Erdoğan'ın adını kullananlar! CB'den Bakana sitem: '3 saattir bilgin yok mu?' Medya Haramileri!
Devlet yönetiminde en tehlikeli hastalıklardan biri, siyasi iradeden güç almak değil; siyasi iradenin adını kullanarak güç üretmektir.
Türkiye'de yıllardır bunun sayısız örneği yaşandı.
Bazı bürokratlar...
Bazı siyasetçiler...
Hatta bazı gazeteciler...
Yaptıkları işi meşrulaştırmak için tek bir cümle kuruyor:
"Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla..."
Bu cümle, çoğu zaman sorgulamayı bitiriyor.
Oysa devletin işleyişi böyle değildir.
Bir cumhurbaşkanının devlet içinde alınan binlerce kararın tamamını bilmesi mümkün değildir. Bu sadece idari olarak değil, fiziksel olarak da imkânsızdır.
* * *
Türk siyasetinin yakın tarihinde bunun birçok örneği var.
Turgut Özal döneminde de, Süleyman Demirel döneminde de zaman zaman bazı isimler, "Yukarının bilgisi var", "Talimat öyle" diyerek kendilerine alan açmaya çalıştı ama o dönemleri de gazeteci olarak takip ettim.
Hiç bu dönemdeki kadar kişisel amaca matuf kullanıldığını hatırlamıyorum.
Tecrübe bize şunu öğretiyor:
Liderlerin en büyük yükü, bazen yaptıkları değil, adlarına yapılan işlerdir.
* * *
Bu mesele sadece Türkiye'ye özgü de değil. Dünyanın hemen her ülkesinde güçlü liderlerin karşılaştığı ortak sorunlardan biri, isimlerinin siyaset, bürokrasi ve medya tarafından "yetki kaynağı" gibi kullanılmaya çalışılmasıdır.
Birkaç örnek verebilirim...
ABD örneği: Ronald Reagan döneminde sıkça dile getirilen bir söz vardı: "Başkan böyle istiyor." Ancak Reagan, birçok konuda kendi bilgisi dışında hareket edilmesini istemediğini defalarca vurgulamasına rağmen...
Daha sonra ortaya çıkan İran-Kontra Skandalı da, Beyaz Saray'da bilgi akışının ve yetki kullanımının ne kadar kritik olduğunu göstermişti.
Fransa örneği ; Charles de Gaulle, devlet otoritesinin kurumlar üzerinden işlemesi gerektiğini savunur; kişisel nüfuz kullanılarak karar alınmasına karşı uyarılarda bulunurdu.
İngiltere örneği: Margaret Thatcher döneminde de "Başbakan böyle istedi" söyleminin, yazılı talimat ve kurumsal kayıt olmadan kabul edilmemesi gerektiği kamu yönetiminde önemli bir ilke olarak öne çıktı.
(*Kaldı ki devlet yönetiminde yazılı talimat ve kurumsal kayıt sisteminin bizde de yerleşik hâle gelmesi gerektiğini düşünenlerdenim..)
* * *
İşte bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllar önce yaptığı şu uyarı bugün de güncelliğini koruyor.
Mealen yazıyorum;
"Benim ismimi kullanarak kendinize alan açmayın."
Bu uyarının yeniden bizzat Cumhurbaşkanı tarafından hatırlatılmasının hem Erdoğan, hem de Türkiye açısından faydalı, hatta hayati olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bugün de bazı çevreler, Cumhurbaşkanı'nın adını adeta bir koruma kalkanı gibi kullanıyor.
Yanlış bir işlem mi yapıldı?
"Cumhurbaşkanımızın talimatı..."
Tartışmalı bir karar mı alındı?
"Cumhurbaşkanımızın bilgisi dâhilinde..."
Böylece hem sorgulama erteleniyor hem de sorumluluk görünmez hâle geliyor.
Gidip Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "Böyle bir talimatınız oldu mu?" diye sorabilen sizce kaç kişi var?
Ailesi ve özel kalem müdürü ancak...
Tam da bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ismi olumlu- olumsuz bir çok konuda kullanılmaya devam ediyor.
İşler yolunda giderse başarı kendilerinin oluyor.
İşler ters giderse fatura Cumhurbaşkanı'na çıkarılıyor, ya da zaten bu hedefleniyor!
* * *
Ankara kulislerinde uzun süredir şu değerlendirme yapılıyor: Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü ve Büyükelçi Hasan Doğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın adının gelişigüzel kullanılmasına ve "Cumhurbaşkanımızın talimatıyla" denilerek kişisel nüfuz oluşturulmasına karşı bir duruş sergilemeye çalışıyor. Erdoğan'ın adını korumaya yönelik bu hassasiyetinin ise, Cumhurbaşkanı'nın ismini kullanarak kendilerine alan açmak isteyen bazı çevreleri rahatsız ettiği ve bu nedenle Hasan Doğan'ın zaman zaman ve şimdiki zaman dahil hedef hâline getirildiği bir sır değil.
* * *
Doğrusu Hasan Doğan, başlı başına ayrı bir yazının konusu...
