya çalıştılar..."
Baştan aşağı yanlış bilgilerle dolu, hakaretin sınırlarını aşan bu satırlar, en az olaylardan haberdar olamamak kadar tehlikeli. Kan gölü görüntülerini seyircinin gözüne sokarcasına yayımlamakla, olayı hiç görmemek arasında gidip gelen ikircikli tavır, burada da geçerli.
Televizyonların "terörün sıradanlaşmasına" hizmet edebilecek algılamasıyla kuvvetle muhtemel konser sırasında patlamadan haberi olmayan insanları suçlayan bakış açısı arasında bir doğru yakalamak mümkün değil. İki yanlış bir doğru etmiyor. Ancak Bachmann'ın dediği gibi faşizm, terörle olmasa bile insanlar arasındaki ilişkilerden ya da bakış açısından doğabilir.