Medyadaki onca tartışma bir tarafa, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan’ın gazeteciliği bir tarafa. Zaman geçiyor, patronlar değişiyor ama tek şey değişmiyor: Ergun Babahan hep Sabah’ta... Dolayısıyla bir şekilde yolu Sabah’tan geçmiş her gazetecinin Babahan’la da yolları kesişiyor ve Sabah dönemlerini anımsarken Babahan’ı yad etmeden geçmiyor. Ama henüz Babahan’ın gazeteciliği ve yöneticiliği hakkında olumlu bir öykü dinlemek şansını yakalayamadım. Gazeteci olmadığı, bir gün bile muhabirlik yapmadan Genel Yayın Yönetmenliği yapmasının aslında Sabah’ın gazetecilik anlayışının neye denk düştüğünü gösterdiği, kolay söz geçirilebildiği için güçsüz ve her denileni yapan yönetici isteyen patronlar tarafından tercih edildiği gibi konular yöneltilen eleştirilerin bazıları. Ama olmalı… Olumlu tarafları da bulunmalı. Sonuçta Sabah, tüm eleştirilere rağmen yıllardır Türkiye’nin en büyük gazetelerinden biri olarak görülüyor. Onun için, “Babahan’ın olumlu yanları da vardır” umudumu hala ve yine saklı tutuyorum. Eğer varsa, dinlemek ve nakletmek isterim. Ama şimdi, uzun zaman Sabah’ta çalışmış, Parlamento büro şefliği ve Ankara Temsilciliği yapmış usta gazeteci Emin Özgönül’ün Sabah ve Babahan hakkındaki şok tespitleri okuma zamanı. İşte birinci bölüm…
TURKTİME: Gazetecilik öykünüz nedir?
EMİN ÖZGÖNÜL: 1980'de Hürriyet'te çalışmaya başladım. Henüz 16 yaşındaydım. 14 yıl Hürriyet'te çalıştım. Sonra Sabah'a geçtim ve 8 yıl da Sabah'ta çalıştım. Hürriyet'te belediye haberleri, polis-adliyeye baktım, sonra parlamentoya geçtim. Gazetecilik hayatımın büyük bölümü mecliste geçti ama özellikle Hürriyet'te çok hareketli günlerim oldu.. Mesela 12 eylül gecesi ben nöbetçiydim, Ankara'da büyük bir yangın olmuştu. O gün de ben nöbetçiydim. Benim nöbetlerimde mutlaka bir olay olurdu. Son nöbetimde Ankara'da müthiş bir yağmur yağdı, 10 kişi öldü. Lalahan'da bir düğün evinde tüp patladı 90'ın üstünde kadın öldü. Ertuğrul Özkök Ankara temsilcisiydi, artık bana nöbet vermiyordu. Hem Hürriyet'te hem Sabah'ta parlamento büro şefliği yaptım. En son Sabah'ta Ankara temsilcisi oldum. Temsilcilikten ayrıldıktan sonra iki sene dünyayı gezdim. Sonra Nokta'nın başına sevdiğim bir arkadaşım geldi, hatırı için bir süre orda temsilcilik yaptım. Burası da dördüncü işim.
TURKTİME: Hürriyet'te mi daha mutluydunuz Sabah'ta mı?
EMİN ÖZGÖNÜL: Hürriyet'te daha mutluydum. Çünkü Hürriyet oturmuş bir müessese. Haber değerlendirme kapasitesi çok yüksek. Hürriyet yazı işleri her dönemde etkin ve Türkiye'deki gelişmeleri bilen insanlardan oluştu. Bugün bile öyle. Özkök ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, haber koklama ve haberi yansıtma açısından önemli bir isimdir. Ama Sabah öyle değil. Sabah'ta bir haberi İstanbul'a anlatana kadar zaten yarım gün geçer. İstanbul yazı işleri ve genel yayın yönetmeni zayıf olduğu için, bir çok haber çöpe gider. Birçok haberi tek sütun kullanır, ertesi gün başka gazete büyütür, olay olur. Yani Sabah habercilik açısından zayıftır.

