Mescid-i Aksa’nın Tarihsel Süreç İçindeki Konumu
Ruhlar mağarasının üzerindeki Hacer-i Muallak’ı korurcasına örten Kubbet-üs Sahra’yla birlikte, siyah kubbeli Aksa Camii, yani Kıble Mescid’iyle öne çıkan Mescid-i Aksa, etrafında yer alan pek çok medrese, mescid, türbe ve sebil gibi İslam eserlerinden oluşan 144 hektar büyüklüğündeki bir külliye olarak, tüm semavi dinler için de mukaddes sayılan bir alan olma vasfını taşımaktadır. Yeryüzünde, Mescid-i Haram’dan sonra inşa edilen ikinci mescid olarak kabul edilen Mescid-i Aksa’nın günümüzdeki sevk ve idaresi, yani yönetimi hukuken ve resmen Ürdün Evkaf Bakanlığı’na ait olmakla birlikte, fiili duruma bakıldığında ise, tüm Filistin şehirleri gibi, Kudüs’ün de İsrail işgali altında bulunması nedeniyle, Mescid-i Aksa’nın sürekli ve yoğun bir Siyonist baskı ve zorbalığa maruz kaldığı görülmektedir. Her yıl özellikle Ramazan aylarında artırdığı zulümlerine, bu yıl da Mescid-i Aksa’nın tamamına Müslümanların girişini yasaklamak suretiyle devam eden işgalci Siyonist rejimin, ABD ile birlikte İran’a karşı yürüttükleri savaşın kaotik ortamından da faydalanarak, bir oldu bittiye getirip İslam’ın bu kutsal mabedini yıkarak kendi üçüncü mabetlerini yapmak için fırsat kolladığını önemle belirtmek gerekir. M.Ö. 960’ta Hz. Süleyman tarafından yapılıp M.Ö. 587’de Babil kralı Nebukadnezar’ca yıkılan ve Pers kralı II. Kiros’un Babil sürgününden kurtardığı Yahudilerce M.Ö. 547’de tekrar yapılan mabedin M.S. 70’te Roma imparatoru Titus tarafından da yıkılmasından sonra, 638’de Hz. Ömer tarafından fethedilene kadar geçen yüzyıllar boyunca Romalıların pagan tapınağı ve harabe olarak kalan Mescid-i Aksa ve Kudüs, ancak İslam hâkimiyetinde bulunduğu dönemlerde Dar-üs Selam, yani barış ve selamet yurdu unvanını kazanmıştır. Altın kubbesiyle Mescid-i Aksa’yı sembolize eden bir yapı olarak Kubbet-üs Sahra, Emeviler döneminde 695 yılında, Halife Abdülmelik bin Mervan tarafından yaptırılırken, siyah kubbesiyle meşhur Kıble Mescidi ise, 701 yılında Halife Velid bin Abdülmelik tarafından Aksa’nın avlusunda yerini almıştır. Mekke’deki Mescid-i Haram ve Medine’deki Mescid-i Nebevi ile birlikte ziyaret edilmesine özellikle vurgu yapılarak önemine dikkat çekilen Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın da İslam’ın bir harem-i şerifi hükmünde olduğu bilinmektedir. Uzun tarihi geçmişi boyunca en huzurlu, barış ve selamet içerisinde bulunduğu dönemlerini Hz. Ömer’den itibaren Emeviler, Abbasiler, Memlukler ve Osmanlıların hâkimiyeti altında olduğu, daha doğrusu İslamiyetin hüküm sürdüğü zamanlarda geçiren Kudüs ve de Mescid-i Aksa, 1917’de İngilizlerin, 1948’de de İsrail’in başlattığı işgal ve esaretin üzerinden geçen yüz küsur yıllık süre içindeki en sıkıntılı ve tehlikeli dönemini ise, hâlihazırda Siyonist - emperyal ittifakın İran’a yönelik hukuksuz saldırılarıyla yaşamaktadır.
