Yakın tarihin; özellikle de geride kalan 10 yılın analizi yapıldığında elde edilecek ilk veri, ‘verisizlik’ olacaktır. 28 Şubat parantezinden bugüne kadar bir dizi sarsıcı, etkileyici ve ürkütücü iddia ortaya atıldı. İnsanlar sokaklarda Cumhuriyet’e, rejime dair her şeyin bittiğini, ülkenin bölündüğünü, şeriatın geldiğini iddia ederek yürüdüler. Türkiye’nin tarihinde benzeri görülmemiş bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu iddia eden yüzlerce yazı kaleme alındı, konuşmalar yapıldı.
Ancak işgal zamanlarında söylenebilecek türden çok ağır sözler gündelik hayatın parçası haline geldi, TV cıngılı gibi her tarafa yayıldı. İhanet, bölünme, rejim tehlikesi gibi kavramlar o denli sıradanlaştı ki, kimse siyaset dilinde nezaket gözetmeye gerek bile duymaz oldu. Sonunda TSK da muhalefet partileriyle o dilden konuştu: Hainlerden bile daha büyük ihanet içindesiniz!
Öte yandan, en sıradan yasaya muhalefet bile, ‘Vatan elde gidiyor, ülke satılıyor, ihanet kol geziyor’ seviyesinden başlar oldu. Vakıflar Kanunu’nda da, Vergi Usül Kanunu’nda da aynı keskin dil.
Bütün bunların temelinde ise, ‘Atatürk’ün kurumları küçülüyor, zayıflıyor’ iddiası vardır.
Özellikle CHP’nin öncülüğünü yaptığı ‘laikçi, rejimci cephe’nin giderek marjinalleşen diline pelesenk olan söz budur. Atatürk kurumlarının zayıfladığı, zayıflatıldığı, geriletildiği ve küçültüldüğünü söylemektedirler.
Bütün siyasal ve sosyal tartışmaların en zayıf noktası olan ‘verisizlik’ tam da bu noktada büyük probleme dönüşmektedir.
Ülkede bir şeriat tehlikesi olduğu nereden bellidir?
Hangi araştırmalar başörtüsünün tehdit olduğunu söylemektedir?
Kim muhafazakar partilerin ülke için zararlı, kim CHP’nin ülke yararına olduğunu neye dayanarak iddia etmektedir?
Soru çok.
Mesela, 2008 Türkiye’sinde Atatürk kurumlarının gerilemekte olduğu neye dayanılarak iddia ediliyor?
Atatürk’ün kurumlarının hepsi tam aksine gelişmekte, büyümekte, güçlenmektedir. Parlamento bugün tarihinin en büyük temsil oranına ulaşmıştır. Yargı, uluslar arası sistemle entegrasyona gitmektedir. Ekonomi, Atatürk’ün gurur duyacağı bir büyüklüğe ulaşmıştır. Sporda, sanayide on yıllardır muazzam bir gelişme yaşanmaktadır.
Atatürk’ün sağlığında göremediği ama çok arzuladığı demokrasi koşar adım ilerlemektedir. Yine sağlığında temin edemediği ifade özgürlüğü konusunda dünyayla aramızdaki fark giderek azalmaktadır.
Üniversiteler, bütün içe kapanmacı baskılara rağmen büyümekte; Türkiye birçok branşta literatüre girecek beyinler üretmektedir.
Bu ülkenin bir yazarı Nobel almıştır; birçok film yönetmeni dünyanın en prestijli sinema ödüllerini kazanmıştır.
Atatürk döneminde kurulan sanayi kuruluşlarının hepsi; özelleştirilenler, hatta özelleştirilemeyenler bile bugün birer dev ekonomik değerlere ulaşmışlardır.
Atatürk’ün ordusu dünyanın en büyük ordularından birisi haline gelmiş; son dönemde görüldüğü gibi teknolojik harp usullerini de kullanabilen caydırıcılığı yüksek bir güç olmayı başarmıştır.
Kimi kurumlar birkaç kat, kimisi 500 kat; ama sonuçta hepsi büyümüştür.
Gelişmeyen gerileyen, büyüyemeyen küçülen tek ‘Atatürk kurumu’ CHP’dir. CHP, Mustafa Kemal’den sonra her geçen gün gerilemiş, toplumla arasındaki bağ zayıflamış ve sonuçta hem marka değerini, hem de siyasi gücünü kaybetmiştir. CHP’nin ortağı olduğu ve bir ‘Atatürk kurumu’ olan İş Bankası bile geçen yıllar içinde muazzam büyümüş, ülkenin en değerli finans kuruluşlarından biri olmayı başarmış ama, bu parti bankadaki ortaklık payı ve temettüsü arttıkça gerilemiştir.
Elden gitmekte olan Cumhuriyet değil, Cumhuriyet Halk Partisi’dir.
Gerçek budur. Yaşanmakta olanları anlamak için gerekli olan ‘veri’ de bu gerçekte saklıdır.
Star
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |
Bunlar da ilginizi çekebilir...