E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Gül yazdı: KÜRESEL HAYDUTLAR ÇAĞININ ORMAN KANUNLARI 

Prof. Dr. Cengiz Gül, yazısında "Türk- İslam düşmanı emperyalist cephenin, “Terörsüz Türkiye” hedefini baltalama gayretlerinin açık bir tezahürüdür" ifadelerini kullandı.

6.01.2026 - 13:53
Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Gül yazdı: KÜRESEL HAYDUTLAR ÇAĞININ ORMAN KANUNLARI

Kurtlar Sofrasında Uluslararası Hukuk Out, Orman Kanunları In
Ortadoğu’da çıkarları için kurduğu ve her zaman kullandığı vekil güçlerin sevk ve idaresini şimdilik bırakarak İsrail’e devreden ABD yönetiminin, işine geldiğinde ateşi eliyle tutmamak adına maşa olarak kullandığı bu vekil güçler yerine, olaya doğrudan müdahil olabildiği de görülmektedir. Şöyle ki, ABD’nin, dünyanın en fazla petrol rezervlerine sahip Venezuela’ya, Başkan Nicolas Maduro üzerinden aylardır yaptığı tehditlerle oluşturduğu gerilimi, uyuşturucu ticareti bahanesi altında, 2026’nın ilk günlerinde yüzlerce savaş uçağı ve helikopteriyle askeri bir taarruzla bu ülkenin egemenlik haklarına saldırarak, seçilmiş başkanını kaçırıp esir alması, ABD’nin doğrudan bir askeri müdahalesiyle olmuştur. ABD’nin bu işgal ve darbe saldırısıyla birlikte, İsrail’in Gazze’deki soykırım ve savaş suçlarına engel olamadığı için tümüyle boşa düşen uluslararası hukuk ve toplumun, aslında laftan öteye hiçbir anlam taşımayan hayali kavramlar olduğu, gerçekte ise ABD ve diğer küresel güçlerin orman kanunlarının hüküm sürdüğü ve devlet görünümlü haydut, eşkıya ve korsan örgütlerin borusunu öttürdüğü vahşi bir kurtlar sofrasının karşımızda bulunduğu olgusunu açıkça ortaya koymuştur. 
ABD’nin, egemenliğini hiçe sayarak Venezuela’yı işgal etmesi ve devlet başkanını eşiyle birlikte evinden gece yarısı gözaltına alıp ülkesine kaçırması, bu ve geçmişteki benzer saldırganlıklarıyla birlikte, O’nu, korsan ve haydut bir devlet olmanın yanında, küresel bir sömürge diktatörlüğü ve organize bir işgal örgütü haline de dönüştürmüştür. Görünürde uyuşturucu kaçakçılığından, gerçekte ise dünyanın en büyük petrol yatakları ile madenlerini ve daha doğrusu ülkesini teslim etmediği için başına 50 milyon dolar ödül de koyduğu Venezuela Başkanı Nicolas Maduro’nun askeri bir taarruzla esir edilip kaçırılması olayının kısmen bir benzerinin ise, yine ABD tarafından 1970-1971 yılları arasında Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde Türkiye’ye karşı gerçekleştiğine de dikkat çekmek gerekir. Şöyle ki, Türkiye’de afyon üretiminin yasaklanmasını Demirel hükümetinden baskı ve tehditle isteyen Richard Nixon başkanlığındaki ABD yönetiminin, bu talebi ilk planda karşılanmayınca, aynı Maduro’ya yöneltilen suçlamalarda yaptığı gibi, Amerikan gençlerinin Türk afyonuyla zehirlendiği manipülasyonunu yaymak suretiyle, 12 Mart 1971 muhtırası, yani yarım darbesiyle de Demirel hükümetinin düşmesine zemin hazırladığı unutulmamalıdır. Türkiye’deki yarım ve tam darbelerin ve hatta 15 Temmuz gibi işgal ve darbe teşebbüslerinin arkasındaki güç olarak ABD’nin, 1971’de Demirel’i istifaya zorlaması sonrasında yasaklanan afyon üretimi, Türkiye’nin 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında tekrar serbest bırakılmış, ancak bu karar da ABD tarafından Türkiye’ye ambargoyla karşılanmıştır. Yani kendi çıkarlarına ters düştüğünde uluslararası hukukun kural ve kurumlarını ayaklar altına alıp yok sayan ve hatta Venezuela işgal ve saldırısını, sızdırmaları korkusuyla Kongre’nin onayından dahi kaçırarak, kendi anayasa ve kanunlarını bile by pass etmekten çekinmeyen bir ABD siyasal aklının, modern dünyada tüm ülke ve toplumlar için öncelikli bir tehdit ve güvenlik sorununa dönüştüğü