Kimi zaman sadece bir Özel Kalem Müdürü...
Kimi zaman devlet ile Cumhurbaşkanı arasında kurulan en kritik köprü...
Kimi zaman da parlamenter sistem döneminde başbakanlık makamının üstlendiği koordinasyon görevini fiilen omuzlayan, fahri başbakanlık yapan bir bürokrat...
Türk siyasi tarihinde liderlerin yanında, yalnızca evrak taşıyan değil; devletin işleyişini düzenleyen, krizleri süzen ve lideri yanlış yönlendirmelerden koruyan isimler hep olmuştur. Hasan Doğan'da bugün üstlendiği rol itibarıyla, bu devlet geleneğinin günümüzdeki güçlü temsilcilerinden biri olarak görülebilir.
* * *
Teşbihte hata olmaz ise Hasan Doğan'ı tarihsel kimliklerin işlerliği ile karşılaştırabiliriz.
Mustafa Kemal Atatürk'ün yanındaki Salih Bozok mesela...
Atatürk'e en yakın isimlerden biriydi. Sadece yaveri değil, aynı zamanda onu yanlış yönlendirmelere karşı koruyan en güvendiği kişilerden biri olarak bilinir.
Turgut Özal'ın yanındaki Kaya Toperi mesela..
Özal'ın en yakın çalışma arkadaşlarından biriydi. Özal döneminde güç mücadelelerinin tam merkezinde yer aldı ve ağır saldırılara maruz kaldı.
Süleyman Demirel'in yanındaki Nahit Menteşe mesela...
Demirel'in en güvendiği isimlerden biri olarak, siyasi ve bürokratik krizlerde hep ön safta bulundu.
Charles de Gaulle'nin yanındaki Geoffroy de Courcel mesela...
De Gaulle'ün uzun yıllar en yakın danışmanlarından biri oldu; lider ile devlet mekanizması arasında kritik bir filtre görevi gördü.
Ronald Reagan'ın yanındaki James Baker mesela...
Beyaz Saray Genel Sekreteri olarak Reagan'a ulaşan bilgi ve karar süreçlerini yöneten en etkili isimlerden biriydi.
Margaret Thatcher'ın yanındaki Charles Powell mesela...
Thatcher'ın en güvendiği danışmanıydı; birçok krizde Başbakan'ı bürokratik ve diplomatik açıdan koruyan isim olarak anıldı.
* * *
Hasan Doğan için kullanabilecek en dengeli ifade ise şu olabilir:
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan'ın üstlendiği rol, Türk devlet geleneğinde lider ile bürokrasi arasında filtre görevi gören, liderin adının istismar edilmesine karşı kurumsal refleks geliştiren yakın devlet adamlarını hatırlatıyor.
Bir dönem Mücahit Arslan ve Cüneyt Zapsu'nun üstlendiği misyon ve gücü bugün Hasan Doğan'ın omuzladığını söylemek yerinde bir tanımlama olur.
İcracı bir bakan ve bazı bakan yardımcılarının Hasan Doğan'ın filtresinden geçtiği Ankara'da bilinir.
(*Cüneyt Zapsu kendini "veri koordinatörü" olarak tanımlardı. Eski gücü artık yok. Mücahit Arslan bakanlar üstü bir pozisyona sahip, ya da kimilerine göre sahipti..)
Bu tür görevlerde bulunan isimler, lideri korudukları ölçüde, liderin adını kullanarak güç devşirmek isteyen çevrelerin de ilk hedefi hâline geliyor. Hasan Doğan da bu yüzden uzun süredir hedefte bir üst düzey yönetici...
(*Elbette Hasan Doğan dâhil hiç kimseyi hatasız ya da kusursuz ilan etmek mümkün değil. Zaman, bazı değerlendirmelerimizin eksik ya da yanlış olduğunu da gösterebilir. Ancak gazeteciliğin görevi, ihtimalleri değil; bugün görünen tabloyu ve gözlemlenebilen gerçekliği yazmaktır. Yapmaya çalıştığım da tam olarak budur.)
* * *
Kuralların yerini "Cumhurbaşkanı böyle istedi" cümlesi almaya başladığında ise hem devlet zarar görür hem de siyaset.
Belki de bugün yeniden hatırlanması gereken en önemli cümle şudur:
Hiç kimse, Cumhurbaşkanı'nın adını kendisine sınırsız yetki veren bir vekâletname gibi kullanmamalıdır.
Parti hisseli değil, müstakil tapuludur.
O tapunun sahibi de Recep Tayyip Erdoğan'dır.
Velhasıl...
Konuyla ilgili son kelam.
Günü geldiğinde yanlışların hesabını adı kullanılanlar siyaseten ödemek zorunda kalabilir.
Kullananlar ise, ellerini yıkayıp kenara çekilebilirler...
ERDOĞAN'DAN BAKANA SİTEM!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çalışma tarzını bilenler, ona ulaşacak bilginin dakikalarla yarıştığını söyler. Ankara kulislerinden aldığım bilgiye göre bu yönetim alışkanlığı NATO zirvesinde yeniden yaşandı.
