E-posta :
  Şifre :
    ► Üye olmak istiyorum
    ► Şifremi Unuttum

Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Gül yazdı: BATININ KÜLTÜREL KODLARINDA SOYKIRIM 

Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Cengiz Gül yazısında, insanlığın ortak vicdanını hedef alan ve tüm uluslararası toplumu ilgilendiren soykırım suçunu kaleme aldı.

19.02.2026 - 15:06
Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Gül yazdı: BATININ KÜLTÜREL KODLARINDA SOYKIRIM

Batı Kültür ve Medeniyetinde Soykırım Eğilimi

Bir özdeyiş olarak sıkça kullanılan, ‘küpün içinde ne varsa dışarıya da o sızar’ sözü, mefhumu muhalifiyle, yani zıt anlamıyla, olanın dışında küpten bir şeyin çıkmayacağı, mesela sirke küpünden dışına bal ve şerbet sızmayacağını da zımnen ifade etmektedir. Bu perspektiften bakılırsa, kültürel ve tarihi kodlarında güçlüyü haklı kabul eden, hayatı salt bir kavga ve mücadeleden ibaret gören ve kendi menfaatinden başkasını hiçe sayan Batı medeniyetinden ve bu medeniyet anlayışından beslenen ülke ve toplumların her türlü sosyo-politik ürün ve çıktılarının da, Batının bu kültürel genetiğinden bağımsız okunamayacağı açıktır. Zira beşeri olayların arkasında, o toplumun mensubu olduğu zihniyet ve kültür dünyasının yansımaları bulunduğunu görmek mümkündür. Kültürel kodların eylem ve davranışlara yön verdiğine ilişkin bu durum, bir ülkeyi yönetenler için olduğu kadar, yönetilenler açısından da geçerlidir. Yani bir toplumun kültürel kodlarının, siyasal iktidarın dışında, sivil toplumun da yaygın rıza ve katılımıyla tezahür ederek taşındığını belirtmek gerekir. Bu noktadan hareketle, Batı medeniyetinin kültür dünyasına mensup olan pek çok ülke ve toplumların tarihlerinde adeta kara delikler açan insanlık suçları içinde en barbarca olanı ise, şüphesiz ‘soykırım suçu’ olarak öne çıkmaktadır. Soykırım suçunu ifade etmek üzere, uluslararası doktrinin yanı sıra uluslararası hukuk metinlerinde de geçen ‘genocide’ kavramı, Yunanca ‘genos’ (soy, ulus) ile Latince ‘cide’ (öldürme) kelimelerinin birleşimiyle ortaya çıkmıştır. İnsanlığa karşı suçlar içinde özgün bir kategori teşkil eden bu soykırım suçuyla; belli bir etnik yapıya, ırka veya dine mensup grubun, salt bu kimliklerinden dolayı, yaygın ve sistematik biçimde yok edilmesine yönelik eylemler anlatılmak istenmektedir. Soykırım suçu, bireylere karşı işlenen ağır suçların çok ötesinde, bir toplum veya grubun kolektif varlığını hedef alan fiillerin hukuken daha ağır bir suç tipi altında değerlendirilmesi gerektiği yaklaşımından hareketle, 9 Aralık 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’yle de uluslararası hukukta yerini almıştır. İnsanlığın ortak vicdanını hedef alan ve tüm uluslararası toplumu ilgilendiren suçlar olarak soykırım kapsamındaki eylemler, korunan hukuki değerin kolektif nitelikte olmasından dolayı da kendine özgü bir suç kategorisi kabul edilmektedir.

1948 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından, önlenmesi ve gerektiğinde cezalandırılması için uluslararası bir hukuk kodunda düzenlenen soykırım suçunun, taşıdığı kültürel ve tarihi kodları itibariyle bu suçu işlemeye oldukça yatkın olan Batılı ülkelerin sabıka dosyalarını bir hayli kabarttığı da tarihi bir realitedir. Haklının güçlü değil de güçlünün haklı kabul edildiği, hayatın bir yardımlaşma ve dayanışma değil de ölümüne kavga ve didişmeden ibaret görüldüğü, asıl hedef konumunda saydıkları kendi menfaatleri uğruna başkasının imha edilmesine cevaz verildiği ve de toplum ve sınıflar arasındaki ilişki ve bağlarda ise, kendinden olmayanı yok etmeye kadar işi götüren bir ırkçılık ve menfi milliyetçiliğin öne çıkarıldığı bir medeniyet anlayışı olarak Batı’nın bu eksendeki kültür kodlarının, soykırım gibi, insanlığa karşı en barbarca bir suçun işlenmesine zemin hazırladığına da şaşırmamak gerekir. Batı medeniyetinin beşeri fıtrata, yani insan doğasına aykırı bu zihniyet ve kültürel kodlarının, pek çok olumsuz yansımalarından başka, özellikle soykırım şeklinde kendini gösteren vahşet ve barbarlıklarına da tarihi süreç içerisinde sıkça rastlamak mümkündür. Sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla Türkiye'nin geçmişine çamur atmaya çalışan Avrupa ülkelerinin soykırım hususundaki sabıka dosyalarının hayli kabarık olduğu ve bu noktada 27 AB üyesi ülkeden 9'unun geçmişte soykırım yaptıkları da tarihin kara sayfalarına geçmiştir.

