Aktütün karakoluna yapılan saldırının ardından güvenlik güçlerinin mevcut yasalar kapsamında terörle mücadelede başarılı olunamadığı tespiti ve yetki artırımına gidilmesi talepleri tartışma yarattı.
Buna göre Terörle Mücadele Yasası, Polis Vazife ve Selahiyet Yasası ile Ceza Muhakemesi Yasası’ndaki değişikliklerle arama yetkisinin genişletilmesi, askere adli kolluk yetkisi verilmesi ve arama için savcı izninin kaldırılması isteniyor. NTVMSNBC konuyu uzmanlarla görüştü. Ceza Hukukçusu Doç. Ümit Kocasakal 2006 yılında yapılan değişikliklerin ardından yeni biri ihtiyaç olduğunu düşünmediğini, bu noktada yasal değişikliklerin böyle sıcak olayların ardından değil daha serinkanlı oturup konuşularak yapılması gerektiğini söylüyor. Avukat Ergin Cinmen’e göreyse talep edilen değişikliklerin hiçbir mantığı yok. Cinmen değişiklikler sonrası “İnsan hakları ihlalleri artar” diyor. Avrupa Birliği Uzmanı Cengiz Aktar ise “Değişiklik olursa Avrupa Birliği İlerleme raporunda bu konuda şerh düşülebilir ama Avrupa’da artık terörle mücadelede hassas ve tepkiler asgari de kalacaktır.Ancak polis ve askere ne kadar selahiyet verirseniz, bir o kadar daha isteyecektir bunun sonu yok.”diyor.
Doç. Dr. Ümit Kocasakal (Galatasaray Üni. Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi)
YASA DEĞİŞİKLİĞİ TEPKİ YASASINA DÖNÜŞÜYOR
Birincisi herkesin şunu anlaması lazım yasa veya yasa değişikliği her türlü sosyal problemi çözecek sihirli bir araç değil. Şöyle bir şey düşünülüyorsa yanılıyorlar. ‘Terörle mücadele konusunda yasal bir değişiklik yapacağız ve bu işi çözeceğiz.’ Böyle bir şey olamaz. Adam öldürme fiiline müebbet hapis cezası veriyorsunuz. Ama sonuçta bu fiili önleyemiyorsunuz. Birincisi artık böyle her sıcak olaydan sonra yasa değişikliği, yasalar kötü vesaire demekten bence vazgeçelim. Ama bu demek değildir ki; yasal bir yetersizlik, yasal bir boşluk varsa doldurulmayacak. Ben önyargılı da değilim. Bu konuda polisin, askerin ne dediğini dinlemek lazım. Bir yasal düzenleme, değişiklik yapılacaksa bu sıcak bir olayın arkasından olduğunda iyi olmuyor. O sıcaklıkla beraber bir tepki yasası biçiminde ortaya çıkıyor. Ben daha önceden de söylüyordum. Bu konuyu böyle sıcak olaylar olmaksızın serinkanlılıkla oturulsun, ilgili herkes çağırılsın, konuşulsun, müzakere edilsin ve artık değişmeyecek bir metin ortaya çıkartılsın. Bu kararlılıkla uygulansın yani sürekli yasa değişikliği kararlı bir uygulamayı da etkiliyor.
YASAL BİR BOŞLUK YOK
Terörle Mücadele Yasası’nda 2006 yılında yine benzer bir olaydan sonra köklü bir değişiklik yapıldı. Onu da dikkate aldığımızda yasal anlamda bir boşluk olduğunu görmüyorum. Gözaltı olayı çok konuşuluyor ama daha uzun bir gözaltı süresinin aslında çok da büyük bir anlamı ve önemi olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki zaten toplu suçlarda gözaltı süresi dört güne kadar uzadığı gibi olağanüstü hal ilan edilen yerlerde yedi güne kadar uzayabiliyor. Bir takım şeylere sıkışıp kalınmamalı.
