![]() |
Sınıfta ben ve Kafka... Nietzsche yok. — “Bak,” dedi, “Nietzsche bağırıyor ama kimse mutlu değil. Ben susuyorum ama herkes beni dinliyor. Aradaki fark bu. Bence o ‘amor fati’ falan değil. Bildiğin ‘amor sinir krizi’.” Mesajlar sustu. Ben yazdım: Hamlet usulca girdi içeri. Yanıma oturdu. Hamlet’in sesi titredi: Kapı o anda açıldı. — “Günaydın çocuklar.” Nietzsche tahtaya büyük harflerle yazdı: Hamlet’in yüzü bembeyaz... Bana fısıldadı: Nietzsche telefonu masaya koydu. Ekran bize dönüktü. Nietzsche durdu. Nietzsche tahtaya döndü, yorgun: — “Hah!” dedim. Başladı yine eski sevgili destanı!” İşte orada… — “Oho Hamlet şimdi beni konuşturma... Duydun mu? Felsefe dersine artık biri daha katılmak istiyormuş.” Hamlet irkildi. Hamlet paniğe kapıldı. — “Estağfurullah,” dedim. Hamlet hemen yaklaştı. — “Bak Hamlet… Kader kader diyorsun ama yanlış kişileri anmaya devam edersen kader seni yine sınıfta bırakır.” Nietzsche kafasını Tam o sırada sınıfın kapısı sessizce açıldı. — “BIRAK.” KADER = HER ŞEYE RAĞMEN Hamlet bana döndü:
Telefonum titredi.
Hamlet:
—“Geliyorum yoldayım.
Nietzsche bugün kaderi işleyeceğim demişti. Yine bağırarak gelir diye pelerinimi moral amaçlı giydim.”
Ben yazdım:
— “Hamlet, ben bu adamdan bıktım. Her ders geliyor, bağırıyor, çağırıyor. Güç istenci diye diye benim sinir istencimi tüketti. Yahu beni kurtar!”
Hamlet hemen yazdı:
— “Ben seni kurtarırım da, Friedrich peşimize düşerse ne yapacağız?”
Ben yazdım,
— “Ben kaderle falan uğraşamam. Ben huzur istiyorum. Bir de seninle kahve...”
Hamlet’ten kalp yerine kafatası emojisi geldi.
Ben:
— “Yemin ederim her ders bir kişiyi ‘üstinsan’ yapmadan çıkmıyor. Geçen hafta bana bakıp ‘zayıfsın’ dedi. Ben zayıf değilim, duygusalım.”
Hamlet:
— “Ben olsam sana bağırmazdım. Ben sana bağıracak olsam… Fısıldardım.”
Ben:
— “Bak, Nietzsche burada olsaydı şimdi ‘irade yok’ diye çığlık atardı.”
Tam o anda…
Ekranda bir şey belirdi.
GÖRÜLDÜ:
Seynche
Nietzsche
Hamlet
Hamlet yazıyor…
Siliyor…
Tekrar yazıyor…
Yine siliyor…
— “Hamlet…”
— “Evet?”
— “Biz kaderle dalga mı geçtik?”
Hamlet:
— “Sanırım kader şu an ekran görüntüsü aldı.”
Ben telefonu kapattım.
Hamlet’e döndüm.
— “Hamlet…” dedim fısıltıyla, sen hocanın olduğu grupta hocayı gömdün?”
— “Ben bu grubun ‘Öğrenci–Dertleşme’ grubu olduğunu sanıyordum.”
— “Hamlet! Bu grubun adı Varoluş ve İrade!”
Hamlet yutkundu:
— “Ben o iradeyi reddettim sanmıştım. Hem ben seni kurtarmaya çalışıyordum.”
Bana eğildi, masumca baktı:
— Bak, sen beni kurtar dedin ya… Bence kader şu an bizi aynı sıraya oturttu.
Nietzsche içeri girdi.
Sessiz. Tehlikeli derecede sakin.
Hamlet’le göz göze gelmemeye çalışıyoruz.
Ben defterime kaderle ilgili hiçbir şey bilmediğimi yazıyorum.
BUGÜNÜN DERSİ: KADER
Nietzsche sınıfa baktı:
— “Güzel,” dedi. Bugün herkes kaderinin içinden geçecek.”