artık açıkça görülmektedir. Trump’ın, Venezuela’dan sonra isimlerini ifşa ederek adeta müdahale sırasına koyduğu Kolombiya, Küba, Meksika, Panama gibi Latin Amerika ülkeleri de, zorbalıkta sınır tanımayan ABD yönetiminin korsanlıkları ve kendilerine yönelik askeri müdahale tehditleriyle diken üstünde olmakla birlikte, sanki sıralarını bekleyen birer kurbanlık görüntüsü sergilemenin ötesinde pek de bir caydırıcı duruş ve reaksiyon gösterebilmiş değillerdir. Venezuela halkının, ülkelerine yönelik askeri saldırı ve işgalle birlikte, çoğunluğu sevmese bile, devlet başkanlarının kaçırılarak esir edildiği bir ortamda, kayda değer yaygın bir tepki ortaya koymamasının yanı sıra, bir kesimin de bu yaşananları bayram havasında kutlamaya kalkması ise, modern zamanların vahşi sömürge diktatörlüğünü kurmaya çalışan ABD’nin iştahını kabartarak sıradaki kurbanları için daha da heyecanlanmasına yol açmaktadır. Zira aç canavara karşı muhabbetin, onun merhametini değil de iştahını açması ve sonra da dönüp dişinin ve tırnağının kirasını bile istemeye kalkması meşhur ve yanılmaz bir hakikat olarak, ABD’nin yaptığı ve hatta yapacağı haydutvari saldırılarda açıkça görülmektedir. Venezuela muhalefet partisi yöneticilerinin, ülkelerinin işgal edilip Başkan Maduro’nun darbeyle esir alınıp kaçırılması sonrasında, ellerini ovuşturarak ABD’den iktidar dilenmeleri ise, geçmişte Türkiye’de de ABD güdümündeki darbelerden nemalanmak uğruna darbecilere yaltaklanma zilletini sergilemiş kukla zihniyetleri hatırlatmaktadır. 2025 yılında Nobel Barış Ödülü, hiçbir alakası olmadığı halde, Başkan Maduro’yu darbeyle devirmek ve yerine geçmek için İsrail ve MOSSAD’a açık davetiye çıkarmasına adeta bir mükâfat olarak kendisine verilmiş olan Venezuela muhalefet lideri Maria Corina Machado, Gazze soykırımcısı İsrail’den beklediği darbenin ABD eliyle yapılmasından ne kadar bayram etse de, Trump’ın yeni başkan olarak O’nu düşünmediğini açıklamasıyla da, devletini ve vatanını satanın, maşası olduklarınca satılması akıbetine maruz kalarak, ters köşe olup darbeden payını almıştır.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ve uluslararası hukuku ve kurumları öne çıkaran dünya düzeni, İsrail’in sömürgeci Batı desteğiyle Gazze’de sürdürdüğü vahşi soykırıma seyirci kalınmasıyla sarsılmaya başladığı bir ortamda, ABD’nin Çin ve Rusya’yı ekarte etmek için Venezuela petrol ve madenlerine çökmek üzere bu ülkeye saldırarak devlet başkanı ve eşini kaçırması ve sıraya koyduğu diğer ülkelere de askeri müdahale tehditleri savurmasıyla da tamamen çökmüştür. Bu ABD zorbalık ve tahakkümünün ideolojik temelinde ise, Batı yarım kürenin, Avrupa ülkeleri de dâhil, Çin ve Rusya’nın başını çektiği dünyadaki tüm ülkelerin etki ve istifadesinden arındırılarak salt Amerikan hakimiyetinde olması gerektiği anlayışını yansıtan 1823 tarihli Monroe Doktrini ve onun Trump tarafından daha da zorbaca ve barbarca bir yorumu olan Donroe Doktrini bulunmaktadır. Trump’ın seçim kampanyalarında sıkça kullandığı slogan olarak öne çıkan “make America great again – Amerika’yı tekrar büyük yapalım” söyleminin somut yansımaları olarak, Venezuela’nın başına gelenlerin yanında Kolombiya, Küba ve Meksika’yı hedefe koyması, Danimarka’ya ait olan Grönland’ı sahiplenmesi ve Kanada’yı 51. Eyalet olarak göstererek Panama Kanalına da el koyma çabalarının tamamı, ABD zorbalık ve haydutluğunun ideolojik dayanağını oluşturan bu Monroe – Donroe doktrini ekseninde söz konusu olmaktadır. ABD’nin, bu doktrinlerden aldığı gazla, köpeksiz köyde değneksiz dolaşmaya devam edeceği, yani karşısına etkili bir güç veya güçler çıkana kadar da sömürge diktatörlüğünü tahkim etmekten geri durmayacağı görülmektedir.
