|
Talat Atilla Baba Hasan İmamoğlu devrede! Oğlu için iki kritik siyasi temas! Başka çaresi yok! |
|
Cengiz Altınsoy Her şey geçiyor |
|
Adnan Küçük TRUMP’I ESİR ALAN EPSTEİN: BATI’NIN CANAVAR RUHU DEŞİFRE OLDU (2) |
|
Melike Topuk Alacaklı-Verecekli Evliliği |
|
Zahide Gerçekliğin Sürgünü: Sosyal Medya Çağında ''Yaşamak'' Ne Yana Düşer? |
|
Tunacan Tuna HOLLANDA’YI ÜÇ AYRI ŞEHRİ, ÜÇ FARKLI RUH HÂLİ İLE TANIMAK… |
|
Derya Çöl Değerin Tasfiyesi |
|
Tuğrul Sarıtaş Tok, Açın Halinden Anlamaz! |
|
Seyhan Korkmaz YAPAY ZEKA DEĞİL, KOLTUK KORKUSU |
|
Kıvılcım Kalay EĞER BİR ŞANSIM OLSAYDI |
|
Canan Sezgin GÖKYÜZÜNDE BAHAR TEMİZLİĞİ! |
|
Tekin Öget SOKAKLAR KİMİN? |
|
Esra Süntar SUSTUN MU SAHİDEN? |
|
Ersan Yıldız Yedin mi pilavın etli tarafını? |
|
Elif Hece Öztürk Sular Yükselirken |
Tekin Öget

Dehşetin Gölgesinde Bir Vicdan, Hukuk ve Tarih Muhasebesi
Bugün, kalbimi acıtan, öfkemi kabartan ama en çok da devletin ve toplumun içine düştüğü o derin idari acziyeti yüzümüze çarpan bir tabloyla sesleniyorum.
14 Haziran 2026 tarihinde Afyonkarahisar’ın Dazkırı ilçesindeki bir dinlenme tesisinde, kızıyla birlikte yürüyüş yapan 53 yaşındaki Feride Hozer, çevredekilerin tüm müdahalesine rağmen zapt edilemeyen ve denetimsizce salıverilen tehlikeli bir köpeğin saldırısına uğradı ve kadının kolu bu saldırı sonucu oracıkta koptu!
Kamuoyuna yansıyan bu acı olay ister sahipli ister sahipsiz olsun, kontrolsüz hayvan varlığının ve denetim eksikliğinin artık yalnızca bir hayvan refahı tartışması olmaktan çıktığını göstermektedir. Yaşananlar; sokaklarımızın, çocuklarımızın, canımızın ve kamu düzenimizin ciddi bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır.
Kanunlar çıkarılıyor, meclis irade gösteriyor; ancak sokaklardaki saldırılar ve güvenlik sorunları tam anlamıyla sona ermiyor. Çünkü yasanın uygulanması gereken yerde ihmaller, gecikmeler ve sorumluluktan kaçışlar ortaya çıkıyor. Bedelini ise vatandaş ödüyor.
Peygamberimizin Sünneti ve İslam’ın Çizdiği Çizgi
Bugün sokakları kontrolsüz sürülere teslim etmeyi dindarlık veya merhamet zannedenler, İslam’ın insan hayatına verdiği değeri gözden kaçırmaktadır. İslam, hayvana eziyeti menettiği gibi, insanın can güvenliğini ve toplum sağlığını da korumayı emreder. İnsan hayatının ve kamu güvenliğinin korunması devletin en temel vazifelerindendir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Medine döneminde toplum sağlığını ve güvenliğini tehdit eden, kuduz riski taşıyan sahipsiz köpeklerin şehir dışına çıkarılması ve popülasyonun kontrol altına alınması için net emirler vermiştir. Hadis kaynaklarında açıkça zikredilir: "Eğer köpekler ümmetlerden bir ümmet olmasaydı, onların tamamının öldürülmesini emrederdim" (Müslim, Müsâkat, 47; Ebû Dâvûd, Sayd, 22). Bu hadis, vahşi ve kontrolsüz bir köpek nüfusunun toplumsal bir tehdit haline gelmesine asla izin verilemeyeceğinin en somut delidir.
Yine bir başka sahih hadiste, insanlara zarar veren, saldırganlaşan veya yırtıcılaşan "kelb-i akûr" (saldırgan/kuduz köpek) gibi hayvanların, nerede olursa olsun bertaraf edilmesine izin verilmiştir (Buhârî, Bed'ü'l-Halk, 16; Müslim, Hac, 66). İslam fıkhında temel bir kaide vardır: “Def’-i mefâsid, celb-i menâfi’den evladır.” Yani zararı ortadan kaldırmak, fayda sağlamaktan önce gelir. İnsan hayatının korunması bütün kamu otoriteleri için öncelikli ve kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Tarihin Verdiği Ders
Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde kamu sağlığı ve şehir güvenliği anlayışı doğrultusunda sahipsiz hayvanların kontrol altına alınmasına yönelik çeşitli uygulamalar geliştirilmiştir.
1910 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen Hayırsızada uygulaması, dönemin kamu sağlığı ve şehir düzeni tartışmaları çerçevesinde alınmış tarihî kararlardan biridir.