“SABAH’TA HABERCİLİK REFLEKSİ YOKTUR…”
TURKTİME: Sabah'ın bu yapısı belli dönemlere özgü aksaklıklar mı yoksa böyle oturmuş bir kurumsal işleyiş mi?
EMİN ÖZGÖNÜL: Öyle oluştu… Çünkü Sabah, her dönemde bir tarafa meyletti. Üç ay Tansu Çiller'i destekledi, beş ay Mesut Yılmaz'ı. Her zaman taraf oldu. Taraf olunca da Sabah'ta çalışan insanlar ellerine bir haber geldiğinde o haber DYP, Hükümet ya da Çiller aleyhindeyse bu haber bize girmez diye yazmadılar. Bugün de Sabah çalışanları kendi kendilerine otokontrol uyguluyorlar. Önlerine manşetlik bir haber geliyor, bu haber bize gitmez diyor ve yazmıyor, yazarsa da İstanbul tırpanlıyor. Ufuk Güldemir ve Fatih Altaylı dönemi hariç Sabah'ta habercilik refleksi yoktur. Bir de Fatih Çekirge'nin Ankara temsilciliği döneminde dinamik habercilik yapıldı. Gece manşet değiştiremezsiniz. Elinize saat 21'de çok önemli bir haber geçer, risklidir, ertesi güne bırakırsanız başka gazetecilerin de duyma ihtimali vardır ve haberi gazeteye sokmak istersiniz. İstanbul'dan "bu saatte sayfa mı değişir" diye cevap gelir. Ecevit gelir Ecevit aleyhinde, Çiller gelir çiller aleyhinde yazılmaz… Ya da bir şey yazarsınız, gazetede tam tersi çıkar.
TURKTİME: Siz bu tür şeyler yaşadınız mı?
EMİN ÖZGÖNÜL: Temsilcilik yaptığım dönemde Ankara'nın mali açıdan gelir seviyesi yüksek olan semtlerinden olan Oran Sitesi'nde halk ekmek büfe açtı ve Oran gibi bir semtte insanlar ucuz ekmek alabilmek için metrelerce kuyruk oluşturdu. Başbakanlığa bakan arkadaşım her sabah Ecevit'in Oran'daki evine gidiyordu ve Ecevit'i takip ediyordu. O arkadaşımıza oradan bir fotoğraf çektirdim ve "Ecevit'in mahallesinde ucuz ekmek kuyruğu" diye bir haber yazdık. Ertesi gün haber gazetede "Ecevit'i üzen kuyruk" diye çıktı. Ecevit oradan her sabah geçiyormuş ve o vatandaşlara bakıp çok üzülüyormuş. Niye böyle çıktı haber? Çünkü Ecevit'in mahallesinde böyle bir kuyruk haberi çıkarsa Hüsamettin Özkan açıp laf eder.
TURKTİME: O zaman Sabah'a şimdi yöneltilen "TMSF'nin denetimine geçti, Hükümetin borazanı oldu" eleştirisi çok da içi dolu bir eleştiri yada yeni bir şey değil…. Zaten hep olagelen şeylermiş…
EMİN ÖZGÖNÜL: Tabii ki. Genetik olarak Sabah'ta böyle bir yapı öteden beri var. Sabah gazetesinin yönetimi etliye sütlüye karışmadan gazetecilik yapmak istiyor. Çıkan manşet hükümeti rahatsız etmesin, koltuğumuz da sallantıda olmasın. Alaattin Çakıcı-Korkmaz Yiğit kasetini 15 gün önce ben gazeteye getirdim. Başımız derde girer diye koymadılar haberi. Şükrü Sina Gürel'in evini ve eşini terk ettiği haberini basına yansımadan bir ay önce yazdın yine korkup koymadılar. Yarı Resmi El Ahram oldular. El Ahram'ı bile geçtiler zaman zaman.
“ÖZEL HABERLERE KASITLI OLARAK MUHABİRİN İMZASINI KOYMADILAR, HABERLERİ GÖRMEDİLER!!!”
TURKTİME: Altaylı dönemi Sabah'ın bu genetik yapısına ters bir dönem oldu ve Sabah ve ATV'ye el konuldu. Her ne kadar el koymanın arkasında çeşitli hukuki durumlar olsa da biliyoruz ki birçok açık istenirse absorbe edilebiliyor. TMSF'nin el koymasını Altaylı ile ortaya konan yeni politika hızlandırmış olabilir mi?
EMİN ÖZGÖNÜL: Olabilir tabii. Çünkü Altaylı döneminde bazı hassasiyetlere değil, gazeteciliğe bakıldı. Onun için birilerini rahatsız etmiş olabilir.
TURKTİME: Sizin Sabah'tan ayrılışınız ile Sabah'ta gazetecilerle yönetim arasında sözleşme krizinin yaşandığı, ilk kez gazetecilerin sürüldüğü enteresan bir dönem başlıyor. Sizin gidişiniz yada gönderilişiniz, o sürecin bir ön hazırlığı mıydı?
EMİN ÖZGÖNÜL: Ben Sabah'ta parlamento büro şefiydim ve Vatan Gazetesi çıkma aşamasına geldi. Bilal Çetin Ankara temsilcisiydi. Çetin, ben dahil bir çok arkadaşımıza "böyle bir gazete çıkarıyoruz, İstanbul'dan da Güngör Mengi, Zafer Mutlu, Tayfun Devecioğlu ayrılıyor, yeni bir gazete için biz de gidiyoruz. Sizlerle birlikte çalışmak istiyoruz" dedi. Giden arkadaşlar oldu ama ben ayrılmak istemiyordum Sabah'tan. 8 yıllık çalışmam vardı, kıdem tazminatım birikmişti, ondan vazgeçmem gerekiyordu gitmem için. Ayrıca ekipçiliği pek sevmem. Ama sonuçta gazetenin içi boşaldı. Birçok önemli muhabir, yönetici ayrıldı. Ankara temsilcisi de gidince temsilcilik boşaldı ve İstanbul'dan Ergun Babahan gelerek benim temsilci olmamı talep etti. Ben de bazı şartlar ileri sürdüm ve yerine getirirlerse kabul ederim dedim.
TURKTİME: Neydi şartlarınız?
EMİN ÖZGÖNÜL: Etibank'a el konmasından sonra gazetede kimseye zam yapılmadı ve maaşlar çok düşük kaldı. İnsanlar nerdeyse açlık sınırına geldi. Öncelikle çalışanların ücretleri artırılacak dedim. İkinci olarak, bu büroya alınacak ve işten çıkartılacaklar konusunda ben karar veririm, İstanbul karışmamasın istedim. Geçiş süreci temsilcisi olmam dedim. Her şeye tamam dediler ve başladım.
TURKTİME: Sizinle birlikte nasıl bir dönem başladı Sabah Ankara'da?
EMİN ÖZGÖNÜL: Benim temsilcilik dönemimde dinamik bir habercilik yaptık. O günün arşivine bakınca da görürsünüz, Sabah Ankara Büronun çıkardığı özel haberler birçok büroyu tedirgin etti. Çok iyi bir performans yakaladık. Bu, benim çok iyi bir gazeteci olmamdan değil, çalışanların hepsinin bana verdiği destekle oldu. Üstelik zor bir dönemdi. Büronun içi boşalmış, İstanbul'da derdimizi anlatacağımız insan sayısı azalmış, yetenekli birçok insan ayrılmıştı. Ama ben gelir gelmez gazetenin Ankara bürosunun belkemiği olan ve Vatan'a gitmek üzere olan arkadaşlarımın bir bölümünü istifa dilekçesi vermiş olmalarına rağmen gazetede tuttum. İstifa dilekçelerini yırttım. Hepsi de tamam dediler. Bana güvendiler. Onları da aldıktan sonra iyi bir dönem geçirdik ve gazete de kendini toparladı. Temsilciyken gece bekçiliği de yapıyordum. Çünkü taşra baskısı geliyor manşet ve özel haberimiz var muhabirin imzası yok. Ergun'u arıyorum unutulmuş ya da imza sığmamış diyor. Ama Özel damgasını unutmuyor. Muhabir de sanki İspanyol asilzadesi 7 tane ismi varmış gibi imzası sığmıyormuş.
TURKTİME: Ama kısa süre sonra ayrıldınız. Bu performansa rağmen yolunda gitmeyen şey neydi?
EMİN ÖZGÖNÜL: Belli bir süre sonra gazetecilik dışı talepler gelmeye başladı. O talepler benim canımı sıktı. Haberler de kasıtlı olarak değerlendirilmiyordu.
“O GAZETECİLER HİÇBİR ZAMAN BABAHAN, TEZKAN VE SARIKAYA’YI UNUTMAYACAK!!!”
TURKTİME: Neydi o talepler? Sizden sonra yaşanan sözleşme krizinde Ankara temsilcisi Sarıkaya'dan istenen şeyler gibi mi?
EMİN ÖZGÖNÜL: Benim dönemimde sözleşme işi yoktu. Ama olsaydı ben ona bir formül bulurdum. Problemsiz hallederdim. Sözleşmede bir cümle oynayarak insanların geçmiş haklarını güvence altına almak mümkündü. Ama benden sonraki yönetim asarım, keserim, imzalamazsan sürgüne gönderirim gibi tavırların içine girdi. Yaklaşım tarzları çok farklıydı ve o yaklaşımla ne insanları çalıştırabilirsiniz, ne haber üretebilirsiniz ne de imzalatabilirsiniz. Türk basınında görülmemiş bir biçimde insanları Şırnak'a, Silopi'ye, Van'a gönderdiler. Mesela sözleşmeyi imzalamayanlar arasında daha bir yıllık bir muhabir arkadaşım vardı. Ankara'nın tek bayan foto muhabiri.. Onun kıdem tazminatı ne tutacak? O bile isyan etti. O dönem imzalamayan gazetecilerin "bunu imzalamayalım, mahkemeye gidip para alalım" gibi bir dertleri yoktu. Kendilerine yapılan çirkin muameleden dolayı isyan ettiler. Ve hiçbir zaman Babahan'ı Sarıkaya'yı ve Mehmet Tezkan'ı unutmayacaklar.
TURKTİME: Aslında enteresan bir tablo var ortada. İçi boşaltılmış bir gazetenin temsilcisi olarak Ankara büroyu ayağa kaldırıyorsunuz ama bu iltifat görmüyor. Ama o krize neden olup gazeteyi maddi-manevi zarara uğratan yöneticiler hala iltifata tabi. Bu da Sabah'ın başka bir genetik yapısı mı?
EMİN ÖZGÖNÜL: Sabah gazetesini yönetenler etraflarında güçlü insanlar istemiyorlar. Habercilik ikinci plana düşmüş, manşet haber, atlatma haber yapanlar yerine, sorun çıkarmayan evet efendimci insanlar önemli onlar için.

YAKUZA’DAN KORKAN BABAHAN’IN BİTMEYEN GAZETECİLİK DIŞI İSTEKLERİ…
TURKTİME: Benden gazetecilik dışı talepler geldi dediniz. Neydi bu talepler?
