TÜSİAD başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın bu okuduğum konuşma metni, bana bir işadamları derneğinin sosyal sorumluluk gereği yaptığı bir açıklamadan ziyade, sanki Doğan Medya gurubunun özellikle Hürriyet, Milliyet ve Radikal Gazeteleri ile Kanal D televizyonunun toplumu yönlendirmeye, iktidarı yıpratmaya yönelik kampanyalarının manifestosu gibi geliyor. Kendilerini “Cumhuriyet'in demokrasi, laiklik, çağdaşlık ve refah ideallerinin taşıyıcısı, toplumsal gelişmenin gönüllüsü olarak görüyor ve ilgili tüm süreçlerde aktif olmaya devam edeceğimizi bir kez daha hatırlatıyoruz” ifadeleri ile halen “GÜÇ BENDE” naralarını atıyorlar, toplumun büyük çoğunluğunca problem olarak ortaya konan kronik tartışma konularına çözüm önerisi getirmiyorlar. Anladığım kadarıyla, toplumun ezilen, mağdur olan “öğrenilmiş çaresizlik” içinde kıvranan kesimlerine “sus, sakın sesini çıkarma” tehditleri ile zorbalıklarının sürdürmeye devam edeceklerini ilan ediyorlar. Sayın Yalçındağ, bir işadamları gurubunu temsilden ziyade, Doğan Medya gurubunun sözcüsü olarak düşüncelerini deklare ediyor gibi geliyor bana. Kutuplaşma ve gerginlikten nemalanan gurubunu işadamlarını arkasına alarak aklayabileceğini zannediyor. “Bugün itibariyle siyasi gündemimizi dalgalandıran konu özünde üniversite camiasını, öğretim üyeleri ve öğrencileri ilgilendiren bir konudur. Zaman içinde, yüksek öğretim kuralları çerçevesinde yumuşak bir geçiş ile halledilebilecek iken, bugün siyası istikrarsızlık nedeni haline gelmiştir” tespitini yaparak konuya sağduyulu yaklaştığını vurgulama ihtiyacını ortaya koyarken gerginliği tırmandırmada kendi gurubunun öncülüğünü hiç hatırlamamakta, ustalıkla gözden kaçırma gayreti içinde bulunmaktadır. Çeyrek asırdır kanayan bir yaranın tedavisi için bugüne kadar sorunu görmemezlikten gelme politikalarını da ısrarla gözlerden uzak tutuyor; doğrusu TÜSİAD’ın bu konuda şimdiye kadar hangi olumlu adımı attığını ortaya koymasını beklerdim. Ama olmayan bir şeyi nasıl ortaya koysunki YALÇINDAĞ. “Ne yazık ki, siyasi kültürümüz ulusal öneme haiz konuları yeterli zaman ayırarak, derinlemesine ve sükunet içinde tartışma alışkanlığı geliştiremedi. Oysa bambaşka bir tablo sergileyebilirdik, demokratik reformlarımızı, özgürlükleri en geniş anlamda hayata geçirecek şekilde, çok önceden tamamlayabilirdik” buyuruyorlar. Eh bu temenniden sonra insanın aklına ilk gelen “GÜNAYDIN, UYAN DA BALIĞA GİDELİM” demekten başka bir şey gelmiyor. Sonuç itibariyle de “Bugün artık kutuplaşma ve gerginlik içine girmek yerine, ülkemizin ve tüm bireylerin refahını arttıracak ekonomik ve sosyal politikalar çevresinde kenetlenmeliyiz” temennisinde bulunuyor. Bu tavır, dürüst bir insan tavrı değil; sureti haktan görünerek etrafa nifak saçmaktır, demagojidir. Öncelikle gerginlikten beslenen kendi gurubunun dizginlerini çekmesi gerekir. Daha söylenecek çok şey var ama, söz uzadı korkarım sayfa editörünün tırpanına uğrama korkusu ile noktalıyorum.