E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

Tunacan Tuna

MUHTEŞEM DENEYİMLER VE BURUK HİKAYESİ İLE KALBİMİ FETHEDEN AKDENİZLİ:ALICANTE…
3 Temmuz 2026 Cuma

Barcelona, Madrid ve Sevillayı’yı görmüş biri olarak İspanya’nın herhangi bir şehrine dair beklentim zaten yüksekti. Ancak Alicante, sanki Nice ile Barcelona’nın daha küçük, ve daha ulaşılabilir bir sentezi edası, güneşi, palmiyeleri ve sıcakkanlı insanları ile beni daha ilk dakikadan çekti içine...
Yol yorgunluğunu harika denizi ve uzun kumsalında atmayı tercih ettim ilk gün… Yaza “merhaba” demek için attığım ilk kulaç, günün geri kalanına da hafiflik kattı. Akşam üzeri ise şehrin en önemli flamenko gösterilerinden birine katıldım. Önce birbirinden lezzetli tapaslar ikram edildi; soğuk domates çorbası, farklı patates yorumları ve özenle hazırlanmış İspanyol lezetleri süslüyordu masayı... Tapas kültürünün kökenine ilişkin farklı anlatılar bulunsa da en yaygın rivayetlerden biri, Endülüs’teki meyhanelerde şarap ve bira bardaklarının üzerine sinek kaçmasın diye ekmek dilimleri kapatılmasıyla bu geleneğin başlamış olması. Zamanla bu küçük ikramlar, İspanyol mutfağının vazgeçilmez simgelerinden biri hâline gelmiş. Yemek sonrasında ise hayatımda izlediğim en etkileyici flamenko gösterilerinden birine tanıklık ettim. tablao flamenco el mentidero ’da izlediğim performans, yıllar önce Sevilla’da izlediğim ilk flamenko gösterisinin bile ötesine geçti. Alicante’ye yolu düşen herkese bu eşsiz İspanyol deneyimini gönülden tavsiye ederim.
Flamenko aslında yalnızca bir dans ya da müzik türü değil. Endülüs’te Romanların, Mağribi mirasının ve farklı kültürlerin yüzyıllar boyunca birbirine karışmasıyla şekillenmiş yaşayan bir gelenek. UNESCO tarafından 2010 yılında İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne alınan bu sanat; şarkının, gitarın ve dansın kusursuz birlikteliğinden oluşuyor. Ruhu ise “duende” adı verilen, teknik ustalığın ötesine geçerek sanatçının bütün varlığıyla icraya teslim olduğu o tarifsiz anda saklı. Federico García Lorca’nın eserlerinde sıkça söz ettiği bu kavramı El Mentidero’daki o akşam, sahnede hissetmemek mümkün değildi.
Ertesi gün ise Alicante Tasting Club’ın düzenlediği paella atölyesine katıldım. Paella, Valensiya’nın —Alicante’nin de içinde bulunduğu bölgenin— kırsalında doğmuş bir yemek. Adını pişirildiği geniş ve sığ iki kulplu tavadan alıyor. Dünyada en çok bilinen deniz ürünlü versiyonunun aksine, geleneksel Valencian paellasında deniz ürünü bulunmadığını; tavşan eti, tavuk, yeşil ve beyaz fasulye, safran ve biberiyenin bu yemeğin temelini oluşturduğunu ilk olarak şefimizden öğrendik. Şefimiz ve rehberimiz Christiana’nın sıcak ilgisi sayesinde bu deneyim yalnızca bir yemek kursu olmaktan çıktı. Altı kişilik küçük grubumuzla önce Mercado Central’a giderek pişireceğimiz yemeğin malzemeleri birlikte seçtik, ardından mutfağa geçtik. Kurs sona erdiğinde yalnızca paella yapmayı öğrenmemiş, birkaç saat içinde sıcak bir dostluk da kurmuş olduğumuzu birbirimize sarılarak vedalaştığımız an fark ettim. Daha sonra deniz ürünlü, tavuklu ve sebzeli paellaları birlikte tadarken, İspanyol mutfağının aslında insanları aynı masa etrafında buluşturan bir kültür olduğunu bir kez daha hissettim. Alicante Tasting Club’a bu samimi deneyim için büyük bir teşekkür borçluyum.
Paella için malzeme aldığımız Mercado Central’ın içinde ise daima ve sadece 11.15’i gösteren bir saat bulunuyor. Bu saat, şehrin hafızasına kazınmış büyük bir trajedinin simgesi aslında… 25 Mayıs 1938 günü, İspanya İç Savaşı sırasında Mallorca’daki üslerden havalanan İtalyan bombardıman uçakları, herhangi bir askerî hedefi değil doğrudan Alicante’nin en kalabalık noktası olan Merkez Pazarı ve çevresindeki sokakları hedef almış; atılan onlarca bomba sonucunda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 393 sivil yaşamını yitirmiş ve binden fazla kişi yaralanmıştı. Saldırı öylesine ani gerçekleşmişti ki şehirde hava saldırısı sirenlerinin çalması için bile vakit kalmamıştı…
Bombardıman, Benito Mussolini’nin Franco’nun milliyetçi güçlerine verdiği desteğin en acı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. İngiltere’nin olayın ardından bölgeye gönderdiği heyet hazırladığı raporda, hiçbir askerî hedef gözetilmeden sivillerin hedef alındığını kayda geçirdi. Bugün Mercado Central’ın duvarlarında bu saldırıyı hatırlatan anıtlar ve anma levhaları bulunuyor. Alicante’de Mussolini adı, kentin kolektif hafızasında hâlâ derin bir acıyı temsil ediyor.
Şehrin dramatik hikâyesi bununla da sona ermiyor. İç Savaş’ın son günlerinde Franco güçlerine direnen son büyük şehirlerden biri yine Alicante oldu. 30 Mart 1939’da Kaptan Archibald Dickson komutasındaki İngiliz kömür gemisi Stanbrook, kapasitesinin çok üzerinde, yaklaşık 2.600 Cumhuriyetçi mülteciyi Cezayir’e ulaştırmayı başardı. Ertesi gün şehir düştü. Alicante Limanı ise tarihe, özgürlüğe ulaşmaya çalışan binlerce insanın son umudu olarak geçti.
Alicante’nin Endülüs ve İslam tarihiyle bağı da sandığımdan çok daha derin. Bugünkü adının Arapça “Al-Laqant” isminden geldiği kabul ediliyor. Şehrin simgesi olan Santa Bárbara Kalesi’nin temelleri de Müslüman yönetimi döneminde atılmış; sonraki yüzyıllarda Hristiyan yönetimleri tarafından bugünkü görkemli görünümüne kavuşturulmuş. Şehre hâkim Benacantil Dağı’nın insan yüzünü andıran kayalıkları “La Cara del Moro” yani “Mağribi’nin Yüzü” olarak biliniyor. Halk arasında şehrin adının Ali ile Cántara’nın trajik aşk hikâyesinden geldiğine dair romantik bir efsane de anlatılıyor. Tarihsel bir gerçeklikten çok halk anlatısı olsa da, bu hikâye Alicante’nin kültürel hafızasının ilginç parçalarından biri olmaya devam ediyor. Ayrıca 19. ve 20. yüzyıllarda Endülüs’ün doğusundan gelen göçler de şehrin bugünkü sıcak, dışa dönük ve canlı karakterinin oluşmasına önemli katkı sağlamış.
Sahilde yaptığım uzun yürüyüşler, Explanada de España’nın yaklaşık 6,5 milyon renkli mermer taşla oluşturulmuş dalga desenli zemininde attığım adımlar ve ziyaretim sırasında denk geldiğim yaz festivali kapsamındaki havai fişek gösterisi Alicante’yi benim için unutulmaz şehirler arasına taşıdı.
Bazen bir şehri deniziyle, yemekleriyle ya da güzel sokaklarıyla hatırlarsınız. Alicante ise bana tüm bu özelliklerinin yanında en parlak güneşin altında bile unutulmayan acıların yaşanabildiğini hatırlatacak…
El Mentidero’da yaşadığım unutulmaz flamenko gecesi için Beatriz Butler’a; Alicante Tasting Club’daki sıcak misafirperverlikleri ve unutulmaz paella deneyimi için değerli şef Christiana’ya, Carlos’a ve tüm ekibine en içten teşekkürlerimi sunuyorum…