Cumhuriyet döneminde de halk sağlığı ve şehir güvenliği anlayışı doğrultusunda çeşitli düzenlemeler yapılmış, sahipsiz hayvanların kontrol altına alınmasına yönelik uygulamalar kararlılıkla sürdürülmüştür. Bu bağlamda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını taşıyan 13 Haziran 1932 tarihli Sağlık Bakanlığı Tamimi (Genelgesi), sahipsiz hayvanların popülasyon kontrolü ve şehir güvenliği açısından devlet ciddiyetini ortaya koyan en net tarihi vesikalardan biridir.
Tarih bize şunu göstermektedir: Devletler, kamu güvenliği ile ilgili hayati meselelerde gerekli kararları almak ve uygulamak durumundadır.
Sokaktaki Güvenlik Sorunu ve Denetimsiz Besleme Gerçeği
Sokaklarımızı tehdit eden başıboş köpek sorununun temel nedeni yalnızca hayvanların varlığı değil; kontrolsüz üreme, denetimsiz besleme ve kamu otoritesinin yetersizliğidir.
Sokaklarda gelişi güzel yürütülen besleme faaliyetleri, belirli bölgelerde yoğunlaşan sürü davranışlarını teşvik edebilmekte ve kamusal alanların vatandaşlar açısından güvenli kullanımını zorlaştırabilmektedir.
Sorunun merkezinde plansızlık, yetersiz denetim ve etkin uygulanmayan politikalar bulunmaktadır. Bir yanda sahipsiz hayvan popülasyonu büyürken, diğer yanda bu popülasyonu sürdürülebilir şekilde kontrol altına alacak yasal mekanizmalar yeterince işletilmemektedir. Ortaya çıkan mevcut tablo hem insan güvenliği hem de hayvan refahı açısından sağlıklı değildir.
Batı Dünyası Nasıl Çözdü?
Avrupa ülkelerinin uygulamaları farklılık gösterse de ortak noktaları kamu güvenliğini esas almalarıdır. Modern dünyada sahipsiz hayvan sorunu; kayıt sistemleri, denetim mekanizmaları, kısırlaştırma programları, sahiplendirme süreçleri ve caydırıcı yaptırımların birlikte uygulanmasıyla yönetilmektedir.
Birçok Avrupa ülkesinde hayvanını sokağa terk eden kişiler hakkında yüksek para cezaları ve bazı durumlarda hapis cezalarına kadar uzanan yaptırımlar uygulanabilmektedir. Burada asıl dikkat çeken nokta; Almanya'da köpeğini sokağa terk edene 25.000 Avroya kadar idari para cezası kesilirken, Fransa ve İngiltere'de barınak kapasitesi dolduğunda ve yasal süre aşıldığında sahipsiz hayvanların uyutulması (ötanazi) kanun gereğidir. Batı dünyasında tartışma yöntemler üzerinedir; kamu güvenliğinin sağlanması gerekliliği üzerine değil.
Siyasetin ve İdarenin Sorumluluğu
Kamuoyunda zaman zaman bazı siyasetçilerin veya sektör temsilcilerinin çeşitli çıkar ilişkileri içinde olabileceğine dair tartışmalar gündeme gelmektedir. Bu tür iddiaların doğruluğunu titizlikle araştırmak ve kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmek ilgili devlet kurumlarının görevidir. Ancak şu gerçek tartışmasızdır: İnsan hayatını ilgilendiren böylesi kritik bir konuda hiçbir siyasi, ticari veya ideolojik yaklaşım kamu güvenliğinin önüne geçemez.
Asıl tartışılması gereken nokta, mevcut mevzuatın neden etkin biçimde uygulanamadığıdır.
Kanun vardır.
Yetki vardır.
Bütçe vardır.
Barınak kurma, toplama, rehabilitasyon ve kısırlaştırma yetkileri yerel yönetimlere yasal olarak verilmiştir. Buna rağmen görevler yerine getirilmiyorsa mesele artık yalnızca kaynak eksikliği değil, idari sorumluluk meselesi haline gelmektedir.
Vatandaşların beklentisi, meydana gelen saldırıların ardından yürütülen idari ve adli süreçlerin hızlı, şeffaf ve etkin biçimde işletilmesidir. Görevi ihmal iddiaları varsa bunlar gecikmeksizin araştırılmalı, ihmali bulunan kamu görevlileri hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır. Adalet duygusunu zedeleyen her gecikme, toplumdaki güven kaybını daha da büyütmektedir.
Şimdi Turktime Aracılığıyla Soruyorum
Biz neyi bekliyoruz? Daha kaç çocuğun yaralanmasını, kaç ailenin benzer acılar yaşamasını izleyeceğiz?
Sokaklar; kadınların, çocukların, yaşlıların ve tüm vatandaşların güvenle yürüyebileceği alanlar olmak zorundadır.
Ne dinimiz ne tarihimiz ne de modern hukuk, kamu güvenliğinin göz ardı edilmesini meşru görmez.
Sorumlular görevlerini eksiksiz yerine getirmeli; vatandaşın can güvenliği her türlü tartışmanın üzerinde tutulmalıdır.
E-posta
Facebook
Twitter
Yazdır
Önceki sayfa
Sayfa başına git
|
| Bu yazı 195 defa okunmuştur. |
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |














