E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

TÜRKİYE'DE 44'TEN BERİ EGEMEN OLAN 'GİZLİ İKTİDAR' HAKİMİYETİNİ KAYBETTİ 

Cumhurbaşkanlığı seçimi ve kapatma davasıyla ilgili öngörüleriyle dikkat çeken gazeteci-yazar Tamer Korkmaz, Referans Gazetesi yazarı Nuray Başaran'a çarpıcı açıklamalarda bulundu.

1.08.2008 - 14:58
TÜRKİYE DE 44 TEN BERİ EGEMEN OLAN  GİZLİ İKTİDAR  HAKİMİYETİNİ KAYBETTİ

Cumhurbaşkanlığı seçimi ve kapatma davasıyla ilgili öngörüleriyle dikkat çeken gazeteci-yazar Tamer Korkmaz, Türkiye'de 'gizli iktidar'ın artık hakimiyetini kaybettiğini belirtiyor. Korkmaz, K.Irak'ın da önümüzdeki 5 yılda Türkiye'ye bağlanabileceğini düşünüyor.

15 Mayıs 2006, Ankara'nın Washington'a karşı bağımsız stratejik kimliğini kazandığı hayati derecede önemli bir tarih. AK Parti en başta "sivil anayasa" konusunda üzerine düşeni yapmadı. Türban konusunu da tek başına gündeme getirmemeliydi.
 
Herkes O'nun için "ezber bozan yazar" diyor. Kendisine yakıştırılan bu isimle de TRT 1 'de program yapıyor. Türkiye'de son yıllarda bir çok kimsenin okuyamadığı olayları öngören Korkmaz ile zaman zaman yollarımız aynı tahliller ve tahminler noktasında hep kesişiyor. O da benim gibi, Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmayacağı, bu koltuğa Abdullah Gül'ün oturacağı, hatta başından beri Ak Parti'nin kapanmayacağı gibi önemli tespitlerde bulunan az sayıda kişiden biri. Buradan hareketle bir süre önce kendisine bir arkadaşım vasıtasıyla haber gönderip özellikle tanıştım. Baktım ki çok fazla aynı dili konuşuyoruz. Kendi kendime söylediğimde başkasına seslendiriken, "Bana deli derler" dediğim konuları da tartışabildiğim bu yazar ile neden röportaj yapmıyorum dedim. O da kabul etti. Türkiye'de ve dünyada herşey hızla değişirken, olayları sorguladık. Yaşananlara sebep aradık. Olabilecekleri konuştuk.
 
Yazılarınızda sinema ve futbol dilini sık kullanıyorsunuz. Örneğin "CHP ve YÖK iktidara karşı tandem oynuyorlar" veya "Yeşilçam filminden fırlamış bir kare" gibi… Yazılarınızın daha iyi anlaşılması için mi yoksa futbol ve sinemanın popülerliğinden daha fazla istifade etmek için mi böyle bir üslubu tercih ediyorsunuz?
Yazılarımın daha iyi anlaşılması, anlattığım konuların okuyucuda daha fazla tesir bırakabilmesi için sinematografik bir anlatım tekniği kullanıyorum. Çoğu zaman anlatmak istediğinizi doğrudan anlatırsınız, ancak bazen de çağrışım yaptırarak anlatmanız daha doğru olabilir veya daha çarpıcıdır. Yine bazı hususları metaforlarla anlatmak daha etkili olabiliyor. Bu nedenle sinemanın anlatım tekniğinden yazıda yararlanıyorum. Sinemanın derinlik yaratan dilini bu bağlamda kullanıyorum. Ben sinemasız yapamayan bir yazarım. Futbola gelince siyaset de çoğu zaman futbol maçı gibidir. Futbol terimlerinin anlatım tekniğim içinde bu yüzden bir ölçüde yeri var.
 
Son dönemde özellikle İlhan Selçuk ve geçmişten bugüne de Mesut Yılmaz'a yönelik sert ve ısrarlı eleştirileriniz var. Bu eleştirilerin sebepleri nelerdir?
Başka isimler de var. Ancak bu eleştirileri kişisel olarak veya bir polemik konusu olsun diye yapmıyorum. Sözü edilen portre üzerinden bir olayın kendisini anlatmak daha açıklayıcı olabiliyor. Geçmişte daha çok olmak üzere statükonun gözde politikacısını anlatmak için Mesut Yılmaz'ı tercih etmiştim. Bu konuda Süleyman Demirel'i daha fazla anlatmışımdır. İlhan Selçuk'la ilgili yazdıklarımı ise Ergenekon sürecinde yaşananlar ziyadesiyle teyit etmiştir. Gazetesinin bombalanması olayının üzerine özenle gitmekten kaçınan bir isim olarak hayli ilginç bir sima idi. İlhan Selçuk'un eski tüfek bir cuntacı olarak Ergenekon'u canla başla savunması da yeterince manidardır.
 
