Üniversite öğrencileri açtıkları bayraklı, Atatürk posterli dövizlerle haykırıyorlar: “Türkiye’yi Atatürk birleştirdi. Türbana böldürmeyeceğiz…” Ve uzatılan mikrofonlara laik belagatın zirve ezberini tekrarlıyorlar: “Üniversiteler Cumhuriyet’in kalesidir. Bu kaleyi vermeyiz!”
Eyvallah…
Danıştay’dan Yargıtay’a, Anayasa Mahkemesi’nden Barolar Birliği’ne türbanla ilgili tüm karşı çıkışlar laik aklın o zirvesine ulaşıp sese dönüşüyor: “Bağımsız yargı, mahkemeler ve biz hukukçular Cumhuriyet’in düşürülemeyecek tek kalesiyiz. Alamazsınız!”
Amenna…
Erdoğan Teziç’inden Fatih Hilmioğlu’suna, Mustafa Akaydın’ından Mesut Parlak’ına bilumum hoca; asıl görevlerinin bilim üretimi olması, üniversitelerinin bilimde nal toplaması, dünya literatürüne geçen tek bir yayınlarının olmaması gibi basit konuları çoktan geride bırakmış bir şekilde varlıklarını ve varlıklarının ifadelerini altına her gün imza atmaktan yorulmadıkları o cümleyle tekrar ortaya koyuyor: “Tehlikede olan bu Cumhuriyet’in direnen kalesi üniversitelerse (Öyle mi sahi?) tabii ki bu üniversitelerin biz kutsanmış yöneticileri, kutsal YÖK şövalyeleri nöbetteyiz. Yenemezsiniz!”
Tabii ki…
CHP zaten ne işsizlik ne enflasyon, ne sosyal demokrasi ne bir türlü sivilleşemeyen ve demokratikleşemeyen siyaset… Umurunda değil. Siyasi varlığını yüz yıla yakın bir zamandır tek bir şeye kilitlemiş, “Cumhuriyet’in kazanımları tehlikede. Şükür ki son kale olarak biz, yıkılmadık. Yıkamazsınız…”
Ne âlâ…
Gazeteciler zaten kamusal görev ifa eden meslek grubudur ve Bekir Coşkun’undan Özdemir İnce’sine, Yalçın Doğan’ından İlhan Selçuk’una bu mütevazı memurlar, tüm o tevazuları ile köşelerini ne zamandır tek bir sesin yazıya dökülmesi olarak kurguluyorlar: “Biz; fikri hür, vicdanı hür aydınlar, her türlü aksi çabaya rağmen Cumhuriyet’e aydın bir kale diktik ve o kalenin yılmaz bekçileriyiz. Susturamazsınız!”
Büyük gurur…
Gibi gibi gibi…
Da;
Her tarafın bu kadar kale dolduğu olduğu bir Cumhuriyet’te kaldırım ne tarafa düşüyor?
Biz nerede yürüyeceğiz?
Kaleden kaleye top atışları şövalye ruhlu muhafızları rahatlatıyor, kabul. İyi de, seçilmiş muhafız olmayan bizim gibi sıradan ölümlülerin “Şu top yekun savaş hali bitse de Cumhuriyet’in o kazanımlarını yaşasak, tadına varsak…” gibi hayli yalın talepleri ne olacak?
Oysa Cumhuriyet’in en büyük kazanımı sivil, demokratik, kale kültürünün kutsanmadığı, muhafız alaylarının hayatın tek gerçeği olmadığı bir çağdaş toplumu müjdelemiyor muydu?
Müjdeliyordu.
O zaman bu kaleler de neyin nesi?
Sakın bu kale simülasyonu; Giovanni Drogo’nun bütün ömrünü harcayıp korumaya çalıştığı Bastiani Kalesi gibi bir şey olmasın?
Ha, “o da ne?” diyen Cumhuriyetçi aydınlarımız, tüm entelektüel dağarcıklarını sadece Kanaltürk haberlerini hatmederek doldurmak yerine zahmet edip Dino Buzzati’nin “Tatar Çölü”nü okusunlar artık.
Bünyeye iyi gelir.
Ersin Tokgöz/Anayurt
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |