Başlığı görünce bazı okuyucular gözlerini istemsiz kıstı ve:
“İlçenizdeki belediye mi diyor acaba?”
Yok.
Rahat olun.
Bu yazı gerçek anlamda asfalt, ihale ya da encümen toplantısı içermiyor. Ama bol miktarda çukur var.
Bazen sokağa çıkınca etraftan sesler yükselir:
“Kaldırım bozuk!”
“Bu belediye hiç mi çalışmıyor ya!”
Biraz ilerliyorsun, bu kez başka bir manzara.
Bir bina pırıl pırıl restore edilmiş, taşlar yıkanmış, çiçekler dikilmiş…
Ses tonu anında değişiyor, koro hâlinde:
“Helal olsun, çalışıyorlar vallahi.”
Ben mi?
Ben karışmıyorum.
Onlar konuşuyor, ben dinliyorum.
Çünkü mesele biraz daha derin.
Ben dışarıdaki belediyeyle değil,
kendi İÇİMDEKİ BELEDİYE ile uğraşıyorum.
Dışarıdaki kaldırım bozuksa yoluma devam ediyorum. Dışarısı idare eder ama içimdeki yol kapalıysa…
Oraya acil ekip çağırıyorum.
Öyle küçük bir tamirat da değil bu.
“Bir yama atalım geçsin”lik hiç değil.
İçimde bazen bildiğin kentsel dönüşüm gerekiyor.
Bir bakıyorum;
duygular bina altında kalmış,
mantık enkazdan el sallıyor,
özgüven artçı sarsıntıyla kaçmış.
Derken bir siren sesi…
Hop!
İç belediye geliyor.
Ama klasik.
Kamyon ters park.
Şoför telefonda:
“Abi burası bize mi bağlıydı ya?”
Bağlı.
Hem de fazlasıyla.
İşçiler iniyor.
Biri süpürüyor, biri kürek atıyor.
Bir tanesi de bana bakıp diyor ki:
“Biz aslında park-bahçeydik.”
Sonra bir de iç belediye başkanı çıkıyor ortaya.
Takım elbise var ama kravat biraz yamuk.
Elinde mikrofon, arkasında enkaz.
Gayet ciddi konuşuyor:
“Vatandaşımızın duygularını önemsiyoruz.
Bu alan dönüşüm alanı ilan edilmiştir.”
Tabii.
“Ben hâlâ içinde yaşıyordum.”
Aradan biri bağırıyor:
“Başkanım mantık bina altında kaldı!”
Başkan başını sallıyor:
“Not aldık.”
Bir başkası sesleniyor:
“Özgüven tahliye edildi!”
“Geçici,” diyor.
“Ruh hâline bağlı.”
Sonra klasik tabela dikiliyor:
“Çalışmalar yakında tamamlanacaktır.”
Yakın dediği: Belirsiz bir ruh hâli.
Bir de işin en acıklı tarafı var:
İçimizdeki belediye seçimle falan da gelmiyor.
Hani sandık olsa…
Beş yılda bir değiştirsek…
“Bu dönem hiç hizmet yoktu” desek…
Yok.
Ne oy pusulası var,
ne mühür.
İç belediye ömür boyu kadrolu.
Performans düşse de gitmiyor.
Yollar çökmüş, duygular çukur…
Ama başkan koltukta rahat.
En fazla ne yapabiliyoruz?
İçimizden söyleniyoruz:
“Bu dönem de hizmet yok.”
Ama... Bak, bazen iç belediye aşırı motive oluyor.
Sabah 06.00’da geliyorlar.
Her yere umut döküyorlar.
Ben daha uyanmamışım,
işçiler içimde kavşak düzenlemiş.
O an rahatlıyorum.
Diyorum ki:
“Tamam… Belediye iş başında.”
Ama bazen de gelmiyorlar dostum. Ya “Bu vatandaş çok şikâyet ediyor, biraz beklesin” denmiş.
Ya öğle molasında,
ya çay içiyorlar, ya izinde, ya grevde...
ya da kapıya tabela asmışlar:
“Sistem çöktü.”
İşte o zaman tehlikeli.
Çünkü içimde çukur var,
ne bant var ne tabela.
Gelen geçen düşüyor.
Ben düşüyorum.
Duygularım düşüyor.
Bazen umut bile ayağını burkuyor.
O yüzden dışarıdaki çukura sinirlenmeden önce bir dur.
Bir iç sesle sor:
“Benim içimde yol neden hâlâ bozuk?”
“Bu duygular niye stabilize edilmedi?”
En önemlisi:
“Kim bu ihaleyi aldı?”
Ve... Eğer bir gün siz de içinizde kamyon sesi duyarsanız…
Bilin ki umut yeniden asfaltlanıyordur. Yine de
bir işçi çıkıp
“Abi burası düzeldi” derse…
İnanmayın.
Bir tur daha dönün.
Kesin bir yerden yine çökecek.
ÖNEMLİ DUYURU: İçinizdeki beyaz masa hattı 7/24 hizmete kapalı olsa da, arada bir ruhunuza çiçek dikmeye çalışan o taşeron umut işçilerine bir bardak çay ikram etmeyi unutmayın.