Sadece yaşayan canlılar ölmez, bitki, ağaç, insan, hayvan, yıldız ölmez. İnsanın inançları, alışkanlıkları, değer verdikleri, prensipleri, ahlakı, erdemleri, olmazsa olmaz dedikleri, huzuru, mutluluğu, ezcümle fıtrata işlenmiş ve insanlık belleğine ait en güzide duygular da ölür. Edep ölür, ahde vefa ölür, sahibin hatırı ölür…
Ülkeler de ölür, dönüşür, bambaşka bir hale bürünür, yeniden dünya sahnesinde yer alır. Babalar, analar ölür, evlatları ölür, torunlar ölür, bir dönüşümde genetik, soy devam eder ama var olan herşey belli bir süre sonra genetiği bozulmaya başlamışsa, ya ibret diye ya da bir hikmete istinaden, kendi elleriyle işledikleri sebeplerle bu dünya sahnesinden komple silinir, bir nesil, bir topluluk, bir kavim ölür. Geride kalan, rivayet mi hakikat mi çözemediğimiz binlerce söylentiler, belgeler, masallar, efsaneler… Yalnızca Kur’an-ı Ker ’im dünya tarihinin en doğru belgesi, hakikat kaynağının kendisi, ayet ayet işlenmiş uyarılar, öğütler, en doğru rehber, insan aklını açan en etkili şifa kaynağı. Okuduğumuzda, açıp sayfalarını içine daldığımızda, günümüz gerçekleriyle karşı karşıya kalırız. Allah-u Ekber!
“Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır. Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.” (Hicr-4-5)
“Biz zulmetmekte olan nice memleket halkını kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka toplumlar meydana getirdik.” (Enbiya- 11)
"Rabbinizden size indirilene uyun; O'nun berisinden birtakım evliya ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!" (A'RÂF – 3)
Ülkemizin en sıkıntılı dönemi, ölüler, diriler, doğanlar, suyu gelmiş sancının arttığı gelecek son bebeğin doğumunun yaklaştığı günlerdeyiz. Kâh yapay sancı veriliyor doğsun biran evvel diye, kâh doğal bir sancı içinde ülkenin toprağı ıkına ıkına doğuma hazırlanıyor. Babalar haliyle stresli, herkes umudunu yeni doğan bebeğe bağlamış, ana tek, baba pek çok, her baba adayı kendisinin zannediyor, bu toprak bebeği. Babalar da türlü türlü, kimi toprağın ötesinden okyanus ötesi, kimi ananın başında bekler, kimi ülkenin kapısında uzaktan kumanda ile yönetiyor doğumu, kimi izliyor yüksek teknolojinin nimetiyle, an be an bilgi alır… Ya ölü doğarsa!
Ne kadar kıymetliymiş bu bebek, oysa Iraklı binlerce yetim çocuk dururken, akıbetleri meçhulken, Filistin’de hergün yaşadığı coğrafyanın vahametinde bebekler doğarken. Afrika’da adı, kimliği olmayan binlerce, yazgılarıymış gibi (insan yaşadığı dünyadan sorumludur, insan bildiğinden sorumlu tutulur, vebal denilen şey yazgıdan ötedir!), 4-5 yaşına gelmeden çocuklar ilkel, sefil koşullarda ölürken…
Doğacak bebeğin, birilerince yazgısı yazılmış evvelden, plan üstüne plan, en alasından sahip olmak adına, sahip çıkmak değil aman ha! Sahip olmak adına bel altı, sakal üstü, bıyık altı türlü türlü kâh doğru kâh yalan, ahde vefanın, sahibinin hatırının alaşağı edildiği, oysa sahibinin de bir planı olduğu unutulmuş, her anlamda dünya yüzünde hani kurusa insanın nesli kökünden yeniden tutulacak toprağın olduğu, ANA-DOLU üzerinde tacizler ve tecavüzlerle dejenerasyonun olabileceği son noktadayız. Kıyamet ne vakittir sorma, ahır zaman nedir sorma, yaşadığın an’a bak, içindesin!
“Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur” (Ra’d / 11)
Ve şimdi, mihenk taşından geçen Türkiye, altınla tenekenin ayrıştığı Türkiye, fitnelerin kol gezdiği, ak ile karanın, yerinde ağır olanın ve konumunun en hafif yanında yakışıksız demeçlere imza atanların aşikâr olduğu Türkiye. Tencere dibi kara, seninki benden karaların ayan olduğu Türkiye, din ve devlet işlerinin birbirine en yakışıksız haliyle Karıştığı Türkiye, sözde devletin bekasını düşünen hizmet kurumlarının, menfaatler çatışınca ne Allah dediği ne peygamber, inancını dünyaya satanların olduğu Türkiye. Kişi yol arkadaşlarından bellidir, yol arkadaşlarının birbirini hiç acımadan sattığı, satıldığı Türkiye!
“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? And olsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” (Ankebut/ 2-3)
“Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri için gelirler vecde, vaad etmeseydi Allah cenneti, O'na bile etmezlerdi secde.” Mehmet Akif
Hafızası gel-geç, tüketici toplumu ülkeme bir hatırlatma linki;
Türk Time Hükümet Halk Cemaat