Sınıfta ben ve Kafka... Nietzsche yok.
Telefonum titredi.
Hamlet:
—“Geliyorum yoldayım.
Nietzsche bugün kaderi işleyeceğim demişti. Yine bağırarak gelir diye pelerinimi moral amaçlı giydim.”
Ben yazdım:
— “Hamlet, ben bu adamdan bıktım. Her ders geliyor, bağırıyor, çağırıyor. Güç istenci diye diye benim sinir istencimi tüketti. Yahu beni kurtar!”
Hamlet hemen yazdı:
— “Ben seni kurtarırım da, Friedrich peşimize düşerse ne yapacağız?”
Ben yazdım,
— “Ben kaderle falan uğraşamam. Ben huzur istiyorum. Bir de seninle kahve...”
Hamlet’ten kalp yerine kafatası emojisi geldi.
— “Bak,” dedi, “Nietzsche bağırıyor ama kimse mutlu değil. Ben susuyorum ama herkes beni dinliyor. Aradaki fark bu. Bence o ‘amor fati’ falan değil. Bildiğin ‘amor sinir krizi’.”
Ben:
— “Yemin ederim her ders bir kişiyi ‘üstinsan’ yapmadan çıkmıyor. Geçen hafta bana bakıp ‘zayıfsın’ dedi. Ben zayıf değilim, duygusalım.”
Hamlet:
— “Ben olsam sana bağırmazdım. Ben sana bağıracak olsam… Fısıldardım.”
Ben:
— “Bak, Nietzsche burada olsaydı şimdi ‘irade yok’ diye çığlık atardı.”
Tam o anda…
Ekranda bir şey belirdi.
GÖRÜLDÜ:
Seynche
Nietzsche
Hamlet
Mesajlar sustu.
Hamlet yazıyor…
Siliyor…
Tekrar yazıyor…
Yine siliyor…
Ben yazdım:
— “Hamlet…”
— “Evet?”
— “Biz kaderle dalga mı geçtik?”
Hamlet:
— “Sanırım kader şu an ekran görüntüsü aldı.”
Ben telefonu kapattım.
Hamlet usulca girdi içeri. Yanıma oturdu.
Hamlet’e döndüm.
— “Hamlet…” dedim fısıltıyla, sen hocanın olduğu grupta hocayı gömdün?”
Hamlet’in sesi titredi:
— “Ben bu grubun ‘Öğrenci–Dertleşme’ grubu olduğunu sanıyordum.”
— “Hamlet! Bu grubun adı Varoluş ve İrade!”
Hamlet yutkundu:
— “Ben o iradeyi reddettim sanmıştım. Hem ben seni kurtarmaya çalışıyordum.”
Bana eğildi, masumca baktı:
— Bak, sen beni kurtar dedin ya… Bence kader şu an bizi aynı sıraya oturttu.
Kapı o anda açıldı.
Nietzsche içeri girdi.
Sessiz. Tehlikeli derecede sakin.
— “Günaydın çocuklar.”
Hamlet’le göz göze gelmemeye çalışıyoruz.
Ben defterime kaderle ilgili hiçbir şey bilmediğimi yazıyorum.
Nietzsche tahtaya büyük harflerle yazdı:
BUGÜNÜN DERSİ: KADER
Nietzsche sınıfa baktı:
— “Güzel,” dedi. Bugün herkes kaderinin içinden geçecek.”
Hamlet’in yüzü bembeyaz... Bana fısıldadı:
— “Biz hocanın kaderini deşmiş olabilir miyiz?”
Ben dişlerimin arasından:
— “Sessiz ol. Kader şu an bizi izliyor.”
Nietzsche telefonu masaya koydu. Ekran bize dönüktü.
— “Ders başlamadan önce, bir mesaj okudum.”
Biz nefesimizi tuttuk.
Hamlet’in eli havaya kalktı, ama titriyordu:
— “Hocam kader değiştirilebilir mi?”
Nietzsche gülümsedi.
O gülümseme hiç hayra alamet değildi.
Sonra bize baktı:
— “Bazı insanlar kaderle yüzleşir. Bazıları da mesajla...”
Hamlet bana doğru eğildi:
— “Merak etme, en kötü kader bile sensiz olandan iyidir.”
Nietzsche arkasını döndü:
— “DUYDUM.”
Nietzsche tam bize doğru yaklaştı ki…
Arka sıralardan kalem gıcırtısı geldi. Ama normal bir gıcırtı değil…
Varoluşsal bir gıcırtı.
Nietzsche durdu.
— “Kim o?”
Hepimiz döndük.
Kafka…
Defterine acayip büyük, fazlasıyla ciddi bir böcek çiziyordu. Böceğin gölgesi bile vardı. Yani kaderliydi.
Nietzsche kaşlarını çattı:
— “Kafka. Ne yapıyorsun evladım?”
Kafka hiç kafasını kaldırmadan:
— “Hayatımı küçültüyorum hocam.”
Nietzsche yaklaştı, deftere baktı:
— “Bu nedir?”
Kafka düşündü:
— “Ben olabilirim. Ama daha az sorumluluklusu.”
Nietzsche bağırdı:
— “BU BİR HAMAM BÖCEĞİ Mİ?”
Kafka kalemi bıraktı:
— “Hocam kesin konuşmayalım. Sabah sabah kimliğimi ben de netleştiremedim.”
Sınıfta çıt yok.
Nietzsche dişlerini sıktı:
— “Kafka… İnsan kaderini çizer, böcek olmaz!”
Kafka başını kaldırdı, çok sakin:
— “Hocam denedim. İnsan olmak daha yorucu çıktı.”
Ben Hamlet’e eğildim, fısıldadım:
— Oh be… İyi ki Kafka var.
Hamlet gözleri dolu dolu:
— Vallahi… Böcek bizi kurtardı.
Nietzsche hâlâ Kafka’ya:
— “Peki söyle bakalım,” dedi, bu çizdiğin kader mi?”
Kafka deftere baktı:
— “Hocam bu kader değil. Bu kaçış planı.”
Nietzsche:
— “İNSAN KADERİNDEN KAÇAMAZ!”
Kafka böceğin bir bacağını düzeltti::
— “O zaman böcek olur.”
Hamlet dayanamadı:
— Allah razı olsun Kafka.
Kafka başını çevirdi:
— “Rica ederim. Ben genelde farkında olmadan kurtarırım.”
Nietzsche tahtaya döndü, yorgun:
— “Peki… Bugün kaderi böcek üzerinden anlatacağız.”
Hamlet bana döndü, göz kırptı:
— Bak… Kader bazen pelerinle gelmez.
Bazen antenlidir.
Ben iç çektim:
— Vallahi kader bugün Kafka kılığında. Hem de altı bacakla.
Nietzsche hâlâ tahtaya dönük, tebeşiri tutuyor, Kafka böceğini yelpazeliyordu.
Tam o boşlukta Hamlet iç çekti.
— “Ah kader…” dedi. Bir zamanlar biri vardı… Bakışıyla beni ben olmaktan çıkaran. Kaderdi belki… Belki de sadece yanlış zaman…”
— “Hah!” dedim. Başladı yine eski sevgili destanı!”
— “Yanlış anlama,” dedi Hamlet. “Bunlar geçmiş…”
İşte orada…
İçimdeki kıskançlık kaderi devreye girdi.
— “Oho Hamlet şimdi beni konuşturma... Duydun mu? Felsefe dersine artık biri daha katılmak istiyormuş.”
Hamlet irkildi.
— “Kim?”
— “Herakles.”
Bir sessizlik oldu.
Hamlet’in kaşı istemsiz seğirdi.
— “Herakles… O Herakles mi?”
— “Evet,” dedim. “Herakles be Herakles! Adam dünyanın yedi harikasını yaptı! Aslan boğdu, hidra kesti, kaderle güreşti! “Bilemem,” dedim omuz silkip.
Herakles’in bu varoluşsal dönüşümü karşısında düşündüm.
Hamlet paniğe kapıldı.
— “Ama benim monologlarım var! Ben derinim!”
— “Herakles de derindi,” dedim. “Ama o çukura düşüp çıkıyordu. Sen kaderi dramatize ediyorsun, Herakles doğrudan problem çözme modunda.”
Hamlet gözlerini kıstı.
— “Yani… beni mi kıskandırmaya çalışıyorsun?”
— “Estağfurullah,” dedim.