EMİN ÖZGÖNÜL: Yavaş yavaş haberciliğin ikinci plana düştüğünü gördüm. Genel yayın yönetmeninin, haber dışında kendisiyle bağlantılı talepleri oluyordu. Ben Hürriyet'te çalışırken Babahan'la şöyle tanıştım; Japonya hükümeti Türkiye'den iki gazeteciyi davet etmişti. Hürriyet'ten ben, Sabah'tan da o zamanlar Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı olan Ergun Babahan. Ve ben onunla Japonya'daki o gezi sırasında tanıştım. Beraber dolaştık. Bir değişik adam. Japonya'da Yakuza diye bir mafya oluşumu var. Ondan çekiniyor. Geceleri oraya gitmeyelim, buraya gitmeyelim, Yakuza vardır diyor. Yahu Yakuza bizi mi bekliyor. Sonra ben Fatih Çekirge ile birlikte Sabah'a geçtim. Çekirge bütün ilişkilerini Zafer Mutlu ile yürütüyordu, Babahan'a yüz vermezdi. Bir gün Babahan Çekirge'ye telefon açıyor ve "Antalya'daki Karpuz Kaldıran askeri kampında general odası ayarlayabilir miyiz, bir yakınımı göndereceğim" diyor. O zamanlar asker kökenli devlet bakanı var, Yücel Seçkiner. Seçkiner'le ben çok yakındık. Fatih de onu her zaman başından savdığı için, "Seçkiner Emin'in çok iyi dostu, Emin'i ara o ayarlar." diyor. Beni aradı ve talebini iletti. Daha önce böyle bir taleple karşılaşmadığım için şaşırdım. "Kimi göndereceksin, emekli general mi" dedim. "Hayır" dedi, "emekli Albay mı dedim'' Hayır dedi. Emekli astsubaymış." Bir emekli astsubayın askeri kampta bir general odasında kalması mümkün değil. Genelkurmay başkanı benim arkadaşım olsa böyle bir talebi kendisine iletemem. Benim dayım da general, askeri kampları gayet iyi biliyorum. Generallerin su içtikleri sürahiler bile farklıdır. Bir astsubayın general odasında kalması mümkün değildir. Dolayısıyla "Böyle bir talebi kimseye iletemem, o yakınını kampın yanındaki bir otele gönder, ayrıca ben resepsiyon memuru değilim" dedim. İlk tartışmamız buradan başladı.
TURKTİME: Peki temsilcilik dönemi talepleri?
EMİN ÖZGÖNÜL: Temsilcilik dönemimde, bir gün yanında küçük bir çocukla Babahan'ın kayınvalidesi geldi. Ertesi gün 29 Ekim, hipodromda törenler var. "Biz yarın törenlere gitmek istiyoruz bize şeref locasından yer ayırttırır mısın" dedi. "Ben haberciyim, şeref locasına kendim de gitmiş değilim ama eşe dosta söyleyelim size kapalı tribünden yer ayarlasınlar" dedim. O dönem Ankara emniyet müdür yardımcısı vardı, protokolden sorumlu. Ondan rica ettim, sen gönder beni bulsunlar, onları iyi bir yere yerleştiririm, şeref locası olmaz ama kapalı tribünde yer buluruz dedi. Kendi makam arabamı gönderdim, aldırdım ve kapalı tribünde bir yere oturttuk. Sonra Ergun Babahan'ı aradım, "Kayınvalideni göndermişsin, şeref locasından yer istiyor. Benden bundan sonra manşet haber iste ama böyle şeyler isteme" dedim. Benim haberim yok dedi. Haberin yoksa nasıl gelip beni buldu ve bu talebi iletti. Bari yalan söyleme dedim ve öyle bir kavgamız daha oldu.
“KARGALARI KOVMAK KARTALA ŞEREF GETİRMEZ!”
TURKTİME: Bu kavga daha sonra da devam etti mi?
