Yeni Şafak - İbrahim Kahveci
"Fatih Altaylı önceki gün Habertürk’te Aydın Doğan’a ait Petrol Ofisi şirketinin satılabileceğine yönelik bir kulis yazısı kaleme aldığında, aklıma derhal mazideki gelişmeler geldi. O şirketlerden “yok böyle bir şey” denildiğinden kısa süre sonra “var bu şeylerini” hepimiz görmüştük. Zaten SPK bu tür bir gelişmeden Petrol Ofisi işlemleri hakkında OMW’ye satış sürecinde “içerden bilgiye dayalı işlemler” noktasında suç duyurusunda bulunmamış mıydı? Evet, bulundu da bilgiyi kimin verdiğini bulmadı; bulamadı…
Şu Petrol Ofisi hakkında hafızalarınızı yeniden tazeleyelim. Devletten özelleştirme yolu ile 2000 yılında İş Bankası ile ortaklaşa satın alınan bu şirket, ek hisse alımını da 2002 yılında yapmıştı. Ama bakınız Nisan 2002’de Özelleştirme Yüksek Kurulu’ndaki kritik görev değişimi Petrol Ofisi’nde çok önemli bir adımların atılmasında mihenk taşıydı.
İş Bankası ile birlikte geçmişte de birçok iş ortaklığı veya iş ilişkisi olan Aydın Doğan Petrol Ofisi işinde çok önemli adımlar attı. Ama bu işlemlerin İş Bankası üzerinde kâr mı yoksa zarar mı oluşturduğu çok tartışma götürmektedir. Yani bu işbirliklerinin kaymağının İş Bankası yerine Doğan tarafında kalması ilginç bir buluşma noktasıdır.
Size basit bir örnek vereyim: Petrol Ofisi ortaklığında İş Bankası ile 2005 yılında yolların ayrılmaya karar verilmesi ile piyasada 695 milyon dolar değerde olan İş Bankası’na ait yüzde 44,05 oranındaki hisse, Doğan Grubu’na sadece 616 milyon dolara satıldı. Oysa yine hatırlatalım bu hisselerin sadece bir kısmı İş Bankası ile yapılan “hisselerin satılmama” anlaşması süresi olan 180 gün biter bitmez, Doğan Grubu tarafından Avusturya şirketi OMW’ye 1 milyar 50 milyon dolara satıldı. Yani İş Bankası bu hisseleri Doğan yerine OMW’ye satsaydı 616 milyon dolar yerine 1 milyar 350 milyon dolar gelir elde edecekti.
İş Bankası’ndan hisseleri isteyen Doğan Grubu’nun o dönemdeki gazetecilik anlayışını lütfen hiç unutmayınız. Bağımsız ve işi sadece gazetecilik yapmak olanların kapılarda nasıl yatıp-kalkıp İş Bankası’na yüklendikleri bağımsız medyacılık anlayışı açısından önemlidir.
Ben bugün sizi biraz daha geriye getireceğim. Kimlerin nasıl milletin vergisinden kaçındıklarına değineceğim. Burada bir noktayı belirteyim “vergiden kaçınma ile vergi kaçakçılığı çok farklıdır. Vergiden kaçınma hukuki olarak bir suç değildir; yasaların boşluğundan yararlanma durumu vardır. Ama etiklik olarak konu çok ama çok tartışılır.
Petrol Ofisi şirketini İş Bankası ile satın alan Doğan Grubu ortak bir İş-Doğan Yatırım Şirketi kurmuştu. Bu şirket bütün paraları öderken nerede ise bu paraların tamamını da kredi olarak kullanıyordu. Ve 2002 sonunda bu yüksek kredili şirket Petrol Ofisi’nin bizzat kendisi ile birleştirilme yoluna gidildi. Böylece Petrol Ofisi özelleştirmeden bedavaya getirilmeye çalışıldı. Çünkü Petrol Ofisi’ne yüklenen kredilerin faizleri ve kur artışlarının devletin vergisinden düşülebilmesunin yolu açılmıştı.
Vergi bir milletin hakkıdır. Tüyü bitmemiş çocukların hakkı vardır o vergilerde. Devlet vergilerle topluma hizmet getirerek soysal adaleti sağlamaya çalışır.
Oysa Petrol Ofisi’ni 1,5 milyar dolara yakın kredi borcuna sahip şirketle birleştirmek sayesinde devletin vergisinden kaçınmanın yolu açılmıştır. Bu birleşmenin vergi kaçırma miktarını Petrol Ofisi’nin 2008 yılsonu bilânçosunda bir miktar zaten görebileceğiz.
Şimdi asıl noktaya sizlere aktarmak istiyorum. Son dönemin yolsuzluk veya usulsüzlük dosyaları ile yıldızı parlayan ve bu yıldız parlaklığı ile İstanbul’a belediye başkan adayı olarak gösterilen Kemal Kılıçdaroğlu nerede çakışıyor? İş-Doğan Yatırım Şirketi’nin borçlarının Petrol Ofisi’ne yüklenildiği dönemde İş Bankası’nın Yönetim Kurulu’nda CHP adına bulunan kişilerden biri de şu an belediye başkan adayı olan aynı kişidir.
Bu birleşmede hukuki bir suç yoktur. Ama devletin vergi kaybettiği de zaten alenen ortaya çıkmıştır. Peki, ama neden devletin vergi kaybetmesi etik değer olarak Kemal Kılıçdaroğlu tarafından engellenmemiştir? Bugün elinde açıkladığı dosyaların ne kadarı hukuk açısından suç ve ne kadarı etik olarak sorunlu bulunmuştur? Kısaca Sayın Kılıçdaroğlu’da “etik değerlerden” asıl dosyalarını açıklamıyor mu? Fikrimce keşke devam etse!
Geçmiş dönemde devletin vergisinden kaçınmayı içinde bulunduğu kurumda engellemeyen veya engelleyemeyen Kılıçdaroğlu yarın aday olduğu İstanbul’un güzide gayrimenkullerini nasıl savunacak? Milletten güç istemeden önce kendini bu konuda nasıl güçlendirecek?
Yıllar önce devletin vergi kaybetmesinde Aydın Doğan ile birleşen yollar, yarın Taksim’de Doğan’ın yeni imar isteğinde de birleşebilir mi? Çubuklu’daki Doğan’ın gayrimenkul projelerinde de birleşebilir mi?
Sanırım İstanbul ilginç bir seçim daha yaşayacak. Kim kimi neden ve nasıl destekleyecek hep beraber izleyeceğiz. Umarız yollar artık milletin yararına işbirliklerinde birleşir. Umarız etik değerler herkes için geçerli olur. Umarız milleti savunalım derken milletin vergisinden kaçınılmaz. Umarım halkın hizmeti kişi hizmetinin önüne geçer. Ve İstanbul halkı kazanır.
Not: Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı işleri muhalefet anlayışı ile takdirle izliyordum. Çünkü iktidarları izlemek adına araştırıcı ve denetleyici bu tür muhalefet çok gereklidir. Ama kendilerinin İstanbul’a hem de tek değil üçlü aday gösterilerek, bir bakıma uzaklaştırma cezası almış olabileceğini de kendi adıma düşünüyor ve Kılıçdaroğlu adına üzülüyorum."
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |
|
|||||
|
|
|||||
|
|
|||||
|