“Ben sadece hatırlatıyorum. Kimisi kaderi monolog yapar, kimisi güreş arenası...”
Hamlet hemen yaklaştı.
— “Bak,” dedi. “Kader konusu açılınca eski defterler otomatik geliyor. Ama sen başka deftersin.”
Duraksadım.
— “Ciltli mi?”
— “Hem de kenarları notlu,” dedi.
Bir an baktık birbirimize.
Sonra aynı anda güldük.
Ben hemen sakinleştim.
— “Estağfurullah. Ben sadece mitolojik kıyas yapıyorum. Hem Herakles’le de işim olmaz. Adam güçlü ama duygusal zekâ sıfır.”
Hamlet saçlarını düzeltti, özgüvenle gülümsedi. Bana eğildi:
— “Merak etme… Benim kaderim artık geçmişte değil.”
Ben başımı çevirdim ve gülümsedim:
— “Bak Hamlet… Kader kader diyorsun ama yanlış kişileri anmaya devam edersen kader seni yine sınıfta bırakır.”
Hamlet hafifçe güldü:
— “O zaman kaderimi düzeltmem gerek.”
— “Geç kalma,” dedim.
Nietzsche kafasını
sıraya vurdu.
— “YİNE AŞKA BAĞLADINIZ! KADER BU DEĞİL!”
Tam o sırada sınıfın kapısı sessizce açıldı.
İçeri Gibran girdi.
Elinde defter yok, kalem yok, program yok. Sadece…
Huzur...
Sınıfa bir baktı, böceğe baktı, Nietzsche’ye baktı
ve yumuşak bir sesle konuştu:
— “BIRAK.”
Nietzsche döndü:
— “NE BIRAKAYIM?”
Gibran gülümsedi:
— “HER ŞEYİ
Nietzsche’nin gözü seğirdi.
— “Hayır hayır! Kimse hiçbir şeyi bırakmıyor! İnsan kaderini yoğurur, şekillendirir, iter!”
Gibran sakin sakin:
— “İtme. Akışa bırak.”
Sınıfta bir “ooo” dalgası yayıldı.
Nietzsche iki adım attı:
— “AKIŞA BIRAKMAK TEMBELLİKTİR!”
Gibran:
— “Hayır. Direnmemek cesarettir.”
Nietzsche bağırdı:
— “CESARET MÜCADELEDİR!”
Gibran Nietzsche’ye yaklaştı, çok sakin:
— “Sen çok yorulmuşsun. Biraz bırak.”
Nietzsche neredeyse çığlık attı:
— “BEN BIRAKMAM! BEN BIRAKIRSAM HER ŞEY DAĞILIR!”
Gibran gülümsedi:
— “DAĞILSIN. BAZEN DAĞILMAK DA KADERDİR.”
Hamlet bana döndü:
— Nietzsche birazdan böcek olacak.
Ben kıkırdadım:
— Anteni çıkarsa şaşırmam.
Nietzsche sandalyeye çöktü:
— “Siz… Siz insanı zayıflatıyorsunuz!”
Gibran:
— “Zayıflık da bir haldir. Kabul edersen geçer.”
Nietzsche başını kaldırdı:
— “GEÇMEZ!”
Gibran:
— “O zaman geçmemesi de tamam.”
Nietzsche ayağa fırladı:
— “OLMAZ! TAMAM DİYE BİR ŞEY YOK!”
Gibran hafifçe omuz silkti:
— “Olur.”
Sınıfta çıt yok.
Nietzsche tahtaya döndü, yazdı:
KADER = HER ŞEYE RAĞMEN
Altına Gibran sessizce ekledi:
KADER = BAZEN HİÇBİR ŞEYE RAĞMEN
Nietzsche tebeşiri bıraktı:
— “Ders bitmedi ama ben bittim.”
Gibran kapıya yönelirken son kez döndü:
— “Bittiğini düşünüyorsan… Akış başlamıştır.”
Kapı kapandı.
Nietzsche kafasını tuttu:
— “BU SINIF BANA KARŞI BİR KOMPLONUN İÇİNDE!”
Hamlet bana döndü:
— Bu dersin sonunda ya kader değişecek ya Nietzsche.
Ben gülümsedim:
— Akışa bırakalım.