Siyonist Tehdit Altında Mescid-i Aksa
Gazze soykırımcısı İsrail, fiilen ve zulmen işgal altında tuttuğu Kudüs’ün 2017’de başkent ilan edilmesi sürecini daha da ileri götürmek adına, teo-politik sapkınlıktan beslenen bir saldırganlıkla, İran’a karşı ABD’yi koçbaşı yaparak başlattığı savaşı, Ortadoğu’daki tüm İslam ülkelerine de yayma stratejisinin merkezine, yani bu sapkın ideolojisinin odak noktasına ise, Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Tapınak Dağı (Mabed Tepesi)’na üçüncü mabetlerini inşa etmeyi koymuştur. Böylece Mesih’in gelmesine zemin hazırlayarak Büyük Yahudi Krallığı’nın kurulması için, gerekirse tüm dünyayı ateşe atmaktan çekinmeyecek kadar terörize olan bu Siyonist barbar rejimin, İslam âlemi başta olmak üzere tüm insanlık ve özellikle de Mescid-i Aksa için bir numaralı güvenlik tehdidi haline geldiği iyice aleniyet kazanmıştır. İsrail’in eski meclis (Knesset) başkanı Avraham Burg’un, 27 Mart 2026’da CNN Türk’e bağlanarak, Netanyahu’nun başkanlığındaki soykırımcı İsrail kabinesinin Mescid-i Aksa’yı en az beş defa havaya uçurmak istediğine dair açıklamalarından başka, mevcut soykırım kabinesinin Ulusal Güvenlik Bakanı olan Itamar Ben-Gvir’in de bu yöndeki açık beyanları karşısında Mescid-i Aksa’yı, İran’a karşı yürüttükleri savaşın karmaşasında, bir ‘sahte bayrak’ operasyonuna kurban etme riskleri hayli yüksek görünmektedir. Bu konuyla alakalı olarak, Filistin’in İsrail işgali altındaki El Halil şehrindeki Harem-i İbrahim Camii’nde 1994’te gerçekleşen katliam sonrasında, Camiyi 9 ay kapalı tuttuktan sonra yarısından çoğunu Sinagog haline getirmesi de, işgalci Siyonist rejimi Mescid-i Aksa’nın güvenliği açısından çok tehlikeli bir olağan şüpheli haline getirmektedir. Siyonist rejimin fırsattan istifadeyle Camiyi gasp etmesine ve ezan okunmasını bile kendi iznine bağlı tutmasına neden olan ve tarihe ‘El Halil (Harem-i İbrahim) Camii Katliamı’ olarak geçen bu olayda, 25 Şubat 1994'te Ramazan ayında bir cuma günü, Baruch Goldstein adlı bir Yahudi tarafından sabah namazını kılan Filistinlilere adeta yaylım ateşi açılmak suretiyle, 29 kişi hayatını kaybetmiş 150'den fazla kişi de yaralanmıştır. İsrail’de radikal bir Siyonist terör örgütü sayılan "Kach" üyesi olan El Halil Camii katliamcısı Goldstein ile Mescid-i Aksa’nın imhasına yönelik beyanlarıyla öne çıkan bir bakanın da, aynı örgüt üyeliğiyle, yani ‘Kahanist’ olmakla yargılanıp hüküm giymeleri, daha doğrusu İsrail hukukuna göre terörist sayılmak bakımından benzerlik taşımaları da ilginçtir. İslam ülkelerinin, güya kırmızı çizgi olarak kabul ettikleri her konuda İsrail’in sergilediği tüm saldırganlık ve terör eylemlerine karşı, kınamaktan ve uluslararası toplumu göreve davet etmekten başka da bir tepki ortaya koyamamaları, Siyonist terör rejimini, hep bir adım daha ötesine geçme hususunda cesaretlendirmiştir. Uzun süredir işgal altında olmasına ve pek çok engellemelere rağmen, Müslümanların girip ibadetlerini yapabildiği bir süreci takiben, son 60 yıl boyunca ise ilk kez, 2026 yılı Ramazan Ayı’nın başından bu yana Mescid-i Aksa’nın kapatılarak giriş ve ibadetlere engel olunması, Siyonist terörizmin, Mescid’in imhasını da kapsayan bir sonraki adıma geçmek için nabız yoklama eylemleri olarak görülmelidir. İran’la yürüttükleri savaş ortamının gölgesinde kaldığı için, Mescid-i Aksa’nın kapatılmasını İslam ülkelerinin dikkatinden kaçıracağını düşünen İsrail, gelen ve gelmeyen tepkilerin nitelik ve niceliğini de ölçerek, her an bir sonraki adıma geçmenin hesaplarını yapmaktadır.
