Reha Muhtar'dan Manidar Yazı
Yeni yılın ilk günü Reha Muhtar Türkiye'de yaşanan tartışmalarda demokrat kalabilmenin zorluğunu yazdı. Gazeteciliğin duruşunu da sorguladı
- Son Güncelleme:

Önce insan olacaksın!..
Bizim gibi Batı'ya embedded olmaya çalışan bir Ortadoğu ülkesinde, 30 yıl, doğru bildiğin yerde durarak gazetecilik yapmak inanılmaz büyük bir başarıdır...
Şöyle ki;
Geçen gün çok ünlü bazı dostlarımla konuşuyorduk...
Bundan 10 yıl önce, bu ülkede 10. Yıl Marşı'nı okumayanları "vatan hainliğiyle" suçluyorlardı...
Şimdi 10. Yıl Marşı'nı okuyanları, neredeyse darbecilikten içeri alacaklar...
Böyle bir ülkede 30 yıl inandığın ilkelerle gazetecilik yapabilmek için, ya çok temiz, kendine huzur veren ilkelere sahip olacaksın, ya fırıldak, dönmedolap, ya da derin merkezlerden destekli darbeci kontenjanlarından medet umacaksın...
***
Bu ülkede "Ben Kürdüm, Kürtçe konuşmak istiyorum" demek suçtu...
Şimdi "Atütürk muhteşem bir adamdı" diyene kuşkuyla bakılıyor...
Böyle bir ülkede, bir gazetecinin 10 yıl önce söylediğiyle, bugün çelişmemesi için, ya fırıldaklığı bir ideoloji haline getirmesi, ya da her daim derin merkezlerden beslenerek, "karanlık" lar prensi bir tip olması gerekiyor...
Ancak hayatı daha farklı, daha insanca, daha özgürlük ve barıştan yana, daha hak ve hukuktan yana okursanız belki dürüstçe ayakta kalabilirsiniz...
İşe bakın;
Dün "baskı altına almayın, yaşamalarına izin verin" dediğiniz medyayla, "bugün yaşamasına izin verin" dediğiniz medya birbirinin tam zıttı medyadır Türkiye'de...
Mesele dün medyanın öteki kısmının yaşamasını savunurken, bugün onun zıttının özgürce yazabilmesini savunabilmek...
Ama karanlıklardan beslenenler dün o medya susturulmaya çalışılırken, "el çırpıp, alkış tutuyorlardı..."
Ne yazık ki bugün içinde bulunduğumuz medyanın özgürlüklerini savunabilmek, geçmişte ötekileri savunabilmiş olmaktan geçiyor...
***
Bazıları hala anlamıyorlar ki...
Geçmişte böyle bir sicili olmayanlar, bugün "demokrasi kahramanı" olamazlar...
Demokrasi kahramanlığı, her dönem mümkün olacak şekilde herkes için demokrasi isteyerek olunur... Geçmişte bunu başkaları için istemeyenler, bugün demokrasiyi sadece kendileri için isteyebilirler...
İsteyebilirler haklarıdır...
Amma velakin "demokrasi kahramanı falan olamazlar..."
Hayat hedonist bir arsızlık içinde, başkalarının hayatlarını yok etmekten zevk alanlara, "demokrasi mağduru" yaftasını asmaz...
Hayat ancak, kimsenin kötülüğünü istemeden, zulmü hoşgörmeden, mağduriyeti paylaşanları, demokrrasi talanına payda olmayanları bir miktar hoşgörür...
***
Medyada kişisel çıkar ve pozisyonel durumlarını iyileştirmek için ideolojik kisve altında her türlü orostopolluğu yapan çıkar çeteleri bilmeli ki, bu kadar pisliği içlerinde taşıyanlar hayatta "mağdur" sıfatı bile alamazlar...
Demokrasi, lailklik, şu, bu...
Önce insan olacaksın arkadaş!..
İnsanlığın değerlerine sahip olmadan, Cumhuruyet'in değerlerine sahip olunmaz...
Demokrasinin değerlerine hiç olunmaz...
Hayatın kıstası önce insanlıktadır...
Avrupalı olmaya çalışan, kalleşlikleri bol, pusu kültürü zengin bir Ortadoğu ikliminde, eskilerin "Puşt tarlası" dedikleri medya mahallesinde, 30 yıllık gazeteciliğin öğrettiği tek şey, ÖNCE GAZETECİ DEĞİL, İNSAN OLMAKTIR...
İnsan olmadıktan sonra, yok cumhuriyetçi olmuşsun, yok demokrat...
Boşver onları sen!..
Durdur otobüsü...
Kurbağalıdere'de inecek var...
***
2010'DA YAPACAKLARIM...
Son günlerde bir moda var... Herkes 2010'da yapacaklarını anlatıyor...
Bazı arkadaşlar "2010'da Nutella yemeği bıracaklarmış..."
