"…yaşadığını zanneden, bir başkasının duygularından beslenen vampirler, hayalet gibi insanlar, ruhsuz duygusuz, birer zombi ! ağızlarından bekaret kanı sızıyor, kaybettikleri insanlığın samimiyet zarı, yırttıkları edebin perdesi, çatlattıkları ar damarı… Dünya ile oynaşıp, ahiretin orgazmını yaşayanlar, görüyorum evet, şimdi görüyorum, markalar arkasına saklanmış, boş ve kuru cesetlerinizi ve kemiklerinizi, bir hayaletsiniz her biriniz... Ölümü vuslat bilip kalemime mürekkep yapıyorum, kelamlardan kaleler inşa ediyorum ve kolumda saat gibi taşıyorum noktaya giden ömrümü. Korkmuyorum kral çıplak demeye, ne de ukala bulduğunuzda ki söylemleriniz adına, yok öyle değil diye savunmaya da geçmiyorum. Şimdi sizin kınamalarınızdan da, geçmişimin cahilane suç ortaklığının verdiği, oyunlardaki rollerimden de korkmuyorum. Fesh ediyorum suç ortaklığını ve istemiyorum zaten üzerimde eğreti duran dünyanızda, sizin gibi, bir hayalet gibi dolaşmayı. Şimdi ben, kalpleri mühürlenmiş, gözleri mimlenmiş bu kentin, en şaşalı hayalet mezarlığında, kemiklerin analizcisi. terazisi şaşmış bir insanlığın, en ağır kefesi..." Hayalet Kentin kemik Analizcisi
Bir film izler gibi, perdeyi en iyi gören yerden, ortadan, dengesinde, insanın kendi aleyhine ürettiği fikri putları olan sağ-sol, muhafazakâr-liberal, ulusalcı- şucu, bucu, hiçbirine aldırmadan, bu dünyada herkes kadar yaşamaya hakkı olan sade bir vatandaş, Allah’ın bir kulu olarak izliyorum gündemi.
Şahitlik ediyorum, zamanın bilmem kaçıncı gününde, yaratılışın o kalan TEK-BİR gününde gibi izliyorum olanları, bitenleri, başlayacakları bekliyorum!
İnsan, kendine verileni takdir etmeyen insan, işlemesini bilmeyen insan, nankör ve aciz ve de zalim olan insanın, aslına dönüşüne şahitlik ediyorum. Kimi nur üstüne nur, kimi kendi narıyla kavrulur. Kimi kendi odununu hazırlamakta, kimi ateşin içinde ama suda gibi serin bir hal içinde huzurla. EBU Bekirlik taslardı kimi, namluyu görünce, emin dostu satmakta, kimi Ömer idi, zoru görünce kaçmakta, kimi Ali idi, cesareti ve bilgisi şeytanın yolunda.
Kaderi Gökyüzüne bağlanmış insanlığın, (hey hemen celallenme, aforoz etme, gökyüzü-kader dedim diye, bi düşün önce neden böyle dedim diye, aç oku Mukaddes Kitabı sonra ister celalinle gel, istersen cemalinle), sondan bir önceki, akşam vaktinin içinde, gurubu kızıla boyamasını izliyorum.
Mukaddes, Kainatın kitabında, *Dosdoğru yolda, sağdan, soldan, önden ve arkadan yaklaşanın ne demek olduğunu, sırat-ı müstakimden ayrılmayın, onlar bir plan yaparlar, tuzak kurarlar, Allah yapılan tuzakları ve planları boşa çıkarır, Allah nurunu tamamlayacaktır, kahrolası nasıl da ölçtü, biçti, plan yaptı öyle’nin* ne olduğunu, daha canlı, daha içinde, daha da aşikâre idrak ediyorum.
Herşeyin bir ilmi, her ilmin hizmetçisi olan bir erbabı var, erbap imiyle usta değildir, ustalık hilimledir. Hilim nefsini bilmek ve sakınmaktır nefsin tuzaklarından. Sakınan ve kendini bilen Halim’dir, erbap, usta Hilim sahibi değil ise, ilminin ulaştığı kendine zulüm olan, zalimliktir.
Her türlü ilimle donatılan insan, ilmiyle dünyada makama çıkan insan, ilmiyle, bilgisiyle olgunlaşmak yerine, ham ahlat olup boğaza duran insanın, daha ne kadar en dibine kadar daha ne kadar bu delalette, Esfel-i Safilin denilen aşağıların en aşağısına düşeceğini aklım tasavvur dahi edemiyor! (kendime diyorum! Daha ne kadar düşeceğim! Gelinim istersen sen de anla!)
“Summe redednâhu esfele sâfilîn”- Dahası ona, en düşük ahlâkî seviyeye inebilecek, sorumsuzluğun dibine vurabilecek hayat şartlarına hiç katlanamayacak, ömrünün en verimsiz en fena çağını yaşayabilecek zaafları da verdik.” Tin-5 (Tefsir- Ahmet Tekin)
Görünen köyün, körlerinin kılavuzu, hayalet bir kentin kemik analizcisi olarak, Müneccim olmaya gerek yok, bir kehanet değil, gayb hiç değil! Tefekkürün izinden şimdi başlayalım. (e ben de körüm valla billa-ama sağ gözüm açık en azından, yırttım sanki gibi gibi, kapanmasın diye bu çırpınışlar) Sağ gözümle…
Mecazi ve de manasında, ateşe verilmeyen ülke kalmayacağın izinden giderek, ülkemizin içinde olduğu ateşin daha da büyüyeceğini söylemek mümkündür. Şu olabilir, bu olabilir, şunlar bekliyor, bunlar bekliyor, şu gün olabilir, şu günlerde dikkat vs. şimdilik yeter! Endişe, korku mu hayır zerre yok, dünyasına tapanlara düşer, endişe ve korku. Üzerine düşenle, asırlar boyu pek çok insan bu zamanlara işaret etmiştir, uyarmıştır, aklın ve imanın gereği olan, tedbir alınsın diye. Bilene ilimle bildirilenin, bilmesi gerekene bildirdiğinin mesuliyeti kalkmıştır. Başarabilirsek bu yangında ilk kurtaracağımız evet kendimiziz, her insanın önce kendisini arıtmasıdır. “Alem sensin, önce sen düzel, alem zaten düzelir”. Spritüaller, âlimler, ruhani önderler şunlar bunların hep anlattığı ruhsal gelişim, kendimizi, nefsimizi tanımak, bilmek değil midir? Tüm çabalar kendimizi arındırmaya yönelik değil mi? Çamur ateşte pişmeden temizlenir mi? E işte alın bize ateş, temizlenelim beraber. Bundan güzel zaman ve fırsat var mı? Yani yaşayan şuanda an ’da olan bizler için. Uzaktan gazel okumak güzeldi, herkes üstün insandı, herkes azizdi, azizeydi, evliyaydı, herkes uçmuş, herkes aşmıştı, e işte alın bize ne güzel bir fırsat, kendimizle yüzleşelim, bakalım gazel okuduğumuz gibi mi? (hep kendime dedim!) Hadi şimdi bana eyvallah.
“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!” Kıyame-36