Siyonist Zorbalık
Kurulduğu 1948’den itibaren Filistin’de başlattığı işgal ve kitlesel imha saldırılarını tedricen, yani zamana yayarak gerçekleştiren İsrail, 2023’ün son çeyreğinden itibaren de Gazze’de, BM, UCM ve UAD tarafından resmen tescillenen bir soykırıma dönüştürmüş ve bu barbarlığını tüm dünyanın gözü önünde 2025 yılı boyunca da sergilemeye devam etmiştir. Gazze’deki sistematik soykırım ikinci yılını tamamlarken, yapılan bir ateşkes anlaşmasına rağmen saldırganlığını bırakmayan Siyonist rejim, bu süreçte Hamas’ın harfiyen uyduğu anlaşma şartlarını yüzlerce defa ihlal etmek suretiyle ne kadar sözüne güvenilmez ve uluslararası hukuka meydan okuyan bir örgüt refleksiyle hareket ettiğini alenen göstermekten de geri durmamaktadır. Yumurtasını pişirmek için gerekirse dünyayı ateşe vermekten bile çekinmeyecek kadar insanlık ve hukuk düşmanı olan Siyonist terörizm, tüm bu zulüm ve barbarlıklarını sergilerken de ABD, İngiltere ve Almanya’nın başını çektiği Haçlı ittifakının tam ve sınırsız desteği sayesinde bu kadar azgınlaşabilmiştir. Sözde ateşkes anlaşmasının birinci aşaması, İsrail tarafından insani yardım girişleri büyük ölçekte engellendiği, Gazzeli Müslümanlar çetin kış şartlarında açlık, soğuk ve barınma zulmüne maruz bırakıldığı ve katliamlar da sürdüğü için, halen tamamlanamadığı bir süreçte ikinci aşamaya geçilmesi de tüm belirsizliğini korumaktadır. ‘Barış görev gücü’ ve ‘uluslararası istikrar gücü’ adlı mekanizmaların hayata geçmesinin beklendiği bu ikinci aşamada, Türkiye’nin de askeri olarak görev alması beklenirken, işgalci ve soykırımcı İsrail’in bu ihtimali bertaraf etmek adına yoğun bir faaliyet gösterdiği görülmektedir. Bu çerçevede, Siyonist hedeflerine yönelik talimatlarını vermek için 2025 yılı içerisinde altı defa giderek ABD’yi adeta yol eden tescilli katil Netanyahu’nun yılın son günlerinde yaptığı ziyaretin asıl gerekçesinin ise, hem Türkiye’nin önünü tıkamaya hem de İran’ı ülkesi içinde çıkaracakları bir kaosla hizaya getirme politikasının ayrıntılarını görüşerek ABD’nin tam desteğini almak olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ayrıca, yine Aralık 2025’in son günlerinde, bir süredir gardropta tutulan ve ABD tarafından kurulduğu eski başkan Barrack Obama’nın da ikrarıyla sabit olan terör örgütü DEAŞ’ın, Yalova’da Türk emniyet güçlerinden üçünü şehit edip sekizini yaraladıkları bir çatışmaya girme operasyonunun da arkasında, Türkiye’yi yine iç güvenlik sorunlarıyla uğraştırarak çevresiyle ilgilenmekten alıkoyma misyonuyla hareket eden Siyonist rejimin olduğunu belirtmek kehanet olmasa gerektir. İslam’ı ve Müslümanları terörle yan yana göstermek için ABD projesi olarak piyasaya sürülen ve kötülüğü sadece İslam ülkeleri ile Müslümanlara dokunan DEAŞ terör örgütüyle dünyada en fazla mücadele eden devlet olarak Türkiye’nin, yeniden bu örgütle meşgul edilmek istenmesi de, Türk- İslam düşmanı emperyalist cephenin, “Terörsüz Türkiye” hedefini baltalama gayretlerinin açık bir tezahürüdür. Suriye’de DEAŞ’ın terör eylemleriyle tekrar piyasaya sürülmesi de, PKK terör örgütünün Suriye kolu hükmündeki SDG’nin Suriye ordusuna katılması için verilen sürenin sona ermesi baskısını dağıtmak ve DEAŞ’la mücadele kılıfında SDG’nin ne kadar gerekli olduğu algısını oluşturmaya hizmet etmektedir. ABD’den sonra dizginleri İsrail’in güdümüne giren SDG’nin, şimdiye kadar İsrail’e asla zararı dokunmayan DEAŞ’la mücadele ettiği veya edeceği iddialarının altı boş olduğu gibi, bu terör örgütleri, Batılı emperyal güçler ve Siyonist rejim tarafından vekil savaşçılar türünden kullanışlı birer aparat olarak her gerektiği durumda devreye alınmaktadır.

YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.

Bu haber henüz yorumlanmamış...

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Zafer Şahin yazdı: Canavarlar zamanına hoş geldiniz
Milliyet gazetesi yazarı Zafer Şahin yazısında "2026 dünyasının 1930’lardan ...
Masumiyet Müzesi dizisinin yayın tarihi belli oldu
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un dünya çapında milyonlar satan kült eseri ...
Ünlü yapımcı Timur Savcı'nın uyuşturucu testi pozitif çıktı
TİMS&B ortaklarından Timur Savcı’nın saç örneklerinde kokain kullandığı tespit edildi.
 
Gazeteler bugün ne yazdı? (6 Ocak)
Gazeteler bugün ne yazdı? (6 Ocak)
Cüneyt Özdemir’in annesi hayatını kaybetti
Gazeteci ve yazar Cüneyt Özdemir’in annesi Hamiyet Özdemir, 88 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Gazeteler bugün ne yazdı? (5 Ocak)
Gazeteler bugün ne yazdı? (5 Ocak)
 
Nevşin Mengü yazdı: Maduro operasyonundan ne anladık?
Nefes Gazetesi yazarı Nevşin Mengü, Maduro operasyonuyla ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.
Cem Küçük: ABD, Maduro'ya Türkiye'ye gitmesini önermiş
Gazeteci Cem Küçük, X hesabından dikkat çeken bir paylaşımda bulundu. ...
Talat Atilla ile Memleket tv100'de başladı: Mücahit Arslan: Terörsüz Türkiye'de kritik eşik aşıldı
Siyasetin gündem belirleyen programı "Talat Atilla ile Memleket" tv100 ...
 
SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
rusya
Çankaya
emrah yılmaz
haberler
Ezgi Mola
Abdullah Ercan
EURO2016
Duygun Yarsuvat
özgecan aslan