Yazılarınızda ileriye yönelik sık sık tahmin ve öngörülerde bulunuyorsunuz. Bu yaklaşımlarınız tespit mi, temenni mi? Daha yalın bir ifadeyle, yazarken ideolojik elbisenizden sıyrıldığınıza inanıyor musunuz?
Kehanette bulunmuyorum. Sağlam bilgilere dayalı olarak yazıyorum. Temennilerimi yazmam. Tespitlerimi yazıyorum. Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmayacağını, vazgeçeceğini beş ay öncesinden yazmak veya ismi henüz ortada yokken Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkacağını ileri sürebilmiş olmak, ilk adaylığından sonra da ısrarla çıkacak diye yazabilmek kolay bir iş değildi. "Anayasa Mahkemesi AK Parti'yi garanti kapatacak" diye yazan meslektaşlarımıza, ayrıca iktidardaki veya muhalefetteki kimi siyasetçilere kesin konuşmamaları gerektiğini defalarca söylemiştim. Sonuç ortada… Ben bağımsız bir yazarım. Mesleğimi "ideolojik elbise" giyerek değil "gerçeği aramak" bağlamında yapıyorum. Bugüne kadar herhangi bir partiye sempati duymadığım gibi oy dahi vermedim. Başta siyasetçiler olmak üzere hep mesafemi korudum.
 
İki yıldır ısrarla 15 Mayıs 2006 tarihinden bahsediyorsunuz. Türkiye'nin bu tarihte ABD'nin yörüngesinden çıktığını söylüyorsunuz. Ancak gelişmeler perde arkasında yaşandığı gerekçesiyle ayrıntı vermiyosunuz. Bu tarihi biraz açabilir misiniz?
Bu tarih perde arkasında yaşanan son derece çarpıcı bir gelişmeyi anlatıyor. Ortaya çıktığında söylediklerimi hatırlarsınız. Ankara'nın Washington'a karşı bağımsız stratejik kimliğini kazandığı hayati derecede önemli bir tarih bu. Son iki yıldır yaşadığımız demokratik değişim süreci, Ergenekon'un üzerine gidilebiliyor olması, Türkiye'nin bölgesinde şimdiye kadar hiç olmadık biçimde etkin rol alıyor olması vs. İşte bu gizli çarpıcı gelişmenin, eksen değişikliğinin yansımasıdır. Tabii ki bu bir anda olmamıştır. Mesela, 2003'te tezkerenin reddedilmesinden itibaren kapalı kapılar ardında müthiş gelişmeler yaşanmıştır. Türkiye'de 1944'den beri egemen olan "Gizli İktidar" yapılanması hakimiyetini yitirmiş durumdadır.
 
Kuzey Irak Türkiye'ye bağlanacak diyorsunuz. Bu oldukça iddiaları bir yorum. Sizce böylesi bir proje nasıl gerçekleşecek?
Bu yakınlarda olacak demiyorum. Dört beş yıllık bir süre içinde olması muhtemel. Kuzey Irak'la bütünleşmeye doğru gittiğimizin çok fazla işareti var. En başta ABD Irak'ta "dönülmez akşamın ufkunda" bir yenilgiyi yaşıyor. 2007 Mart'ından itibaren gizlice çekilmeye başlamışlardı. Sonradan sınırlı da olsa itiraf ettiler. Tarihi bir dönemeci, PKK'nın bitirilme sürecini yaşıyoruz. Başbakan'ın son ziyaretinde Irak'la stratejik işbirliği anlaşması imzalandı ki, bu da çok önemli bir adım. PKK ile mücadelede K.Irak yönetimine özellikle teşekkür etti, Erdoğan!
Ankara'nın K.Irak'la ezberleri bozan bir sayfa açtığını bölgeye gidenler daha iyi görebilir. Barzani Türkiye'nin ABD'ye karşı pozisyonu itibarıyla veya genelde nerden nereye geldiğini; yani asla Türkiyesiz yapamayacaklarını gördü. Geçen kasımda gizlice Türkiye'ye üç haftalık ziyarette bulunduğunu ısrarla yazdım. Dönüşünde Erbil'de Kürt devleti kurulmasının söz konusu olamayacağını söyledi. Bu çok önemli: Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulmayacak.
 