EMİN ÖZGÖNÜL: Bu sıralarda biz 24 saat Kemal Derviş'i izletiyoruz. Derviş'le ilk özel röportajı Murat Birsel yapmıştı, ikinci röportajı ben yapmıştım. O günlerde Hatay'a gidilecekti, Derviş CHP'den aday oluyor. O röportajdan dolayı samimiyetimiz ilerlemişti. Mitingte ilk kez CHP adayı olarak kürsüye çıkacak ve konuşma yapacak. Yapacağı konuşmayla ilgili detaylı bilgi aldım. Bir de yan unsur olsun diye “eşiniz Türkiye'ye alışabildi mi, nasıl vakit geçiriyor” diye sordum. “İstanbul'u pek sevmedi, çok gürültülü bir şehir ama Ankara'yı sevdi” dedi. Ben normal haberi yazdım, Derviş'ten üç mesaj, ekonomide şöyle olacak falan diye. Ama haber taşra baskısında "Catherine yenge İstanbul'u sevmedi." başlığıyla çıktı. Gece aradım Babahan'ı ve "Ben magazin haberi yazmadım. Burada önemli mesajlar var. Sen onları bırakıyorsun, Catherine yengeyi başlığa çekiyorsun. Böyle habercilik olmaz." dedim ve bir kavga da onun üstüne çıktı. Ben bağırıyorum o dinliyor. Böylelikle birikti birikti ve nasıl yapayım da Özgönül'ü görevden alayım diye beklemeye başladı. Ve daha sonra Muharrem Sarıkaya'yı buldular. Bana da yazar olarak kal dediler. Ben de bir gazetede biri eski biri yeni iki temsilci olmaz dedim. Ben duvarda herhangi bir tuğla olmam dedim. Çıkışımı ve tazminatımı alıp ayrıldım.
TURKTİME: Ayrıldıktan sonraki olayları dışardan birisi olarak izlerken neler hissettiniz?
EMİN ÖZGÖNÜL: Orada çalışanlar benim arkadaşlarımdı ve onlarla yakın mesaimiz olmuştu. Onların bu duruma düşürülmeleri, baskı görmeleri, sürgüne gönderilmeleri üzdü. Ama sonuçta bugün Turgay Ciner'e de sorsanız o dönem için pişmandır. Biz hallederiz diye onu da işin içine çekmişler ve patronlarını tazminatlardan dolayı trilyonlarca lira zarara uğratmışlardır. Ben ayrıldıktan sonra Sabah ile bir davam vardı ve o davayı kazandım. Bu davada Ergun Babahan işveren temsilcisi olarak ifade verdi, benim aleyhimde de atıp tutmuş. Bir dava da onun hakkında açacaktım. Sabah'ta çok sevdiğim bir yöneticiye bu düşüncemi söyledim. Bana (Kargaları kovalamak, kartala şeref getirmez) dedi ve vazgeçtim.
TURKTİME: Sabahtan ayrılış sürecinizde bir kırgınlık yaşadınız mı?
Yaşadım tabii.
TURKTİME: Mesela Sabah'ta kalmanıza ve Temsilci olmanıza Yavuz Donat'ın destek olduğu, ama ayrılık sürecinde bu desteği göstermediği ve sizin Donat'a kırgın olduğunuz konuşuluyor…
EMİN ÖZGÖNÜL: Bu doğru değil. Yavuz Donat bana bütün hayatım boyunca destek vermiştir. Ankara Temsilcisi olmam konusunda da büyük destek verdi. Ve belki Donat'ın verdiği bu destek olmasa ben Ankara Temsilciliğini de kabul etmezdim. Ama Ergun Babahan ve Babahan'ın dolduruşuyla Turgay Ciner böyle bir karar vermişler. Yavuz Donat hayır bu kararınızdan vazgeçin, Özgönül bu koltukta kalacak diyebilecek bir konumda değil. Sonuçta gazetenin bir yazarı. Dolayısıyla Yavuz Donat'a yönelik en ufak bir kırgınlığım yok. Hala onu çok severim, çok destek alırım. Donat Türk basınında bugün simge isimlerden birisidir. Oturduğu yerden yazısını yazmayan, bizzat olay yerine giden tek yazardır. Ben temsilciyken Ulucanlar Cezaevinde isyan çıkmıştı. Sabah 08.00'de iki arkadaşımı olay yerine gönderdim. Telsizden Yavuz Donat da cezaevi önünde diye anons geçtiler.