Siyonist rejimin, Mescid-i Aksa’yı girişlere ve ibadete zorla kapatmasına rağmen, 57 İslam ülkesinin tamamının üyesi olduğu ve dünyanın BM’den sonraki en büyük uluslararası örgütü konumunda olan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)’nın, rutin bir kınamanın ötesine geçecek kayda değer hiçbir tepki göstermemesi, tam bir acziyet, zillet ve rezalet olarak tarihin kayıtlarına geçmiştir. Kuruluş ve varlık sebebi, 1969’da Mescid-i Aksa’daki Kıble Camii’nin Siyonist bir Yahudi militan tarafından kundaklanarak yakılmasına karşı sergilenen ortak tepki ve dayanışma ruhunun eseri olan İslam İşbirliği Teşkilatı, şimdiki bu silik ve etkisiz konumundan hayıflanmayı ve derin bir mahcubiyeti gerektirecek kadar ulvi bir gaye etrafında birleşme zaruretinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Şöyle ki, 21 Ağustos 1969’da, Avustralyalı bir Yahudi olan Denis Michael Ruhan’ın, Mescid-i Aksa’yı yakarak imhaya girişmesine karşı, tüm İslam ülkelerinde oluşan tepkiyi örgütlü bir yapı içerinde toplamak suretiyle, Müslümanların üçüncü mukaddes mabedi olan ve İsrail'in işgali altındaki Mescid-i Aksa ve Kudüs’ün, Siyonist saldırı ve terör eylemlerinden korunması önceliğinde, İslam dünyasının hak ve menfaatlerinin korunması hedeflenmişti. Mescid-i Aksa’ya yönelik bu menhus kundaklama saldırısı yapıldığında, dönemin İsrail başbakanı olan Golda Meir, olaydan hemen sonra yaşadığı müthiş korku ve panik halinin, ardından nasıl bir pervasız cesarete dönüştüğünü, tarihe geçecek şu sözleriyle anlatmıştı: “O gece sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Zannettim ki, Müslümanlar dört taraftan İsrail'e girecekler. Ama korkulan olmadı. O zaman idrak ettim ki: Biz dilediğimizi yapabiliriz, zira Müslüman ümmeti uyuyan bir ümmettir.” İşte korktuklarının başlarına gelmemesiyle büyük bir cesaret kazanan Siyonist rejim, o tarihten günümüze kadar İslam ümmetinin halen uyanmadığını gördüğü her olaydan sonra, barbarlığını hep bir adım daha öteye taşımak hususunda asla geri durmamış, işgal, zulüm ve katliamlarını artırarak sürdürme pervasızlığını alenen sergilemiştir.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)’nın Konu Mankenine Dönüşmesi
Mescid-i Aksa’nın 1969’daki yangınla imha edilmek istenmesine karşı, zayıf da olsa gösterilen birlik ve dayanışma ruhunun simgesi olan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)’nın, şimdilerde ise Siyonist rejimin, Mescid-i Aksa’yı yıkarak Süleyman Mabedi’ni üçüncü defa yapacaklarını resmi ağızla açıkça söyledikleri bu pervasızlıkları karşısında, sağlam ve izzetli bir duruş sergileyememesi, Filistin direnişinin öncülerinden Şeyh Ahmet Yasin’in, İslam ümmetini, ağzından başka hiçbir yerini oynatamayan kendi felçli haline benzetmesiyle de birebir örtüşmektedir. Zira iki milyara varan bir Müslüman nüfusun, öncelikle Mescid-i Aksayı korumak için kurulmuş, dünyanın en büyük ikinci uluslararası örgütü mevkiinde olan İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan, kınamanın çok daha ötesinde caydırıcı ve hatta bastırıcı cebri tepkilerin ortaya konması beklenmektedir. Ancak bu beklentinin gerçekleşmesi ise, teşkilat üyesi devletlerden pek çoğunun yönetim kademelerinde Siyonist-emperyal dünyanın tahakkümüne boyun eğmiş kukla ve uydu yöneticilerin bulunmasından dolayı şimdilik ertelenmiş gibi durmaktadır. Mescid-i Aksa’nın kundaklanmasından beş hafta sonra kurulmak suretiyle, İslam dünyasının kıpırdanıyormuş görüntüsü vermesiyle oluşturulan bu İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), özellikle Gazze’deki soykırım ve mezalim karşısında da, kendisinden beklenen ittifak ve dayanışma ruhuna uygun davranmayarak, kuruluş amaçları istikametinde çalışma irade ve cesaretini göstermekten de maalesef son derece uzak bir görüntü ortaya koymuştur.
|
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |
Bunlar da ilginizi çekebilir...