Soykırım Suçundan Sabıkalı Batılı Ülkeler

Dünya tarihinin en kanlı yüzyılı olarak kayıtlara geçen 20. yüzyılda, Batılı ülkelerin başlattığı dünya savaşları ile katliam ve soykırımlarda 100 milyondan fazla insan öldürülmüştür. Batılı ülkeler, bu soykırım suçlarını işlemeye 21. yüzyılda da devam ederek, Irak ve bilhassa Filistin-Gazze’de tüm dünya kamuoyunun gözleri önünde işlediği soykırım suçlarını örtbas edip suç bastırmak için de Türkiye’ye soykırım iftirası atmaya kalkmışlardır. Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından yayınlanan bir raporda, Almanya, Belçika, Danimarka, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya, Yunanistan, ABD, Sırplar ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin katliam ve soykırım sabıkalarının ise hayli kabarık olduğuna dikkat çekilmektedir. İnsan hakları havariliğine soyunan bu Batılı ülkelerle birlikte Rusya ve İsrail’in de soykırım ve katliamlarla kararmış tarihlerinden bazı örneklere burada yer vermekte yarar vardır.

Almanya
1933-1945 yılları arasında Adolf Hitler’in öncülüğünde büyük Alman imparatorluğunu kurmak isteyen Almanlar, bu süreçte saf Alman ırkını da meydana getirmek amacıyla, Yahudiler ile diğer millet ve etnik grupların da bulunduğu 21 milyon insanı kurşuna dizerek, toplama kamplarında, fırınlarda yakarak, gaz odalarında zehirleyerek soykırıma uğratmıştır. Almanlar ayrıca, 1904 yılında da hammadde ve işgücü gerekçesiyle Namibya’yı sömürgeleştirmiş, adanın yerlilerinden Herero ve Namalar üzerine taarruz ederek kadın, çocuk ve yaşlı demeksizin 132 bin yerliden 117 binini soykırıma tabi tutmuştur.

Belçika
I. Dünya Savaşı sonrasında yönetimi, daha doğrusu sömürgeliği Belçika’ya verilen Ruanda ve Kongo’da 10 milyondan fazla insan soykırıma uğratılmıştır.

Danimarka
1945 yılında Sovyet Ordusu’nun Alman topraklarına doğru ilerlemesinden kaçarak Danimarka’ya sığınan ve üçte birini 15 yaşından küçük çocukların oluşturduğu 250 bin Alman mülteci tel örgülerle çevrili toplama kamplarına alınmış ve binlerce çocuk ve yetişkin tifüs, bağırsak iltihabı ve ishal sonucu burada hayatını kaybetmiş, daha doğrusu Danimarka tarafından ölüme terk edilmişlerdir.

Fransa
1830 yılında Cezayir’i işgal ederek 132 yıl boyunca elinde tutan Fransa, 1954-1962 yılları arasında 1.5 milyon Cezayirliyi katletmiş ve I. Dünya Savaşı’nda da 900 bin Afrikalının ölümüne sebep olarak soykırım ve katliamlarıyla tarihin kara sayfalarında yerini almıştır.

İngiltere
1788-1938 tarihleri arasında sömürgeleştirmek üzere gittiği Avustralya’da, bölgenin yerli halkı olan Aborjinleri sistematik biçimde soykırımla imha eden İngilizlerin, bunu yaparken de, yerlilerin arasına hem salgın hastalık yaydığı hem de yemeklerine zehir katarak yok etmeye kalktığı anlaşılmış, 750 bin Avustralya yerlisinden geriye ise sadece 31 bin kişi kurtulabilmiştir.