İstanbul'daki bombalara paralel Kerkük'te önce canlı bombalar sonra da Türkmen Cephesi'ne saldırı yaşandı. Bir gün sonra TSK bölgeye yeniden hava harekatı düzenledi. Zamanlama açısından bütün bunlar bir anlam ifade ediyor mu?
Kerkük'teki son hadiseler, Türkiye'nin Irak'la artı K.Irak yönetimiyle kısa süre önce attığı stratejik işbirliği adımını geriletmeye yönelik bir provokasyondur. Bu çok üzücü hadiselere rağmen yeni süreci geriye götüremeyecekler.
 
TRT-1'deki "Ezberbozan" programında Türkiye'nin ezberini bozmaya çalışıyorsunuz. Biz de sizin ezberinizi bozalım. Sizin yazılarınızda sanki derinlerden gelen bazı bilgiler varmış gibi bir hava seziyorum. Var mı böyle bir şey?
Böyle bir şey yok. Siz de ben de gazeteciyiz. Birbirinden farklı, çeşitli haber kaynaklarımız var. Burada önemli olan yazdıklarımızın gerçeği yansıtıp yansıtmamasıdır. Yazdıklarımız, haberlerimiz, bilgilerimiz doğru çıkıyor mu çıkmıyor mu? Hadise budur.
 
Başbakan uçağına belirli gazetecileri alıyor. Bazılarına da rezervi var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Genelkurmay'ın 10 yılı aşkın bir süredir devam eden akreditasyon uygulaması nasıl yanlışsa Başbakan'ın bazı gazetecilere rezerv koyması da yanlıştır. İki yanlıştan bir doğru çıkmaz.
 
Başbakan Erdoğan'ın desteklediği varsayılan bir gazetede yazıyorsunuz. Erdoğan'ın artılarını yazdığınız gibi eksi davranışlarını da yazdınız mı? Ya da yazabilir misiniz?
Yeni Şafak medyadaki "özgürlük adası"dır. Burada kendimi en ileri seviyede özgür hissediyorum. Özgürce yazıyorum. Erdoğan'a veya hükümete yönelik eleştirilerimi de rahatlıkla yazıyorum. Yeni Şafak yönetimi, gazetelerini eleştiren yazarlarına dahi müdahale etmiyor. Doğrusu da bu.
 
Parti kapatma ve Ergenekon davaları son döneme damgasını vurdu. Ergenekon konusunda herkesten önde yazılar yazıyorsunuz. İki dava birbirinin rövanşı mı?
Bakınız, Ergenekon Operasyonu 13 Haziran 2007'de başladı. Veli Küçük'ün tutuklandığı üçüncü dalga bu yılın 22 Ocak'ında gerçekleştirildi. Şubat'taki dördüncü dalgada akademisyenler vardı. Dikkat buyurunuz, Yargıtay Başsavcısı 14 Mart'ta kapatma davası açtı. Buradan bile görülebilir, dava açılması Ergenekon soruşturmasının rövanşıydı.
 
Sonucu merakla beklenen kapatma davası önceki gün sonuçlandı ve AK Parti kapatılmadı. Böyle bir neticeyi bekliyor muydunuz?
Bu kararla demokrasimiz kazanmış ve bir ileri merhaleye geçmiştir. Türkiye de ferahladı, Avrupa da… Türkiye yaklaşık beş ay kaybetti ama neticede sözünü ettiğim demokratik değişim sürecinden dönüşün mümkün olmadığı da anlaşıldı. İki yıl önce hakimiyetini kaybetmiş olan "Statüko"nun Türkiye'nin yeni demokratik gidişatını tersine çeviremeyeceğinin göstergesidir, bu karar. Anayasa Mahkemesi'nin türban kararından hemen sonraki yazımın başlığı "Bu hadise burada bitmez, finali görmeden kimse paçaları sıvamasın" şeklindeydi. O zaman 367 olayının finalinde ortaya çıkan olumlu neticeyi hatırlatmıştım ve "acele etmeyin bu filmin de finalini bekleyin" demiştim. Finalde ne oldu? Kapatılmadı.
 
 
AK PARTİ TÜRBANDA HATA YAPTI
Sizce AK Parti bu süreçte ne gibi hatalar yaptı?
En başta "sivil anayasa" konusunda üzerine düşeni yapmadı. Türban konusunu da tek başına değil, sivil Anayasa paketi içinde getirmeliydi. CHP, AK Parti'yi anayasayı değiştirmeye niyetlendiği için eleştiriyor. Vahim bir durumdur, bu. Neden sivil anayasa yapmadınız diye eleştirmeliydiler, hükümeti. AK Parti hükümeti, en azından 22 Temmuz'dan hemen sonra parti kapatmayla ilgili anayasa değişikliğini yapmalıydı. Bu noktada da hatalılar.
 