Bazıları egzantrik şeyler peşinde koşacaklarını açıklıyorlar...
Ben şöyle söyleyeyim:
Sevdiğim ve inandığım şeylerden, vazgeçmeyeceğim 2010 yılında...
Başkalarının sevdiği ve inandığı şeyler için de onları kötülemeyeceğim...
Barış kazansın diye sonuna kadar didineceğim...
Kan dökülmesin ve savaş olmasın diye elimden geleni yapacağım...
Demokrasi kazansın, laiklik kaybetmesin, Avrupa Birliği'ne üye çağdaş bir Cumhuriyet ayakta kalsın, hayat herkes için özgür ve barışçıl devam etsin diye uğraşacağım...
***
Ve fakat, kendi içinde mutlu olmayanın etrafına da faydası olmaz...
Kendi mutluluğum için fırsatını buldukça ikizleri seveceğim, onlarla konuşacağım, onlarla iletişim kuracağım...
Büyük çocuklarla, sevgiyi paylaşırken, onların dünyalarında gençleşeceğim, öğrendiklerini paylaşarak tazeleneceğim, duygularıyla hafifleyeceğim...
Sevgiliyle hayatı zorlaştırmaya değil, kolaylaştırmaya, ağırlaştırmaya değil, hafifleştirmeye çalışacağım...
Güzel ve muhteşem kadınlarla tatlı sohbetler yapacağım...
Sevgili ve diğer muhteşem kadınlar benim erkeksi hırtlıklarımı, törpüleyecek, beni duygulardan koparmayacak, beni estetikten mahrum bırakmayacak, benim aşkla olan duygularımı törpülemeyecek...
***
Erkek arkadaşlarım ve dostlarımla ise futbol geyiği yapacağım...
Bu futbol geyiği, bu sene Beşiktaş, Fener, Galatasaray'ı iyice aşacak ve Milan, Barcelona, Manchester United, Liverpool, Arsenal, Chelsea ve Manchester City'yi kapsayacak...
Arada bir Lazio, Roma, Inter, Real de bundan nasibini alacak...
Milan-Manehester United maçını Milano'da, Chelsea-Inter maçını ise Londra'da izlemek istiyorum...
Bu durumu organize edersem keyifler gıcır olacak...
Türk Hava Yolları Barcelona takımına resmi sponsor oldu...
Vicky, Christina, Barcelona filmi mi dersin; Penelope'u mu anarsın, yoksa Barcelona'nın maçını mı izlersin...
Buram buram Akdeniz şehri, Katalan ülkesi ajandaya dahil edilmeli...
***
Filmler görmek, kitaplar okumak istiyorum, keşfedilmemiş dünyalarda yeni tatlar ve keyifler almak istiyorum, bir Amerika ve New York yapmak istiyorum...
Hayatı bize verildiği şekliyle, keyfiyle, insanların çanına ot tıkamadan, kötülük yapmadan, kendi mutluluklarını bozmadan inancıyla, düşüncesiyle, sevgisiyle yaşamak istiyorum...
Yavrularımı büyütmek istiyorum...
***
AYŞE ARMAN'DAN SIMSICAK BİR KİTAP...
ALYA SEVGİLİM VE BEN...
Nasıl güzel, nasıl sıcak bir kitap ...
Bir tarafta fotoğraflar, diğer tarafta Ayşe Arman'ın o sıcacık samimi üslubuyla yazdıkları...
Sevgilisini ve kızını anlatmış kitabında...
Ama resimli roman gibi...
Bir tarafta yazı...
Diğer tarafta fotoğraflar...
Sanki Ayşe'lerin evine gitmişsiniz, kanepede otururken size "aile albümünü" getirmişler, onun sayfalarını çeviriyorsunuz...
O kadar içten, o kadar samimi o kadar güzel fotoğraflar ve yazılar...
Dün sayfaları çevirirken bir resim gördüm tepeden;
İçimden diyorum ki ben bu yeri bir yerden hatırlıyorum...
Sonra gördüm ki Portofino'yu anlatıyor...
Ailecek gitmişler...
O muhteşem romantik kasabada, iki sevgili ve çocukları...
Akşam romantik yemeği önce kocası 454 dakika yiyor, sonra otele dönüyor Alya'ya bakıyor...
Arkasından Ayşe gidiyor o karşı sandalyede oturuyor şarabıyla birlikte Ayşe 45 dakika keyif yapıyor anterisini bitiriyor ve otele odaya dönüyor...
Arkasından yeniden eşi gidiyor, masaya ana yemeği yemeğe...
Portofino'da dönüşümlü romantik yemek...
Sımsıcak bir kitap ve bir Ayşe Arman albümü...
Mutlaka alın, keyfiniz yerine gelecek...
REHA MUHTAR-VATAN

YORUMLAR
İlk yorum yapan sen ol...