— “Biz hocanın kaderini deşmiş olabilir miyiz?”
Ben dişlerimin arasından:
— “Sessiz ol. Kader şu an bizi izliyor.”
— “Ders başlamadan önce, bir mesaj okudum.”
Biz nefesimizi tuttuk.
Hamlet’in eli havaya kalktı, ama titriyordu:
— “Hocam kader değiştirilebilir mi?”
Nietzsche gülümsedi.
O gülümseme hiç hayra alamet değildi.
Sonra bize baktı:
— “Bazı insanlar kaderle yüzleşir. Bazıları da mesajla...”
Hamlet bana doğru eğildi:
— “Merak etme, en kötü kader bile sensiz olandan iyidir.”
Nietzsche arkasını döndü:
— “DUYDUM.”
Nietzsche tam bize doğru yaklaştı ki…
Arka sıralardan kalem gıcırtısı geldi. Ama normal bir gıcırtı değil…
Varoluşsal bir gıcırtı.
— “Kim o?”
Hepimiz döndük.
Kafka…
Defterine acayip büyük, fazlasıyla ciddi bir böcek çiziyordu. Böceğin gölgesi bile vardı. Yani kaderliydi.
Nietzsche kaşlarını çattı:
— “Kafka. Ne yapıyorsun evladım?”
Kafka hiç kafasını kaldırmadan:
— “Hayatımı küçültüyorum hocam.”
Nietzsche yaklaştı, deftere baktı:
— “Bu nedir?”
Kafka düşündü:
— “Ben olabilirim. Ama daha az sorumluluklusu.”
Nietzsche bağırdı:
— “BU BİR HAMAM BÖCEĞİ Mİ?”
Kafka kalemi bıraktı:
— “Hocam kesin konuşmayalım. Sabah sabah kimliğimi ben de netleştiremedim.”
Sınıfta çıt yok.
Nietzsche dişlerini sıktı:
— “Kafka… İnsan kaderini çizer, böcek olmaz!”
Kafka başını kaldırdı, çok sakin:
— “Hocam denedim. İnsan olmak daha yorucu çıktı.”
Ben Hamlet’e eğildim, fısıldadım:
— Oh be… İyi ki Kafka var.
Hamlet gözleri dolu dolu:
— Vallahi… Böcek bizi kurtardı.
Nietzsche hâlâ Kafka’ya:
— “Peki söyle bakalım,” dedi, bu çizdiğin kader mi?”
Kafka deftere baktı:
— “Hocam bu kader değil. Bu kaçış planı.”
Nietzsche:
— “İNSAN KADERİNDEN KAÇAMAZ!”
Kafka böceğin bir bacağını düzeltti::
— “O zaman böcek olur.”
Hamlet dayanamadı:
— Allah razı olsun Kafka.
Kafka başını çevirdi:
— “Rica ederim. Ben genelde farkında olmadan kurtarırım.”
— “Peki… Bugün kaderi böcek üzerinden anlatacağız.”
Hamlet bana döndü, göz kırptı:
— Bak… Kader bazen pelerinle gelmez.
Bazen antenlidir.
Ben iç çektim:
— Vallahi kader bugün Kafka kılığında. Hem de altı bacakla.
Nietzsche hâlâ tahtaya dönük, tebeşiri tutuyor, Kafka böceğini yelpazeliyordu.
Tam o boşlukta Hamlet iç çekti.
— “Ah kader…” dedi. Bir zamanlar biri vardı… Bakışıyla beni ben olmaktan çıkaran. Kaderdi belki… Belki de sadece yanlış zaman…”
— “Yanlış anlama,” dedi Hamlet. “Bunlar geçmiş…”
İçimdeki kıskançlık kaderi devreye girdi.
— “Kim?”
— “Herakles.”
Bir sessizlik oldu.
Hamlet’in kaşı istemsiz seğirdi.
— “Herakles… O Herakles mi?”
— “Evet,” dedim. “Herakles be Herakles! Adam dünyanın yedi harikasını yaptı! Aslan boğdu, hidra kesti, kaderle güreşti! “Bilemem,” dedim omuz silkip.
Herakles’in bu varoluşsal dönüşümü karşısında düşündüm.