 
MEDYA KAMPLARA BÖLÜNDÜ
Sizce medya da siyaset gibi kamplara büründü mü? Bu yakıştırmayı yapanlara göre siz kendinizi dinci bir medyada yazıyor olarak mı görüyorsunuz?
Kamplara bölündüğü aşikar. En başından beri kimin kamplara böldüğüne, kimin karşısındakileri kategorize ettiğine iyi bakmak lazım. Dinci medya tabirini kullananlar böyle bir kategorize etme işini yaptılar. Bunun siyasi, resmi bir geçmişi de var. Ben asla dinci medya tabirini kabul etmiyorum. Dinci medya tabirinden yıllardır ısrarla vazgeçilmediği için, son dönemde "laikçi medya" da deniliyor.
 
TAMER KORKMAZ KİMDİR?

1964 Samsun Bafra doğumlu. 1986'da Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'ndan mezun oldu. Aynı yıl çıkış hazırlıkları yapan Zaman Gazetesi'ne girdi. 5 yıl parlamento muhabirliği yaptı. 1997 kasımından itibaren 1 yıl ABD'de de bulundu. 1991 yılından itibaren köşe yazarlığı yapmaya başladı. Yalan Haber Dosyası (1988) adlı kitabı da bulunan Korkamz halen halen Yenişafak gazetesinde yazmaya devam ediyor. Evli ve bir çocuk babası.

Nuray Başaran/Referans

YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.
Medeniyet 25 Temmuz 2008 Cuma 

Sn. Toptan bu Ülke için ne olur artık yalan ve saptırmalardan vazgeçin.Parti ve Hükümet Yöneticileri istemese veya sormasalar YSK neden durup dururken inceledik,yapılır diye açıklasın ( yalan haber değilse ki değil gibi ). Baskın seçimden bahsediliyor bunumu gizlemeye çalışıyorsunuz. Bilmiyor olabilirsiniz siz giderken,bu ülkede sizden akıllılar o yollardan geri dönüyorlardı.

Yorumu oyla      18      10  
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Emniyet Genel Müdürü Köksal: Gazeteciler İçin Özel Dinleme Yok…
Türk basınının lokomotif gazetelerine dahi röportaj vermeyen Emniyet Genel ...
Kızılay Başkanı Küçükali Turktime'a Konuştu: Veli Küçük'ün Kızılay’dan İhale Aldığını Sizden Öğrendim!
Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali'den Turktime'a çarpıcı açıklamalar: ...
Türköne Konuşuyor: Eşimle Aram Kötü Olursa, Ak Parti'ye Muhalefet Ediyorum… MİT İşe Yaramaz, İlhan Selçuk Faşist, Çatlı Arkadaşımdı... Türkeş Bana Komünist Derdi…
Zaman’dan başka gazetede yazmam… Çok yakında medya savaşı çıkacak… Milliyetçilik ...
 
Cem Uzan Turktime'a Konuştu: Beni Kesebilirsin, Öldüerbilirsin ama Bana İnananlara İhanet Ettiremezsin!!!
Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan Türk Basınında evinin kapılarını ilk ...
MENDERES TURKTİME'A KONUŞTU! : “AĞAR, DEMOKRASİNİN YANINDAN BİLE GEÇMEMİŞTİR!”
Sağ siyasetin patent sahibi ve DP’nin biyolojik ve siyasi varisi Aydın ...
BAŞÖRTÜSÜ ÖZ DEĞİL, SEMBOLDÜR!
(TURKTİME-ERSİN TOKGÖZ) 5 bini aşkın üyesi ile Türkiye’nin ...
 
Emin Çölaşan Turktime'a Konuştu
(ÖZEL-TURKTİME) Türk basının usta kalemi, Hürriyet Gazetesi yazarı Emin ...
Yargıçların da Tatil Günü Başlıyor
Yargıda ''toplu izin kullanımı'' anlamına gelen adli tatil bugün başlıyor.Adli ...
Antalya Alev Alev Yanıyor
Antalya'nın Manavgat ilçesine bağlı Beşkonak beldesi Karabük köyünde dün ...
 
SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
süper lig
Tedavi
Abdullah Ercan
TV8
Ankara
Ferit Şahenk
Maden Ocakları
kardemir karabükspor
Slaven Bilic