COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, SETA tarafından Ankara’da düzenlenen "COP31’e Doğru Türkiye’de İklim Değişikliği Gündemi: İklim Değişikliği ve Çevre Programı" başlıklı konferansa katıldı.
Bakan Kurum, konuşmasına iklim krizinin dünya genelindeki etkilerini ve Türkiye’nin bu süreçteki konumunu anlatarak başladı:
Bundan 30-35 yıl öncesine, 90’lı yıllardaki Türkiye’ye ayna tutalım. Evet, 90’lı yıllarda çevre ve iklim yönetimi açısından bir tecrübesizlik ve plansızlık dönemiydi. O gün yönetimler için çevre; sadece belediyelerin çöp toplama işine indirgenmişti. İklim meselesi, ulusal kararların yanından bile geçmeyen, dış politikanın konusu bile olmayan, hatta yer yer horlanan bir başlıktı. Bırakın dünyanın geleceğine dair bir şey söylemeyi, şehirlerimizi bile vahşi depolamadan, kimyasal atıktan, kirli havadan, kirli sudan kurtaramıyorduk. Türk diplomasisi, Rio Zirvesi gibi küresel iklim masalarında, son derece etkisizdi ve sadece bir izleyiciydi. Şimdi geldiğimiz aşamaya, iftiharla bakmalıyız. Çünkü bugün Türkiye’nin iklim diplomasisindeki aksiyonları, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, ülkemizin oyun kurucu rolünü pekiştiren bir güce dönüşmüştür. Geldiğimiz noktada ise şükürler olsun; doğayı "atık deposu" olarak, “çevreyi yük olarak” gören o zihniyetten bu ülkeyi kurtardık ve milletimizi ‘Uygulama ve Geleceğin COP’una ev sahibi yaptık.

“TÜRK DEVLET AKLI, İKLİM KRİZİYLE MÜCADELEYİ, SAVUNMA YAPILMASI GEREKEN BİR CEPHE OLARAK GÖRMEKTEDİR”
Bakan Kurum, iklim kriziyle beraber önümüzdeki yıllarda su güvenliğinin, sınır güvenliğinin bile önüne geçeceğine vurgu yaptı: Bugün küresel sisteme baktığımızda suyun, stratejik bir hammaddeye, hatta bir savaş unsuruna dönüşmüş olduğunu görüyoruz. Biliyoruz ki; Ortadoğu’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya uzanan bu zorlu coğrafyada; suyuna hakim olan, toprağını yeşil tutan ve doğayı ezmeden enerji üreten devletler, geleceğin oyun kurucuları olacaktır. Bugün bölgemizde yaşanan savaşlar enerji krizini tetikliyor; anlamsız ve hiçbir insani duygu taşımayan asimetrik çatışmalar petroldeki istikrarsızlığı arttırıyor. Bu da bize gösteriyor ki; bu istikrarsızlık süreci ve iklim değişikliği doğrudan bir ekolojik beka meselesidir. Yine yaşananlar göstermektedir ki; her ülkenin kendi kendine yetebilmesi kaçınılmaz bir gerçekliktir. Türk devlet aklı, iklim kriziyle mücadeleyi, savunma yapılması gereken bir cephe, fırsatlar sunan bir kalkınma meselesi olarak görmektedir. Suyun, petrolün yerini alacağı o zorlu yüzyılın şafağındayız. Bölgesel istikrar ve milli güvenliğin anahtarının su olduğu bir sürece hızla ilerliyoruz. Suyun bir damlasının bile israf edilmediği; gıda arz güvenliğinin tehdit edilmediği, her ülkenin kendi kendine yettiği; bunun için de gerekli tüm finansal ve teknik desteklerin adil bir şekilde verildiği bir dünyayı teklif ediyoruz.
“İKLİM FİNANSMANININ DOĞRUDAN MAĞDUR COĞRAFYALARA ULAŞMASI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
Bakan Kurum, COP31’de yeşil sanayileşme, yeşil egemenlik ve enerji bağımsızlığı, dirençli şehirler ve mekan adaleti, iklim mülteciliği, biyolojik çeşitlilik, adaletli hakemlik ve iklim finansmanını da eylem planının başlıkları olarak belirlediklerini söyledi: Şu gerçeği her platformda gür sesle ifade ediyoruz. Küresel finans sistemi; kirletenin değil, kirletilenin üzerine yük bindirmektedir. Biz bunu kökten reddediyoruz. Bu noktada kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye olarak, COP31’de finansmanın doğrudan mağdur coğrafyalara ulaşması için mücadele edeceğimizin; dürüst bir aracı ve adaletli bir hakem olacağımızın taahhüdünü şimdiden veriyoruz.
COP31 İLE KÜRESEL ÖZE DÖNÜŞ ÇAĞRISI
Bakan Kurum, konuşmasının sonunda iklim değişikliği ile mücadelede STK’ların önemine dikkat çekerek, çağrıda bulundu: Sivil Toplum Kuruluşları olarak sizler hep sahadasınız. Sizler güven inşa ediyorsunuz. Amerika’dan Çin’e kadar nereye gitsek şunu söylüyorum. Sivil toplum yoksa dönüşüm asla yoktur. Biz sizinle beraber hızlı değil, kalıcı bir dönüşüme imza atmak istiyoruz. Bu yüzden sizleri sadece destekçi olarak değil, bu sürecin kurucu aktörleri olarak görüyoruz. Gelin; güveni birlikte inşa edelim, uzlaşıyı birlikte kuralım ve dünyaya şunu gösterelim: Harekete geçersek bu kriz yönetilebilir, bu gelecek kurtarılabilir. Biz COP31 ile yeni şeyler söylemek istiyoruz; sadece laf değil, eylem istiyoruz. Bunun için küresel öze dönüş çağrımızı yineliyoruz. Türkiye’nin küresel öze dönüş çağrısı; toprağın suyla, insanın doğayla yeniden helalleşmesidir. Küresel öze dönüş çağrımız; sanayinin vicdanla, teknolojinin adaletle tanışmasıdır. Ve bu çağrı; Türkiye’nin ortak evimizin geleceğine vurduğu, ebediyen silinmeyecek bir vicdan ve adalet mührüdür. Bu yüzden diyoruz ki; iklim kriziyle mücadelemize, tüm insanlık ve doğa kurtulana kadar devam edeceğiz. İnsanoğlu doğayla yeniden kardeş olana kadar durmayacağız, dinlenmeyeceğiz.
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |
Bunlar da ilginizi çekebilir...