“SABAH’IN ÖZEL HABERLERİ BİLE ÖZEL DEĞİLDİR”
TURKTİME: Vatan kurularak Sabah'ın içinin boşaltıldığı sabit. Ama boşaldı ve boşaltıldı arasında net bir tablo hala yok. Gazetecilerin kendi gazetelerini kurmak için giriştikleri bir hareket de deniyor Doğan Grubu'nun Sabah'a yönelik yaptığı bir hamle de. Hangisiydi?
EMİN ÖZGÖNÜL: Aydın Doğan'ın o işte mutlaka rolü vardı. Çünkü Vatan'ın kuruluş aşamasında onun desteklerinin olduğunu biz de duyuyorduk. Sermayesi konusunda Aydın Doğan'ın ne derece rolü var net olarak bilmiyorum ama Vatan'a desteği olduğu kesin.
TURKTİME: Ergun Babahan geçenlerde tirajlardan, birtakım rakamlardan bahsetti ve Altaylı'dan sonra Sabah'ı tekrar ayağa kaldırdıklarını yazdı. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
EMİN ÖZGÖNÜL: Bazıları horoz sesi duyunca sabah olduğunu zannediyor. Ama pencereden dışarı bakarlarsa havanın karanlık olduğunu görecekler. Bugün Sabah'ta bir tane özel haber bulamazsınız. Özel damgası attıkları haberler bile özel değildir. Üç gazetede birden çıkar.

“SUSURLUK’UN ÖNEMİNİ BİLE KAVRAYAMAYAN ADAM SABAH’IN GENEL YAYIN YÖNETMENLİĞİNİ YAPAMAZ…”
TURKTİME: Turgay Ciner o dönemle ilgili hala pişmandır diyorsunuz. O günün kahramanlarından Babahan çok eleştiriliyor ama hala Sabah'ta. Sabah neden Babahan'dan vazgeçmiyor?
EMİN ÖZGÖNÜL: Fatih Altaylı neden Sabah'tan gönderildi? Çünkü adamın bir duruşu vardı ve birtakım şeylere direnebiliyordu, hayır olmaz diyordu. Ergun Babahan TMSF'ye ya da üstlerine olmaz ya da hayır lafını kullanmayan bir insan. En rahat söz geçirilebilecek kişi.
TURKTİME: Aslında Türk basınında olmaz lafını demeyecek insan da çok. Dolayısıyla tek başına bu yeterli olmamalı. Bu insanlar arasından Babahan'ın tercih edilmesinin başka bir anlamı yok mu? Mesela olumlu özellikleri…
EMİN ÖZGÖNÜL: Olumlu yanı varsa bile ben bilmiyorum. Bilenler vardır mutlaka. Her yönetici genellikle yanında güçsüz adam ister. Benim koltuğuma oynamasın, benim talimatlarımı yerine getirsin diye. Ben ise tam tersini yaptım. Güçlü adamlar iyi muhabirler gelsin hep beraber başarıyı paylaşalım istedim. Bugün Sabah'ın önde gelen adamları “Babahan bu kurumdan yetişmiş, iyi kötü işleri biliyor. Bizim sözümüzden de çıkmıyor. Neden başkasını arayalım” diye düşünüyorlar. Bir gazetenin genel yayın yönetmeni olmak için her şeyden önce haberden anlamak lazım. Eğer haberi bilmiyorsanız, haberi koklamamışsanız önünüze gelen haberin değerini de anlayamazsınız. 3 kasım 1996'da bir trafik kazası oldu, bu kaza 11 yıldır tartışılıyor. 4 Kasım 1996 tarihli Sabah gazetesini alın bakın bu kaza iki sütun girmiştir. O pazar ben çalışıyordum Sabah'ta ve dedim ki bir emniyet müdürü, bir milletvekili bir interpol tarafından aranan bir adam var araba içinde, bu Türkiye'yi karıştıracak bir olay. Ergun Babahan da Genel Yayın yönetmen yardımcısı. O başta olmak üzere "Yok canım, komplo teorisi kurmayın" dediler. Ve iki sütun haber kullandılar. Oysa o haber bütün gazetelerin manşetiydi. Susurluk kazasının önemini bile kavrayamayan, hayatında bir gün muhabirlik yapmamış bir adam Sabah'ın Genel Yayın yönetmenliğini yapamaz.
