13 Ekim 1923 Ankara'nın Başkent Oluşunun 89.yıldönümü Hayırlı Olsun. İzmir, İzmirliler için neyse, Angarada, Angaralılar için O' dur. Çoğunluk ve hatta bir Angaralı olarak ben dahi pek sevgimizi verememiş olsak da bu kente, her zaman gizli bir aşktır Angara...
“Bizİm sevgimizde tezahürata gerek yoktur, biz sevdik mi, nah buramızdan severiz” diyenlerin başkentidir Angara.
Cumhuriyet tarihinin, birbirinden farklı pek çok alanında yetişmiş, bu Cumhuriyete sanat-edebiyat-kültür ve dahi pek çok hizmette bulunmuş insanlarımızın çoğu, ya Angarada doğmuş, ya da yolu mutlaka Angaradan geçmiştir.
Angaralılar, balkona Hayat derler, balkon Hayat’a açılan penceredir,
Hayata çıkıyorum, Hayattayım derler. Angaralılar pek öyle, her geceyi gömmezler rakıya, kafası doğuştan güzeldir benim hemşerilerimin.
Hitaplarımız benzemez öyle, süslü püslü, elit kıvamında, bir samimiyetsizlikte değildir, canımız görmedikse, canım diyemeyiz, gülüm diye sadece yâre, yavukluya deriz, gardaş demişsek işte, ölümüne gideriz.
Sevdalarımız da, kavgalarımız da asil olur, ne kavgadan kaçarız çekilse bıçaklar, boş silahımızla dalarız, ne de sevdadan kaçarız, sonu hep bozkıra yenik düşse de, ardından tek kelam kötü laf etmeyiz, ettirmeyiz, Sevdamızdan da vazgeçmeyiz.
Cumhuriyetimize de sahip çıkarız, Dinimize de, hem ayrıdır yerleri biliriz, hem de aynıdır. En çok şehit veren iller arasında ilk sıralarda geliriz, Kur’an-ı Ker’im-i de okuruz manasıyla biliriz, amel ederiz, zamanın gereğine de uyar ama ne özümüzden vazgeçer ne de Atamızı reddederiz.
Bir angaralı bırakırsa angarayı, çıkarsa şayet gurbete, uzarsa yolu denize, bir tek şey içindir, bir tek şey için bırakır, ne ekmek derdi, ne manken olma hevesi, sevdası için “ la bebe “sevdası, sevda yarası…
La kelimesi, hayatımızın kodudur, kavgaya da, la diyerek, aşka da, yârimizi de, la bebe diye severiz, canımıza tak edene de, la bebe diye girişiriz. La kelimesi bu kadar güzel telaffuz edilemez başka bir kentte ve hatta Fransızlar bile bizden daha iyi, bir angaralıdan daha güzel diyemez La diye.
İkide bir, onun bunun şunun için yürüyüşe çıkmayız, öyle şu şuralı, bu buralı diye ayrımcılık yapmayız, bu kenti şunlar işgal ettiler diye zırlamayız, basarız La bağrımıza, bağrımıza.
Kim demiş bozkırın sevdası da kuraktır diye, kim demiş bozkırın kızları, angaranın kızları katı, kapalı, görgüsüz diye, Orhan Veli’ yi Veli eden güzel Angaralıdır, Angara kızları sevdalarının arkasında değil, yanındadır.
Çekingensek edebimizdendir, minnetsizsek edebimizdendir, öyle fırlama değilizdir, pat diye ortaya çıkanlardan, damdan bir anda düşenlerden değilizdir, Vardır çok şeye yeteneğimiz ve dahi bilgimiz, bir değil pek çok alanın aynı anda hâkimi oluruz da, mütevazıyızdır La mütevazı, çıkmayız öyle, atlamayız öyle hemen her yere. Angaralı layık olmadığına tenezzül etmez, Angaralı kendinde yok ise bir yetenek ortaya çıkıp kendini rezil etmez. Ağırdır, vakurdur Angaralı. Çıkarsa bir Angaralı meydana, hakkını da verir sonuna kadar.
Severiz, misketi, hüdaydayı, ama " hadi La kalk iki oynayak, kendi neşemizi kendimiz bulak " diye kolumuza sarılsa gardaşımız, naz da yaparız. Nazımız adettendir, nazlana nazlana kalkar oynarız, kalktık mı da oyuna, yerimize kolay kolay oturmayız.
Usulümüz, erkânımız ve adabımız vardır, hala büyüklerimizin elini öperiz, bayramlarda kaçmayız sağa sola, gelenimizi gidenimizi, eşimizi dostumuzu bekleriz. “ay ne kadar banal “diyenler olur bazen, göreneklerimize, aldırış etmeyiz, “la bebe sen ne bilin der “ uzatmayız, geçer gideriz.
Yakın zamanda kaybettiğimiz, ciğerimin paresi, bağrımı yakan, böğrüme acısı kalan, nurlar içinde uyusun, Neşet Ustamızın, en hızlı zamanlarında, sazının tellerine aşkla vurduğu, töngürdettiği kenttir Angara. Herhangi bir yaz akşamı geçtiğinizde bir mahallesinden, istisnasız her evinden marş gibi yükselen, aile kavgaları, tartışmalar değil, angara oyun havasıdır.
Oyun havasında sadece oynamayız, yaşarız da türkünün içinde yaşarız La, hatta oyun havasında bile hüzünleniriz, denizimiz yoktur amma gözlerimiz hep buğulu buğulu bakar. Denizi gökyüzünde, birbirimizin gözlerinde ararız.
Müştak Babanın müjdesi, Hacı Bayram Veliyullahın himmetiyle BAŞKENT olmuşuzdur, manevi değerlerimiz yücedir, kutsalımıza sahip çıkarız, bölmeyiz, böldürmeyiz, ne şirk karıştırır ne de şüpheye düşeriz, Edep Ya Hu ile yürür, Ya El Medet ile rızkımızı, zanaatımızla kazanırız. Bulaşmayız öyle harama, Öz Angaralı, Ahilik Ocağının külünü yutmuştur, Haram katmayız aşımıza.
Babalarımızla rakı tokuşturmayız, bırak rakıyı, babalarımızın yanında sigara içmez, bacak bacak üstüne dahi atmayız, Bu bizi eksiltmez biliriz.
İnkâr etsek de, Angara gri bir kent hiç sevemedim, sevemedik desek de, için için Angarayı özleriz, Evet Angara Gizli bir Aşktır aslında, bir türlü açılamadığımız ve şanssız bir maşuktur aslında, aşkımızı itiraf edip bir türlü maşuku mutlu etmediğimiz. Angara cefakârdır bu bağlamda. İzmir’e herkes aşkını itiraf eder de, nedense Angara’ya gelince sıra, sevmedim ben ya Angarayı, bir denizi bile yok der geçer gideriz.
Yine Neşet Ustamın sözüyle;
" denizi seyretmek gibidir, bozkırda gökyüzünü seyretmek "
“Bir yerin başkent olabilmesi için, önce kent olmayı hak etmesi gerekiyordu. Oysa Ankara, Anadolu’nun ortasında bir bozkır kasabası idi. Onu başkent olmaya taşıyan en önemli unsur ise, coğrafi avantajlarından öte, Ankara halkının Mustafa Kemal’e ve Heyet-i Temsiliye’ye hissettirdiği olağanüstü Milli Mücedele inancı ve azmiydi. Ankara; eski, körüklü, arızalı üç araba ile gelen dokuz Heyet-i Temsiliye üyesini, üç şoförü ve tabii Mustafa Kemal’i bağrına basmıştı…”