Birtakım dost meclislerinde devletin gerçek sahibi olduğu vehmiyle tezgah üstüne tezgah kuran, entrikalar üreten ahbapların ipliği birbiri ardına YouTube pazarına çıktıkça cevabı aranan soru şu oldu: “Bu şenlik, 28 Şubat’ın rövanşı mı?”
Soru buydu çünkü, YouTube pazarında satışa çıkan küfürden ve entrikadan yapılı o ipliklerin tek bir ortak yanı vardı: Kendilerini laik, ulusalcı, tanımı hayli karışık olsa da devletçi diye lanse edenlerin ses kayıtları…
Gerçi o laikler, laiklik dininden başka hiçbir dini kabul etmiyor, laikliğin imlediği hoşgörüyü ötekilerden esirgiyordu…
O ulusalcılar, aynı ulusa tabi olan diğer herkesi hain görüp&gösterip dünyayı dar edebilecek tavırlardan kaçınmıyordu…
O devletçiler, devleti sadece kendilerine hizmet eden ve sadece kendilerinin hizmet ettiği bir dar yapıdan başka ezberi kabul etmiyorlardı ama sonuçta hepsi o kutsal kelimelerin ifadesiydi:
Laiklerdi… Ulusalcılardı… Devletçilerdi…
Dolayısıyla ne yaparlarsa yapsınlar hepsini saygılarımızı sunarak, önlerinde el pençe divan durarak, bir yanımız tir tir titreyerek kabul etmemiz gerekirdi.
Ama hayır…
Ne entrikalarına giydirdikleri o yüce kavramlar, ne etiketlerinin fiyakası, ne de “memleketin geçmekte olduğu özel koşullar” bu sefer kurtaramadı arkadaşları.
Sesleri her yerde olsa da kendileri sırra kadem bastı. Ne hükümet devirebildiler, ne milleti eyyamda buluşturabildiler… Ne gerginlik politikalarını birtakım akçeli getirilerle taçlandırdılar, ne de birilerinin ayağını kaydırmayı başardılar.
Yani kaybettiler.
Evet… Bu sefer kaybettiler.
Çünkü siz buna ister 28 Şubat sürecinin ters döndüğü yapı deyin ister bidon kafalıların karşı devrimi, zaman geçerken bazı şeyler de değişmişti.
Mesela hakim medya yapısı…
Artık, “bağımsız gazete Vatan”a bir haber yaptırıp, o referansla Hürriyet ve avenesinin adresi belli haberleri, gitmesi gereken yere postalamasında sorunlar oluşmaya başladı. Daha mesaj adrese gitmeden aynı güçteki diğer mesajlar çoktan ulaşıyordu ve etki kırılıyordu.
Artık, Milliyet’in 40 metre öteden kurmaca olduğu anlaşılan haberleri daha alınması gereken kelleleri alamadan gücünü eşitleyen diğer yayın organları tarafından açık ediliyor ve kelleler yerinde kalırken hakim medya parça parça dökülüyordu.
Artık, Mehmet Ali Birand’ı bile ekran yüzü yapabilecek kadar toplumsal değerlere inat kendi değerlerini dayatan bir medyanın karşısında en az o güçte ama görece yüz kızartıcı toplumsal kabullerden “yüzü kızarabilen” diğer medya oluşmuştu.
28 Şubat’ta da oluşmuştu. Ama şimdi artık güç dengesi daha farklı.
Onun için Bekir Yıldızların, Şevket Kazanların, Hasan Mezarcıların, Şevki Yılmazların, Hasan Hüseyin Ceylanların yerini Erdoğan Teziçlerin, Münir Ertenlerin, Kadir Sağdıçların alması şaşırtmasın kimseyi.
Mahremiyet mi? Gizli dinlemenin suç olması mı? Ak Parti’ci yada dinci medyanın hedef göstermesi, yargısız infazı mı?
O zaman bu “Daha önceki tutumlarımız genel bir yasa olmasını isteyebileceğimiz kadar adil miydi?” en temel ahlaki sorusunu gündeme getirir ki, sanırım hepimiz bu cevabın altında kalırız.
Onun için kimse şimdi ah vah edip birtakım yüce değerlerden, hukuksuzluktan yada ahlaktan bahsedip kıvırmasın.
Çünkü sizin her türlü dönüşüme kendinizi kapatıp olduğunuz yerde zaman da dursun diye beklerken, aslında zamanın geçiyor olması, geçen zamanın her şeyi değiştirmesi ve tatlı tatlı yemenin acı acı çıkarması, tarihle sabittir.
Yapacak bir şey yok. Eğer 28 Şubat’ı tatlı tatlı yediyseniz bugün tüm etkilerini YouTube YouTube çıkarırsınız.
Onun için en azından şunu cevaplayın: 28 Şubat’ı tatlı tatlı yediniz mi?
ERSİN TOKGÖZ/ANAYURT
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |
Bunlar da ilginizi çekebilir...