Endişe öyle bir şehirdir ki, hızlıca inşa edilir…
Analizler yapılır. Planlamaya zihinde saatler ayrılır. Alt yapı hazırlanır. İmar onayları alınır. Yollar asfaltlanır. Tuğlalar örülür ve binalar yükselir.
Endişe şehrinde her karşılaşılan insan, oraya yerleşmek üzere ikametgah alır…
Nerede oturacakları ve komşuları belirlenir. Aralarında geçen sohbetlere senaryolar yazılır. İlişkilerindeki sıcaklık ve soğukluk dereceleri belirlenir.
Ve bir bomba ile, bu kurulan koca şehir yıkılır…
Öyle ya, hiçbiri gerçek değildi. Kendini güvende hissedebileceği zihin oyunları, bir gerçeklikle yüzleştiğinde korku bombasıyla yok oldu.
Kehanetler, bir şekilde yıkımı sağlayarak kazandı…
Kayıplar meydana geldi. Önlemler güçlü bir şekilde alınmıştı fakat yine bir işe yaramadı. Kurulan düşünce ve duygu sisteminin yıkıntıları ile başına gelenlerin ortasında kalındı.
Endişe bir şehir değil, zehirdi...
Kalp onu pompaladı. Damarlar gezdirdi. Beyin de, nöronlarını onun için harekete geçirdi. Karşılaşılmamış bir duruma, bütün hazırlıklar gerçekleştirildi. Kehanetler, gerçek değildi. Onlara karşı yapılan eylemlerin hepsinin sonu bir yıkımdı.
Peki, çözüm ne?..
“Tereddüt edersen bacakların seni taşımaz. ‘Yürüyeceğim’ de, bas ve yürü!”
— Necip Fazıl Kısakürek
Yani karşılaşacaklarını göğüsleyecek cesareti göster, kendine güven, ardından gerçekleri kabul ede ede yürümeye devam et.
Bak! İki dünya yok
Ve iki sen yok.