İspanya
1492’de yeni kıta Amerika’nın keşfinden sonra, kıtaya gelen Avrupalı sömürgecilerle birlikte milyonlarca Kızılderili’yi katleden İspanya, 1970’li yıllarda ise, diktatör Francisco Franco tarafından ülkesinde 30 bin muhalifini öldürterek bir başka barbarlığa imza atmıştır.

İtalya
İtalya, Libya’da 1911’den 1940’lı yıllara kadar uyguladığı imha operasyonları ve çölün ortasına kurduğu toplama kamplarında yüz binlerce Afrikalı Müslümanı soykırıma tabi tutarken, İtalya diktatörü Mussolini de, Etiyopya ve Yugoslavya'da 300 bin insanı katletmiştir.

Yunanistan
1829’da bağımsızlığını kazandığında Mora’daki Türkleri göçe zorlayarak burada 20 bin Türkü katleden Yunanistan, 1923 yılında Lozan’da imzalanan Türk ve Yunan azınlıkların karşılıklı mübadelesine ilişkin anlaşmadan sonra ise, Batı Trakya bölgesinde yaşayan Türkler üzerinde sistematik biçimde 'etnik ve kültürel bir soykırım' yürütmüştür. Bu süreçte hukuki, siyasi, kültürel ve dini haklarının kısıtlanması, ibadetlerine izin verilmemesi gibi yoğun baskılar sonucu 400 bin Türk bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır.

ABD
Soykırımlarına, kuzey Amerika kıtasının yerlileri olan Kızılderilileri katletmekle başlayan ABD'liler, İngilizlerle birlikte, Almanlar'ın savaşı kaybetmelerinin ardından, Dresden kentine sığınan Alman göçmenlerini 3 gün süreyle havadan bombalayarak, çocuk ve kadınlardan oluşan 200 bin kişiyi katletmiştir. ABD ayrıca, 1945 yılında Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombaları sonucunda 135 bin kişiyi, işgal ettiği Vietnam’da ise 70 bin kişiyi katletmiştir. İngiliz Tıp Dergisi Lancet'in yaptığı araştırmaya göre, Irak'ta ABD işgali dolayısıyla ölen sivillerin toplam sayısı da 655 bine ulaşmıştır.

Sırplar

1995 yılı Temmuz’unda Sırp birlikleri, 8 binden fazla Boşnak Müslümanı, güvenliği Birleşmiş Milletler (BM)’ce sağlanan Srebrenitsa'da soykırıma tabi tutmuştur. Bu katliam ve mezalim, Hitler Almanya’sında uygulanan Holokost’tan bu yana Avrupa'daki en büyük soykırımdı. BM’nin güvenli bölge ilan ettiği yere sığınan Boşnaklara, BM Barış Gücü bünyesinde görev yapan Hollandalı askerlerin de adeta gözetiminde soykırım uygulanırken, medeni! Avrupa’nın ortasında gerçekleşen bu katliama seyirci kalan dünyaya yayılan dehşet verici soykırım görüntüleri ise, II. Dünya Savaşı sonrasında barış ve güvenliğin tesisi için kurulan uluslararası toplum ve hukukun çöküşünü de daha 20. yüzyıl bitmeden ilan etmiştir. Srebrenitsa'da yaşananların "soykırım" olduğuna dair Lahey'deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nin birçok kararında olduğu gibi, BM Genel Kurulu da 2024’te 11 Temmuz'u "Srebrenitsa Soykırımı Anma Günü" ilan ederek Sırpların soykırım suçunu tescillemiştir. Yakın zamanda İtalya'da Milano savcılığı tarafından yürütülen bir soruşturmada, savaş sırasında Avrupalı zenginlerin Bosna-Hersek'e "keskin nişancı safarisi", “sniper turizmi” için gittikleri ortaya çıkarılmıştır. Keyfi ve zevkine insan öldürme ve daha doğrusu Müslüman avlama turları olarak düzenlenen bu safariler de, zaten bozuk ve çürümüş medeniyet ve kültür kodlarıyla Batı dünyasının alçaklık ve barbarlıkta hiç sınır tanımadığını göstermesi bakımından gayet ibretliktir.

Rusya
1917-1920 yılları arasında Lenin tarafından 30 bin muhalifin infaz edildiği Rusya’da, 1944 yılında da, Çeçen, İnguş, Karaçay-Malkarlar ile Kırım Türkleri trenlerle Sibirya ve Kazakistan’a sürgün edilmiş, bu sürgünde ise 500 bini aşkın Müslüman Türk yollarda açlık, susuzluk ve salgın hastalıktan ölmüştür. Rusya'nın Çeçenistan’a yaptığı saldırılarda da 200 binin üzerinde sivil katledilmiştir.

İsrail

Kurulduğu 1948 yılından itibaren Filistin’de başlattığı işgal ve kitlesel imha saldırılarını, zamana yayarak gerçekleştiren İsrail, 8 Ekim 2023’ten itibaren ise Gazze’de, BM, UCM ve UAD tarafından da resmen tescillenen soykırım eylemlerine dönüştürmüş ve resmi rakamlarda 72 bini, gayrı resmi olarak da yüz binleri bulan ölü sayısıyla da, tüm dünyanın gözü önünde, kendi maruz kaldıkları Holokostu bile geride bırakan bir barbarlık ve vahşeti sergilemeye devam etmiştir. Gazze’deki sistematik soykırım ikinci yılını doldurmuş iken yapılan bir ateşkes anlaşmasına rağmen saldırganlığını bırakmayan Siyonist rejim, bu süreçte Hamas’ın harfiyen uyduğu anlaşma şartlarını yüzlerce defa ihlal etmek suretiyle, insani yardım girişlerini de engelleyerek 6 yüz kadar sivil Müslümanı daha soykırıma tabi tutmuştur. Ayrıca soykırımcı İsrail’in, 2026 Şubat’ında aldığı bir kararla, zaten fiilen işgal altında tuttuğu Batı Şeria’yı, ‘Arazi Kayıt Süreci’ adı altında tamamen ilhak etmeye kalkması da, Gazze’deki soykırımın tüm Filistin topraklarına yayılarak sürdürülmesi anlamına gelmektedir.

YORUMLAR
 Onay bekleyen 1 yorum var.
Üye girişi yapmadınız. Misafir olarak yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
  Yorumcuların dikkatine…

İmlası çok bozuk,
Büyük harfle yazılan,
Habere değil yorumculara yönelik,
Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren,
Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen,

yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.

Bu haber henüz yorumlanmamış...

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Ahmet Hakan: 'Tarkan’dan sonra laiklik bildirisi'
Gazeteci Ahmet Hakan, "Eski Türkiye nostaljisi sürüyor: Tarkan’dan sonra ...
'Aynı Yağmur Altında' dizisinin incelenmesi için RTÜK'e başvuru
RTÜK Üyesi İlhan Taşcı, ATV’de yayınlanan "Aynı Yağmur Altında" adlı dizide ...
Gazeteler bugün ne yazdı? (19 Şubat)
Gazeteler bugün ne yazdı? (19 Şubat)
 
Türk dizilerine dev destek: Bölüm başına 100 bin dolar
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türk dizilerine yönelik yeni destek modelini açıkladı.
Emin Çölaşan yazdı: Hoşgeldin sevgili Ramazan
Sözcü yazarı Emin Çölaşan bugünkü köşesinde Ramazan ayının gelişini yazdı.
Gazeteler bugün ne yazdı? (18 Şubat)
Gazeteler bugün ne yazdı? (18 Şubat)
 
Enver Aysever için hapis talebi
YouTube üzerinden yaptığı yayınlarda kullandığı ifadeler nedeniyle geçtiğimiz ...
Gazeteler bugün ne yazdı? (17 Şubat)
Gazeteler bugün ne yazdı? (17 Şubat)
RTÜK bazı bölümlerini erişime kapatmıştı: Tartışılan dizi "Jasmine"in yayın hayatına son verildi
RTÜK’ün "milli ve manevi değerlere aykırılık" gerekçesiyle bölümlerini ...
 
SOSYAL MEDYADA TAKİP ET
FACEBOOK'TA TURKTIME
TWITTER'DA TURKTIME
 
KATEGORİLER
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ETİKETLER
  •KÜNYE
  •İLETİŞİM
  •REKLAM
 
 
  •Güncel
  •Siyaset
  •Dünya
  •Medya
  •Magazin
  •Spor
  •Kültür
  •Sağlık
  •Ekonomi
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Dünya
  •Spor
  •Kültür
  •Ekonomi
  •Sağlık
  •Medya
  •Siyaset
  •Güncel
  •Aktüel
Vladimir Putin
ygs
yangın
fatih terim
Ukrayna
Kuzey Kore
sınav stresi
TV8
Yükseköğretime Geçiş Sınavı