E-posta   Facebook   Twitter     Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Bu yazı 14010 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
CHICAGO FUARI’NDA OSMANLI: BİR TEMSİLİN BAŞARISIZLIĞI MI, BİR ALGININ ZAFERİ Mİ?
6/27/2026
KENDİLERİ KÜÇÜK, ETKİLERİ BÜYÜK!
6/19/2026
HOLLANDA’YI ÜÇ AYRI ŞEHRİ, ÜÇ FARKLI RUH HÂLİ İLE TANIMAK…
6/16/2026
Avrupa’nın En Görkemli Sahnesi, En Tartışmalı Jürisi
6/8/2026
Atatürk'ün Sofya'daki 440 Gününün Sessiz Hikâyesi
6/3/2026
SEÇİMLERİNİZİ ÖZGÜR İRADENİZLE YAPTIĞINIZI MI DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
5/22/2026
Bir Toplumun Ruh Hâli, Dinlediği Müzikte Saklıdır
5/18/2026
FUTBOL SADECE FUTBOL DEĞİLDİR!
5/13/2026
MÜZİKTEKİ KORSAN ŞEKİL DEĞİŞTİRDİ; ARTIK DİJİTAL YAĞMA VAR!
5/11/2026
Avrupa’daki Türk Toplumunda Kültürel Sürekliliğin Taşıyıcıları: Radyolar ve Etkinlikler
5/7/2026
Napoli: Vezüv’ün Gölgesinde Karakterini Korumayı Başaran Şehir
5/4/2026
KUZEY VE GÜNEYİN KESİŞTİĞİ NOKTADA MUTLULUĞU YAKALAMAK!
4/29/2026
YAKINLAŞTIKÇA İMAJI DEĞİŞEN ÜLKE: RUSYA…
4/27/2026
Aynı Ülkede İki Farklı Hafıza: Belfast
4/24/2026
Hayatı 'Kültür ve Sanatın Perspektifiyle' Okumaya Hazır mısınız?
4/20/2026
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.

Bu haber henüz yorumlanmamış...

SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
AB
moskova
DEAŞ
Adana Demirspor
premier lig
haşim kılıç
survivor all star
voleybol
Ahmet Kaya