AVRUPA ÇİFTE STANDARTLI DAVRANIYOR
Özgürlük-güvenlik ikilemi her yerde tartışılıyor. Özgürlük mü? Güvenlik mi? Avrupa Birliği bu konuda yanlış hatırlamıyorsam 1995 tarihli zirvede şunu söyledi. “Güvenliğin olmadığı bir ortamda özgürlüğün hiçbir anlamı olmaz” dedi. Güvenliğe açıkcası biraz daha fazla dayandı. Mutlaka bir seçim yapmak zorunda değiliz ama herkes şunu da kabul etsin. Hepimiz özgürlükten yanayız ama terör ve terörle mücadele çok daha hassas bir konu. Bazı şeylerden belli ölçülerde fadakarlık edilebilir kısmen ama bunun da bir sınırı var. Özgürlükler ve insan hakları bakımından esnetilecek olan şeylerinde bir sınırı vardır ve asla bu sınırın ötesine geçilmemelidir. O zaman hukuk devleti olmaktan çıkarsınız. Hukuk devleti, terör gibi çok ağır bir belayla bile hukuk sınırları içinde kalarak mücadele edebilen devlettir. Dolayısıyla güvenliği boşlamayalım ama özgürlüğü de gözetelim bu belki gerçekten klişe ama bu meselenin yasayla çözülebileceğine inanmıyorum. Bu konuda Avrupa Birliği falan dikkate dahi alınmasın. Çünkü bunlar bugüne kadar ki uygulamalarında görülmüştür ki son derece çifte standartlıdır. İngiltere gözaltı süresini 47 güne çıkardı ama bunlar kötü örnekler. Herhangi bir Avrupa Birliği ülkesi Türkiye’nin yaşadığı bu terör belasının onda birini yaşasın Türkiye’deki hak ve özgürlüklerin onda biri kalmaz. O yüzden biz kendi içimize bakalım. Bunları kendi içimizde çözebilecek konumdayız. Ama 2006 değişikliğinden sonra çok büyük bir değişiklik ihtiyacı olduğu kanısında değilim.
ASKERİN TERCİHİ DE ÖNEMLİ
Olağanüstü Hal hukuki bir tercihten çok siyasi bir tercihtir. Bunun yararını, zararını, o dengeyi gözetecek olan siyasilerdir. Terörle mücadele de asıl cephede yer alan ordunun, askerin, kolluğun tercihi önemlidir ama hukuki açıdan OHAL ilan edilmesinin bir takım etkileri oluyor. OHAL ilan edildiğinde mesela gözaltı sürelerinde artış meydana geliyor. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda böyle bir açık hüküm var.
Ergin Cinmen (Avukat - Barış Girişimi Sözcüsü)
İSTENEN DEĞİŞİKLİKLER MANTIKLI DEĞİL
Güneydoğu Anadoludaki şiddet olaylarına 1984’den beri olan olaylara gerçek bir teşhis konulması lazım ki bunun tedavisini doğru dürüst yapabilelim. Bu iş sadece zabıta boyutuyla ele alınır ise Türkiye daha çok on yıllar yirmi yıllar bu derdi çekecekdir. Genelkurmay’ın bahsetmiş olduğu söylemler yani Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda yapılması istenen değişikliklerin hiçbir mantıki gerekçesi bulunmamaktadır. Güneydoğu Anadolu’daki bu devasa şiddet olaylarını insan haklarını ilgilendiren bir iki maddede yapılacak değişikliklerle olumsuza, geriye dönük değişikliklerle çözebileceklerini düşünüyorlarsa büyük bir gaflet içerisindedirler. Aktütün karakolundaki baskını kalkıp da idarenin arama yetkisi ya da hazırlıkta avukatın müvekkiliyle görüşmesine bağlamak gibi komik bir olay herhalde olamaz. Bu nasıl söylenebilir bunu anlayabilmek mümkün değildir.
İNSAN HAKLARI İHLALLERİ DEVAM EDER
Söz konusu değişiklikler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin birçok olayda Türkiye aleyhine vermiş olduğu kararlarla ilgili. Türkiye’de insan hakları bu nedenlerle yani Genelkurmay’ın değiştirilmesini istediği maddelerdeki eski halleri nedeniyle ihlal kararları verilmiştir. Türkiye’nin insan hakları karnesi bu maddeler nedeniyle ihlal edilmiştir. Bunlar daha sonra Avrupa Birliği sürecinde düzeltilmiştir. Şimdi yeniden eski haline döndürülürse, eski ihlaller yeniden devam edecektir. Türkiye, hem Güneydoğu Anadolu’daki olayları sürdürmeye devam eden bir ülke olmaya devam edecek hem de bu olaylarla hiçbir alakası olmayan hukuki değişikliklerle de insan hakları ihlallerine neden olacaktır. Dolayısıyla bu istemlerin kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur.
DEĞİŞİKLİK OLSAYDI KARAKOL BASKINI OLMAYACAK MIYDI?
