Komşu ülkelerin birbirine benzediğini görmüşsünüzdür. Örneğin söz konusu ülke dağlık bir bölge ise o dağlar sınırda birden bire yok olmaz. dağları paylaşırlar. Yağmuru paylaşırlar, bulutları paylaşırlar, çimenleri ve elbette çiçekleri de paylaşırlar. Kuşu da paylaşırlar, böceği de topraklarının altında altın varsa altını, üzerinde buğday bitiyorsa buğdayı kısacası birbirine benzer coğrafyalar.
Ten tene değen her şey birbirine benzer insanlar da öyle.
Yüz kemiklerine bakın aynıdır, burunları, saçları, yüzlerinde ki ifadeleri. Müzikleri de elbette ses nereye kadar uzanıyorsa o kadar sahibi vardır şarkıların. Birbirine girer anonimler, birbirine girer sofralar, mezeler.
Komşumuzla beraber doğduğumuz kaderin coğrafyası bizim de kaderimizdir kısacası.
Yok yok siyasete girmeyeceğim en azından büyüklerin işine karışmayacağım. Ben insanlardan bahsedeceğim biraz, çevremizden, kendimiz için var ettiğimiz çerçeveden.
Ülkeler birbirine benziyor, beşeri, siyasi ekonomik bir dans var doğudan batıya, batıdan doğuya da bizler arasında mikro bir konumlanma yok mu sizce?
Var arkadaşlar, çevremizde kimler varsa onlardan ibaretiz, annemizden, babamızdan, halamızdan dayımızdan münezzeh bir çerçeve daha var bir hale misali etrafımızda hani kendi var ettiğimiz dostluk çerçevemiz.
O çerçevenin içindeki burunların uzunluklarına göre karışırız onun bunun işine, o çerçevedekiler boş zamanı nasıl kullanıyorsa meşguliyetimiz odur. Dünyanın neresinde durduğunuzu görmek istiyorsanız önce çevrenizi analiz edin ve sizi sizden uzaklaştıran daha pahalı ve daha ucuz her şeyden kurtulun.
Sizi siz yapan her şeyi ise çerçeveleyin duvara asın ve sık sık bakın. O ki sizin yol haritanız, kaderinizin fersah fersah çiziminin ta kendisidir.