— “Ama benim monologlarım var! Ben derinim!”
— “Herakles de derindi,” dedim. “Ama o çukura düşüp çıkıyordu. Sen kaderi dramatize ediyorsun, Herakles doğrudan problem çözme modunda.”
Hamlet gözlerini kıstı.
— “Yani… beni mi kıskandırmaya çalışıyorsun?”
“Ben sadece hatırlatıyorum. Kimisi kaderi monolog yapar, kimisi güreş arenası...”
— “Bak,” dedi. “Kader konusu açılınca eski defterler otomatik geliyor. Ama sen başka deftersin.”
Duraksadım.
— “Ciltli mi?”
— “Hem de kenarları notlu,” dedi.
Bir an baktık birbirimize.
Sonra aynı anda güldük.
Ben hemen sakinleştim.
— “Estağfurullah. Ben sadece mitolojik kıyas yapıyorum. Hem Herakles’le de işim olmaz. Adam güçlü ama duygusal zekâ sıfır.”
Hamlet saçlarını düzeltti, özgüvenle gülümsedi. Bana eğildi:
— “Merak etme… Benim kaderim artık geçmişte değil.”
Ben başımı çevirdim ve gülümsedim:
Hamlet hafifçe güldü:
— “O zaman kaderimi düzeltmem gerek.”
— “Geç kalma,” dedim.
sıraya vurdu.
— “YİNE AŞKA BAĞLADINIZ! KADER BU DEĞİL!”
İçeri Gibran girdi.
Elinde defter yok, kalem yok, program yok. Sadece…
Huzur...
Sınıfa bir baktı, böceğe baktı, Nietzsche’ye baktı
ve yumuşak bir sesle konuştu:
Nietzsche döndü:
— “NE BIRAKAYIM?”
Gibran gülümsedi:
— “HER ŞEYİ
Nietzsche’nin gözü seğirdi.
— “Hayır hayır! Kimse hiçbir şeyi bırakmıyor! İnsan kaderini yoğurur, şekillendirir, iter!”
Gibran sakin sakin:
— “İtme. Akışa bırak.”
Sınıfta bir “ooo” dalgası yayıldı.
Nietzsche iki adım attı:
— “AKIŞA BIRAKMAK TEMBELLİKTİR!”
Gibran:
— “Hayır. Direnmemek cesarettir.”
Nietzsche bağırdı:
— “CESARET MÜCADELEDİR!”
Gibran Nietzsche’ye yaklaştı, çok sakin:
— “Sen çok yorulmuşsun. Biraz bırak.”
Nietzsche neredeyse çığlık attı:
— “BEN BIRAKMAM! BEN BIRAKIRSAM HER ŞEY DAĞILIR!”
Gibran gülümsedi:
— “DAĞILSIN. BAZEN DAĞILMAK DA KADERDİR.”
Hamlet bana döndü:
— Nietzsche birazdan böcek olacak.
Ben kıkırdadım:
— Anteni çıkarsa şaşırmam.
Nietzsche sandalyeye çöktü:
— “Siz… Siz insanı zayıflatıyorsunuz!”
Gibran:
— “Zayıflık da bir haldir. Kabul edersen geçer.”
Nietzsche başını kaldırdı:
— “GEÇMEZ!”
Gibran:
— “O zaman geçmemesi de tamam.”
Nietzsche ayağa fırladı:
— “OLMAZ! TAMAM DİYE BİR ŞEY YOK!”
Gibran hafifçe omuz silkti:
— “Olur.”
Sınıfta çıt yok.
Nietzsche tahtaya döndü, yazdı:
Altına Gibran sessizce ekledi:
KADER = BAZEN HİÇBİR ŞEYE RAĞMEN
Nietzsche tebeşiri bıraktı:
— “Ders bitmedi ama ben bittim.”
Gibran kapıya yönelirken son kez döndü:
— “Bittiğini düşünüyorsan… Akış başlamıştır.”
Kapı kapandı.
Nietzsche kafasını tuttu:
— “BU SINIF BANA KARŞI BİR KOMPLONUN İÇİNDE!”
— Bu dersin sonunda ya kader değişecek ya Nietzsche.
Ben gülümsedim:
— Akışa bırakalım.