NATO zirvesi sürerken rahatsızlanan üst düzey ABD'li bir yetkili Ankara'da Şehir Hastanesi'ne kaldırılıyor. Olayın üzerinden yaklaşık üç saat geçiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sağlık durumunu öğrenmek için Sağlık Bakanı'nı arıyor.
Bakanın cevabı kısa:
"Öğrenip bilgi arz edeyim efendim."
Bu yanıt üzerine Erdoğan'ın sitem ettiği belirtiliyor:
"Üç saat olmuş. Hâlâ bilgin yok mu?"
* * *
Ankara kulislerinde anlatılan bu diyalog, Erdoğan'ın yıllardır bilinen bir yönetim alışkanlığını yeniden hatırlattı.
Cumhurbaşkanı, özellikle kriz anlarında veya Türkiye'nin uluslararası itibarını ilgilendiren gelişmelerde, kendisine aktarılacak bilginin gecikmesini istemiyor. "Bilmiyorum" yerine, önceden hazırlanmış, doğrulanmış ve anlık bilgi bekliyor.
Bu tavır yeni de değil. Geçmişte de afetler, terör saldırıları ve kritik diplomatik gelişmeler sırasında ilgili bakanlardan ve bürokratlardan dakikalar içinde ayrıntılı bilgi istediği, eksik ya da gecikmiş bilgilendirmelere sert tepki gösterdiği Ankara kulislerinde sıkça anlatılır.
* * *
Erdoğan'ın çalışma tarzını bilen bürokratlar, "Cumhurbaşkanı soruyorsa, cevabı hazır olmalı" anlayışıyla hareket etmeye çalışır.
Sanırım bu olaydan sonra tüm bakanlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan gelebilecek "Ne oldu, son durum nedir?" sorusuna her an hazırlıklı olmak zorunda kalacak.
MEDYA HARAMİLERİ
Medya sadece ekran önündekilerden ibaret değildir. Kameranın arkasında, haber merkezlerinde, televizyon yönetim katlarında da sağdan/soldan "haramiler" vardır.
Sağ/sol rengi olmayanlardan da...
Kendilerini çok kurnaz zannederler.
Hansel ile Gretel misali, yürüdükleri her yere iz bıraktıklarının farkında bile olmazlar. Patronunu dolandırırken, manipüle ederken eş zamanlı sadakat nutukları atar, siyasetçiyi kandırırken gazetecilik maskesine sığınırlar.
Bir siyasetçiye başka, rakibine bambaşka konuşurlar.
Aynı yerde çalıştıkları gazetecilere dahi iki yüzlülük yapacak kadar fütursuz ve akılsız olanları vardır.
Zavallı olduklarını bilirler, zavallı olduklarını anlayanlara kin bağlarlar!
Bir eli sağda, diğer eli soldadır. Müstakil kişilikleri olmadığı için rüzgâra göre yön
değiştirir, bunu da "Ne yapayım, yukarıdan emir böyle." diyerek meşrulaştırmaya çalışırlar.
Oysa emir, ahlakın yerine geçmez. Gazetecilik de televizyon yöneticiliği de emanet mesleğidir; aracılık, komisyonculuk ve nüfuz ticareti değildir.
Tarih bunun örnekleriyle doludur. Gücün etrafında dolaşarak servet ve itibar devşirenler, iktidarlar değiştiğinde ilk unutulan isimler olmuştur. Kalıcı olan koltuğa yakın duranlar değil, mesafesini koruyanlardır.
Medya haramilerinin bıraktığı izler,
dönüp dolaşıp yine onların kapısını çalıyor.
Bir de digital medyayı kullanmayıp kendini sözde sakladığını düşünenler var. Oysa, çırılçıplaklar haberleri yok!
Bir de çözülmemek lazım diyerek çözülenler var...
Maskeleri inmek üzere...
CHP SESSİZ... HALK TV SESSİZ!
2 gün önce kaleme aldığım "Ortalık yanıyor ama geçen hafta Cuma ihale, Cumartesi canlı yayın yaptı CHP! İşte belgeleri!" yazıma ölü numarası yapıldı.
CHP'li belediyelere yönelik soruşturmaların sürdüğü bir dönemde, Muğla Büyükşehir Belediyesi'nin aynı etkinlik için peş peşe doğrudan temin yöntemiyle yaptığı harcamalar kamuoyunda soru işaretleri oluşturuyor.
Mesele harcama yapılması değil; harcamanın zamanı, yöntemi ve şeffaflığıdır.
705 bin liralık sanatçı hizmetinin kapsamı neydi? Halk TV'ye canlı yayın alımı neden son gün doğrudan teminle yapıldı? Organizasyon firması neden devrede değildi? Aynı etkinlikte ortaya çıkan bu farklar nasıl açıklanacak?
Bu soruların makul ve belgeli cevaplarını bekliyoruz.
Hâlâ sesiniz çıkmadı... Bekliyorum.
* * *
VELHASIL : İnsanların seni en çok sevdiği zaman, onların işine en çok yaradığın zamandır... ~ Charles Bukowski