Mevcut yasalar askerin terörle mücadelesi için yeterli. Aktütün olayıyla Genelkurmay’ın değişiklik istemi arasında nasıl bir bağlantı var. Yani diğer bir ifadeyle eğer yasalar Genelkurmay’ın istemiş olduğu değişiklikler olsaydı Aktütün Karakoluna baskın meselesi olmayacak mıydı? Bu soruya yanıt verebilirlerse olay hallolucaktır. Kuzey Irak’tan ateş ediliyor, 350 kişilik grup bir karakolu basıyor. Herkes farkında ki o karakol orada olmamalıdır. Ama diyor ki Genelkurmay terör davalarında avukat görüşmesi kalksın, idare aramalarında hakim yetkisine gerek görülmesin diyor. Bu olaylarla bu konunun ne alakası var. Ortada bir Kürt meselesi var. Bu olayı bu şekilde değerlendirmek lazım. Evet bu meselenin inzibati boyutu vardır. Buna birşey demiyoruz ama bu inzibati boyut bu işin sosyal boyutundan kaynaklanmaktadır. Sosyal boyutun getirdiği sorunları doğru dürüst bir teşhis koymadan böyle anlamsız çözümlerle ortadan kaldırmazsanız.
AMAÇ OTORİTER YAPIYI GETİRMEK
Bunlar Olağanüstü Hal (OHAL) atmosferini sağlamaya dönük değişikliklerin bir bölümüdür. Bunun adı OHAL değildir. Olağanüstü Hal meselesi devletin idari teşkilatının bir şekilde değiştirilmesi, olağanın dışına aktarılması ve askeriyenin o idari teşkilat içerisine nufüz etmesidir. Olağanüstü Hal dediğimiz hukuki sistem budur. Söz konusu değişikliklerin OHAL’le alakası yoktur ama bu değişiklikler de otoriter bir yapıyı getirmeyi amaçlamaktadır.
Cengiz Aktar (Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi)
AVRUPA BİRLİĞİ İLERLEME RAPORUNDA ŞERH DÜŞÜLEBİLİR
Üç talep vardı. Bu taleplerden ikisinin kabul edildiği anlaşılıyor. Mehmet Ali Şahin öyle bir beyanda bulundu. Benim tahminlerim mahkeme kararı veya adli makam izni olmadan arama izni konusunda mutabakat sağlandığı anlaşılıyor. Bir de askerin kolluk hizmeti yaptığı durumlarda selahiyetlerinin, yetkilerinin arttırılması konusunda bir mutabakata varıldı. Avrupa Birliği’nin hazırlanmakta olan ilerleme raporunda bu konularla ilgili bir şerh düşülebilir. Bu konularla ilgili olumsuz bir görüş bildirilebilir. Ama Avrupa’da terörle mücadele konusundaki yaklaşım ilkeli bir yaklaşım olduğu için ilkeliden kastım terörle mücadele konusundaki hassasiyetler çok üst seviyede ilerleme raporunda veya başka mecralarla verilecek olan tepkiler asgari de kalacaktır.
NE KADAR YETKİ VERİRSENİZ BİR O KADAR İSTERLER
Türkiye’de, Kürt meselesiyle nasıl uğraşılacağı, Kürt meselesinin nasıl halledileceğinde ki temel zihniyet zaten polisiye ve asker tedbirlerinden müteşekkil. Bunun dışında Kürt meselesine nasıl yaklaşacağız diye Türkiye genelinde de, siyasi kadrolarda da bir duyarlılık yok. Varsa yoksa bu meselenin polis, asker yöntemleriyle hallolabileceği konusunda bir kanaat var bu çok yanlış. Dolayısıyla yapılacak değişiklikler beni şaşırtmıyor. Bugüne kadar hükümetin bu meselede söyleyebildiği tek şey oradaki belediyeleri Mart 2009 seçimlerinde ele geçirip ondan sonra orada bir sadaka ekonomisi başlatarak Kürt halkına Kürtlüğünü unutturmak gibi iptidai bir yaklaşım içerisinde. Çok yapısal, bütün bölgeyi Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesini kapsayacak İtalya’daki gibi bir bakanlık kurmayı gerektirecek kadar ciddi işlerin yapılması gereken bölgeler bunlar. Böyle bir bütüncül yaklaşım yok maalesef dolayısıyla böyle bir yaklaşım olmadıkça Türkiye devamlı polis, asker tedbiri tartışacaktır. Polis ve askere ne kadar selahiyet verirseniz o bir o kadar ister daha isteyecektir bunun sonu yok.
NTV