Fatih Altaylı tosun diyor, Hıncal Uluç saf entel diyor, rahmetli Ufuk Güldemir bundan bir cacık olmaz diye yazdı. Necati Doğru en son yalancı diye yazdı. Normal onuru olan bir insan çıkıp cevap verir ne diyorsunuz kardeşim diye. Ama sesi seda çıkmıyor. İnsanın bir duruşu olması lazım.
TURKTİME: Sabah'ın şimdiki gazeteciliği nasıl?
EMİN ÖZGÖNÜL: Geçmiş süreç içinde Sabah'ın hafızası yok edildi. Sabah'ta her gün gazetede en az bir iki yanlış var. Çünkü İstanbul merkezinde geçmişi bilen insan yok. Sizin dikkatinizi de takdir etmek lazım, durmadan bu hataları çıkartıp yazıyorsunuz. Koca Reis Saadettin Bilgiç diye bir resim koyuyorlar adam 35 yaşında. Bu fotoğraf yanlış olabilir diye düşünen birisi yok. Kabine haberi yapıp İdris Çağlayan diye birisini İçişleri Bakanı yapmışlar. Öyle bir milletvekili yok. Eskiden bir büro haber geçtiğinde o muhabirin bilgisi yetersizse ya da kafası bulanıksa, İstanbul yazı işleri müdahale ederdi. Hürriyet, Akşam ve Milliyet’te buna çok dikkat ediliyor. Ama Sabah'ın İstanbul yazı işlerinin hafızası olmadığı için her gün bir haberde böylesi yanlış yapıyorlar. Ben bugün iddia ediyorum; Sabah'ın bilgisayar sistemine girsem, Emniyet Genel Müdürü Kemal Önal Sabah'a açıkladı diye bir haber yapsam, o haber aynen ertesi gün aynen girer. Kemal Önal emniyet Genel müdürü mü yoksa Ankara valisi mi bilmez İstanbul.
RÖPORTAJ: ERSİN TOKGÖZ/TURKTİME
YARIN:
EMİN ÇÖLAŞAN OLAYININ PERDE ARKASI… ÇÖLAŞAN GERİ DÖNER Mİ?
HÜRRİYET YAZARLARI EMİN ÇÖLAŞANA NEDEN SAHİP ÇIKMADI?
“ÇÖLAŞAN, İKİ RADİKAL EDER…”
ÇÖLAŞAN’A SAHİP ÇIKMAYAN HÜRRİYET YAZARLARININ BEKİR COŞKUN’A SAHİP ÇIKMASININ ANLAMI NE?
KOD ADI DİZİSİ NEDEN TUTMADI?
DERİN DEVLET VAR MI?
SUSURLUKTAN GÜNÜMÜZE DERİN DEVLETTE NE DEĞİŞTİ?
MEHMET AĞAR SEDAT BUCAK’I NEDEN ADAY GÖSTERDİ?
“AĞAR KONUŞMADAN SUSURLUK TAM ANLAMIYLA ANLAŞILMAZ…” PEKİ AĞAR KONUŞUR MU?
GAZETECİLİKTE DEĞİŞEN DENGELER İLE İLGİLİ ÇARPICI ANALİZ…
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |
Bunlar da ilginizi çekebilir...